16 yaşındaki kızım otobüste bulduğu bir bebekle eve geldi

“İnanamıyorum,” diye fısıldadım, gözyaşlarımı tutamayarak. “Bu nasıl mümkün olabilir?” Kâğıdı tutan ellerim titriyordu. Notta yalnızca birkaç cümle vardı: “Bu bebeğin adı Kayra. Babası Boran, on altı yıl önce hastanede öldüğünü sandığın oğlun. Sana yalan söylediler. Kanıtlar bende. Lütfen çocukları koru. — Necla Sönmez.” Son cümleyi üçüncü kez okudum. Sonra bebeğe baktım. Küçücük eli, battaniyenin kenarını kavramıştı. “Ilgın,” dedim boğuk bir sesle, “bunu kim yazdı?” Kızım gözlerini kaçırdı. “İki gün önce okul çıkışında yaşlı bir kadın beni durdurdu. Önce deli olduğunu düşündüm. Babamın fotoğrafını gösterdi. Sonra hastane bilekliğini…” Ilgın çantasından sararmış, şeffaf bir poşet çıkardı. İçinde minicik bir bileklik vardı. Üzerinde benim soyadım ve yıllardır unutamadığım tarih yazılıydı. O bilekliği tanıyordum. Doğumdan önce oğlum için seçtiğim ismi etikete kendim yazmıştım. “Boran” yazısı silikleşmişti ama B harfinin üstündeki küçük mürekkep lekesi hâlâ oradaydı. Tayfun’la adını birlikte seçmiştik. O gece hastaneden ayrılırken elime verilen küçücük kutuda aynı isim yoktu. Bunu yıllarca önemsememiştim. O günü hatırladım. Eşim Tayfun’u trafik kazasında kaybedeli üç ay olmuştu. Erken doğum yapmış, oğlumu yalnızca birkaç saniye uzaktan görebilmiştim. Ertesi sabah doktor, bebeğimin solunum yetmezliğinden öldüğünü söylemişti. Cenazeyi bile göstermemişlerdi. Ağlamaktan itiraz edememiştim. “Kadın nerede?” diye sordum. “Bilmiyorum. Bana Boran’ın yaşadığını söyledi. Onu bulanık bir fotoğraftan tanıdım; babama çok benziyordu. Sonra bir telefon numarası verdi.” “Peki bebek?” Ilgın hıçkırdı. “Boran’ın sevgilisi Başak getirmiş. Otobüste onu arkadaki koltuğa bırakıp inmiş. Ben bir sonraki durakta bindim. Necla teyze, bebeği benim alacağımı önceden söylemişti. Yalan söyledim çünkü senin de her şeyin bir parçası olduğunu sanmandan korktum.” İçimde bir an öfke yükseldi. Kızım, tanımadığı insanların kurduğu tehlikeli bir plana karışmıştı. Ama kucağındaki bebek gerçekti. Önce onun güvenliği geliyordu. “Bu planı neden sana anlattılar?” diye sordum. “Çünkü Necla teyze önce sana gitmeye cesaret edememiş. Boran ise bir süredir gerçek ailesini arıyormuş. Benim okulumu, babamla çekilmiş eski fotoğraflarımdan bulmuşlar. Ona yalnızca bebekle buluşacağımı söyledim. Boran’ın tehlikede olduğunu sonradan öğrendim.”Ilgın, yavruyu tutarken bir yetişkin gibi görünmeye çalışıyordu; oysa korkmuş bir çocuktu. Kayra ağlamaya başlayınca nasıl besleyeceğimizi bilemedik. Çantasında hazır mama yoktu. Yardım istememiz gerektiğini ikimiz de biliyorduk. “Şimdi polisi ve sağlık ekiplerini arıyoruz,” dedim. “Kimseyi saklamayacağız.” Ilgın itiraz edecek gibi oldu. Elini tuttum. “Bir aileyi korumanın yolu gerçeği gizlemek değil.” Ambulans geldiğinde Kayra uyuyordu. Hastanede doktor onu muayene etti; hafif susuz kalmıştı ama durumu iyiydi. Polis, notu ve bilekliği teslim aldı. Ilgın bildiklerini anlattı. Ben de yıllar önceki doğum kayıtlarımın bulunmasını istedim. Gece yarısına doğru telefonum çaldı. Ekranda bilinmeyen bir numara vardı. “Ben Necla,” dedi yaşlı bir kadın. “Bebeği buldunuz mu?” “Buldum. Boran nerede?” Telefonun öbür ucunda boğuk bir ağlama duyuldu. “Onu büyüten adam, Hayri Çelik, gerçeği öğrendi. Boran’ı eski tekstil deposuna götürdü. Başak kaçmayı başardı. Çocuk telefonu olmadan orada tutuluyor. Lütfen onu kurtarın.” “Bunu neden bize yaptınız?” diye bağırdım. “Çünkü on altı yıl önce yaptığım korkaklığın bedelini artık çocuklar ödüyor.” Telefon kapandı. Ilgın’a dönüp “Bir şey olursa nasıl yaşayacağım?” diye sordum. Kızım, gözlerimde ilk kez kendi çocukluğundaki korkuyu görmüş olmalıydı. “Sen bana hep kaybolanların aranması gerektiğini söyledin,” diye karşılık verdi. “Ben de o yüzden otobüse bindim.”
Copyright © 2015. All Rights Reserved.