Babam Beni Yol Kenarında Terk Etti
“Baban o gece sana yalan söyledi.” Annemin mektubundaki bu cümleyi defalarca okudum. Yirmi yıl önce, on üç yaşındayken, babam Şevket'in eşyalarımı köy yoluna saçıp “Artık benim ailemden değilsin. Bir daha eve dönme,” dediği anı unutamamıştım.Şimdi otuz üç yaşındaydım. Kendi evim, işim ve bana anneliği öğreten Tomris vardı. Ama o mektubu tutan ellerim hâlâ yol kenarında bırakılmış bir çocuğun elleri gibi titriyordu. Yıllarca arabaların arka lambalarına bakamaz olmuştum. Okul gezilerinde de en son ben inerdim. Tomris bunu fark ettiğinde şöyle derdi: “Bir insanın gitmesi, senin geride bırakılmayı hak ettiğin anlamına gelmez.” Anladığımı sanırdım. Meğer hâlâ cevabını beklediğim bir soru varmış: Babam neden beni seçmişti?Annem şöyle devam etmişti: “Bunu sana anlatmak için çok geç kaldım. O gün baban seni bir öfke nöbetiyle bırakmadı. Her şeyi önceden planlamıştı. Çünkü deden Rıza'nın sana bıraktığı emaneti öğrendiğini düşündü.” Dizlerimin bağı çözüldü. Dedem öldüğünde on bir yaşındaydım. Bana ait olduğunu bildiğim tek miras, kapağı çatlamış eski bir cep saatiydi. Annemin bahsettiği emanetten hiç haberim yoktu.Mektubun arasından sararmış bir fotokopi çıktı. Dedemin imzasını taşıyan vasiyetnamenin bir bölümüydü. Köydeki zeytinliğin gelirinin eğitimim için ayrılmasını istemişti. Annemin yazdığına göre babam, yıllarca bu gelirleri kendi işinde kullanmış, ardından kayıtlarda sahte belgeler düzenletmişti. Bir cümlede durakladım: “Sen o yaz babanın çekmecesinden çıkan defteri bana getirmiştin. İçinde senin adına alınan paraların hesabı vardı. Ben korkup defteri geri koydum. Şevket gördüğünü anladı. O akşam yola çıkmamızın gerçek nedeni buydu.”Birden hatırladım. Babamın masasında kendi adımı görmüş, paranın neden okul masraflarıma harcanmadığını sormuştum. Bana bağırmış, sonra ailece akrabalarımıza gideceğimizi söylemişti. Yolculuğun ortasında hayatım bitmişti.Mektubun son satırları daha ağırdı. “Ben sustum Kerem. Sen ağlarken arabadan inmedim. Bu korkaklığın bahanesi yok. Üstelik sana gönderdiğim mektupların hiçbirinin ulaşmadığını yeni öğrendim. Baban onları saklamış. Umut'un düğününden önce seni görmem gerek. Çünkü şimdi aynı şeyi ona yapmaya hazırlanıyor.”Telefon numarası yazılıydı.Aradım. Üçüncü çalışta açtı. “Kerem?” Sesini tanımak istemiyordum. Ama tanıdım. “Umut'a ne yapacak?” dedim. Annem hıçkırığını bastırdı. “Düğün için aldığı evi ipotek ettirecek. Şevket ona birtakım evraklar imzalatıyor. Kardeşin borcun gerçek miktarını bilmiyor.” “Peki neden bana yazdın?”“Çünkü Umut seni buldu. Yıllardır seni aradığını babasından gizliyordu. Davetiyeyi de o gönderdi. Ben mektubu içine koydum.”“Peki sen neden yirmi yıl bekledin?” Bu kez cevap vermesi uzun sürdü. “İlk yıllarda Şevket bir gün geri döneceğini, seni benim aramamam gerektiğini söyledi. Sonra mektuplarımı yolladığımı sanıp sustum. Son yıllarda gerçeği araştıracak gücüm vardı ama utancım daha büyüktü. Geçen ay Umut bana çekmecede bulduğu mektupları gösterince daha fazla saklanamayacağımı anladım.” “Bunları söylemen olanları değiştirmiyor anne.” “Biliyorum oğlum. Senden hemen affetmeni istemiyorum.” O gece Tomris'in evine gittim. Yetmişine yaklaşmıştı. Kapıyı açınca yüzüme baktı ve hiçbir şey sormadan çay koydu. Bana on dört yaşındayken bisiklet sürmeyi öğreten, üniversiteye giderken otobüsün arkasından el sallayan kadın oydu.