75 Yaşındaki Komşum Her Sabah Kapıma Bir Tabak Yemek Bırakıyordu
“Ama asıl ürpertici olan şuydu: Ben ona kırmızı kurdeleli bir zarftan hiç söz etmemiştim.” Telefonu kulağımdan uzaklaştırdığımda ellerim titriyordu. Babam Fikri hâlâ hatta bağırıyordu. “Zişan, beni dinle! O zarfı açarsan hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” “Saadet yerde can çekişirken senin derdin bir zarf mı? Bu sabah onun evinde miydin?” Karşı taraftan yalnızca nefesini duydum. Sonra telefon kapandı. Polis memuru, sandıktan uzaklaşmamı istedi. Zarfların ve devrilmiş sandığın fotoğrafları çekildi. Kırmızı kurdeleli zarf diğerlerinden ayrı bir poşete konuldu. Benimse gözüm masadaki ikinci çay bardağındaydı. Saadet o sabah yalnız değildi.Hastaneye giderken Fikri'yi defalarca aradım. Açmadı. Acil serviste doktor, Saadet'in kan şekerinin tehlikeli derecede düştüğünü, düşerken başını çarptığını söyledi. Hayati tehlikeyi atlatmıştı ama gözlem altında tutulacaktı.Saatler sonra odasına girmeme izin verildi. Beni görünce ağlamaya başladı. “Yarın gel demiştim,” diye fısıldadı. “Geldim. Ama geç kaldığımı sandım.” Elimi kavradı. Parmakları buz gibiydi. “Geç kalmadın, kızım. Asıl ben otuz sekiz yıl geç kaldım.” Nedenini soramadan hemşire geldi. Saadet yorulmamalıydı. Koridora çıktığımda annemin ölümünden sonra bana bıraktığı anahtarları avucumda çevirdim. Taşınırken yatak odasındaki dolabın üst rafında gördüğüm kahverengi dosya aklıma geldi. Kapağındaki “Zişan büyüyünce” yazısını o gün fark etmiş, yasımın ortasında açmaya cesaret edememiştim. Artık o iki kelimenin neden yazıldığını öğrenmeliydim. Eve döndüğümde doğrudan dolaba gittim. Üst rafta kahverengi bir dosya vardı. İçinden annemin el yazısıyla doldurulmuş bir defter, eski bir hastane makbuzu ve kenarı yırtılmış bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta annem, Fikri ve kucağında bebek taşıyan genç bir kadın görünüyordu. Kadının yüzü fotoğraftan koparılmıştı.Defterin ilk sayfasında şu cümle yazıyordu: “Bir çocuğa annelik etmekle onun annesini elinden almak aynı şey değildir.”Dizlerimin bağı çözüldü. Annemin son yıllarda neden durup dururken ağladığını, bana sarılırken neden bazen “Hakkını helal et” dediğini düşünmeye başladım. Bir sayfadan, annemin bana beş yaşımdayken aldığı kırmızı saç tokası düştü. Arka yüzüne küçük harflerle “Bugün ilk kez tek başına bisiklete bindi” yazılmıştı. Bu kadının sevgisinin sahte olmadığını biliyordum. Ama saklanan her gerçek, o güzel hatıraların üzerine görünmez bir gölge düşürüyordu.Defterin ilerleyen sayfalarında tarihler vardı. 2015 yılının karşısına yalnızca “Saadet geri geldi” yazılmıştı. Altında ise başka bir not bulunuyordu: “Fikri, gerçeği söylemezsem her şeyi kaybedeceğimizi söylüyor. Oysa biz onu çoktan kaybetmişiz.” Ertesi sabah polis merkezine gittim. Görevliler, apartmanın giriş ve kat koridorundaki güvenlik kameralarının kayıtlarına ulaştıklarını söylediler. Görüntüde Fikri, Saadet'in kapısına doğru yürüyordu. Elinde siyah bir dosya çantası vardı. Yirmi dakika sonra telaşla binadan çıkmıştı. Merdivenleri inerken arkasına bile bakmamıştı. Görüntü, Saadet'in kapısından ayrılmadan birkaç saniye önce yere eğilmiş gibi yaptığını da gösteriyordu. Belki düşüşü görmüştü. Belki yardım edebilirdi. Kameranın göstermediği tek şeyi ondan öğrenebilecektim.Görevliye masadaki çay bardaklarını anlattım. Birinin yarım kaldığını, diğerinin hiç dokunulmamış gibi durduğunu söyledim. Fikri o eve konuşmaya değil, bir şeyleri susturmaya gitmiş gibiydi.“Babanızla görüşmemiz gerekecek,” dedi görevli. “Ona ne olduğunu ben de bilmek istiyorum.” Aynı gün hastanede Saadet'in doktorundan konuşabilecek durumda olduğunu öğrendim. Yatağının yanına oturup annemin defterini gösterdim. Kadının yüzündeki ifade değişti. “Demek sonunda buldun.” “Bana gerçeği söyleyin. Siz kimsiniz?” Saadet pencereye baktı. Uzun bir sessizlikten sonra konuşmaya başladı. “1986'da Fikri'yle evlenmeyi düşünüyorduk. Sen daha dünyada yoktun. Ben küçük bir deftere, bir gün kızım olursa adını Zişan koyacağımı yazmıştım. İlk mektubum o hayal ettiğim çocuğaydı.” Boğazım düğümlendi. “Peki sonra?”“Fikri ailesinin baskısıyla benden ayrıldı. Başka biriyle evlendi. Fakat 1987 sonunda kapıma gelip her şeyi düzelteceğini söyledi. Ona inanmak hayatımın en ağır hatasıydı. Bir süre sonra sana hamile olduğumu öğrendim. Baban bunu biliyordu. Doğumda çok kan kaybettim; günlerce hastanede kaldım. Ayıldığımda bebeğimin öldüğünü söylediler.”