On dört yaşındaki kızım
KIZIM AMELİYATTAYKEN AİLEM TATİLE DEVAM ETTİ, AMA BÜYÜKANNEMİN BIRAKTIĞI MİRAS HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ "Yarın ailenize resmi bildirim ulaşacak. Ama önce büyükannenizin o zarfa neden 'İdil'e bir daha zarar verirlerse açın' yazdığını öğrenmeniz gerekiyor." Avukat Hale Hanım'ın sözlerini duyduğumda hastane koridorunda olduğum yere çakıldım. Büyükannem Müfide, ölümünden iki yıl sonra bile bizi korumaya çalışıyordu. Ama hangi sırrı sakladığını henüz bilmiyordum. "Zarfın içinde ne var?" diye sordum. "Bunu telefonda konuşmamız doğru olmaz. Sabah hastaneye geleceğim. Ancak bilmeniz gereken bir şey var. Ailenizin oturduğu o villa, yıllardır sandıkları gibi onların değil." Telefon kapandığında ellerim titriyordu. İdil'in odasına döndüm. Kızım ameliyattan yeni çıkmıştı. Gözlerini güçlükle açtı. "Anne, herkes bana kızgın mı?" Bu soru kalbimi paramparça etti. "Hayır, güzel kızım. Kimse sana kızgın değil." "Ama tatili mahvettim." Yatağının kenarına oturup elini tuttum. "Sen hiçbir şeyi mahvetmedin. Asıl hata seni dinlemeyen insanlardaydı." İdil gözlerini kapatırken fısıldadı: "Anneanne beni yine numaracı sanıyor, değil mi?" Cevap veremedim. Çünkü kızımın canı tehlikedeyken bile anneannesinin aklında yalnızca tatil vardı. O gece sabaha kadar uyumadım. Ertesi sabah Hale Hanım hastaneye geldi. Elinde kahverengi bir dosya ve üzerinde büyükannemin el yazısı bulunan sararmış bir zarf vardı. "Önce bunu okumalısınız," dedi. Zarfı açarken gözlerim doldu. İçinden büyükannemin bana yazdığı bir mektup çıktı. "Sevgili torunum, Hayatım boyunca annenin sana nasıl davrandığını gördüm. Her seferinde sustun. Aileni kaybetmekten korktun. Ama insan bazen ailesini kaybetmemek için kendisini kaybeder. İdil doğduğunda aynı şeylerin tekrarlandığını anladım. O küçük kızın gözlerindeki korkuyu gördüğüm gün bir karar verdim. Göl evimi ona bırakıyorum. Çünkü o evde gerçek sevgiyi hak eden tek çocuk, herkesin görmezden geldiği İdil'dir. Fakat sana açıklamam gereken başka bir gerçek daha var. Annenle baban, yıllardır benim paramla yaşıyor. Daha kötüsü, senin hakkını da aldılar." Mektubun devamını okumadan Hale Hanım'a baktım."Benim hakkımı mı?" Avukat dosyadan eski bir banka dekontu çıkardı. Büyükannem yıllar önce benim üniversite eğitimim ve ileride kuracağım hayat için önemli miktarda para ayırmıştı. Ancak annemle babam, o dönem imzaladıkları vekâletnameyi kullanarak parayı çekmişti. Üstelik bunu bana hiç söylememişlerdi. Ben üniversiteye giderken gündüzleri kafede çalışmış, geceleri ders çalışmıştım. Annem sürekli, "Bizim sana verecek paramız yok," derdi. Meğer param varmış. Sadece benden saklanmıştı. Hale Hanım ikinci belgeyi önüme koydu. "Büyükanneniz durumu sonradan öğrenmiş. Paranın iadesini istemiş. Aileniz ödeme yapmayınca da avukat aracılığıyla bir borç kabul belgesi düzenlenmiş." "Ne kadar borçları var?" Rakamı duyduğumda nefesim kesildi. Faiziyle birlikte yaklaşık dört milyon lira. "Büyükanneniz bu alacağı da İdil için oluşturduğu mal varlığına bırakmış. Aileniz yalnızca villayı kaybetmekle kalmayabilir. Borcu da ödemek zorundalar." Başımı ellerimin arasına aldım. Yıllarca kız kardeşim Pervin'in düğününe, arabasına, evinin tadilatına nasıl para bulunduğunu merak etmiştim. Cevap önümde duruyordu. Benim geleceğim için ayrılan parayla onun hayatını güzelleştirmişlerdi. "Bu belgeler kesin mi?" diye sordum. Hale Hanım başını salladı. "Orijinalleri ve banka kayıtları mevcut. Gerekli hukuki işlemleri başlatabiliriz. Ancak büyükannenizin asıl isteği para değilmiş." "Neymiş?" "İdil'in bir daha o evde aşağılanmaması." O sırada telefonum çaldı. Arayan annemdi. Açtığım anda bağırmaya başladı. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" Sesini hoparlöre aldım.