9 YAŞINDAKİ OĞLUM SAÇINI KESTİRMEYE GİTTİ
“Babam kötü biri miydi?” diye sordu. Sorusu içimi acıttı. Yanına oturdum. “Hayır,” dedim. “Ama baban hata yapmış biriydi. Hepimiz gibi.” Uras uzun süre sustu. Sonra, “Nihat kötü mü?” diye sordu. Bu kez cevap vermeden önce düşündüm. “Nihat çok yanlış şeyler yaptı. Korktu ve korkusunun başkalarına zarar vermesine izin verdi. İnsanları sadece ‘iyi’ ve ‘kötü’ diye ikiye ayırmak bazen kolaydır. Ama asıl önemli olan, yaptıklarının sorumluluğunu alıp almadıklarıdır.” Bir hafta sonra Erdem’in pusulasını tamir ettirdim. Uras’a vermeden önce kapağını açtım. İçindeki küçücük bebeklik fotoğrafı hâlâ duruyordu. Uras pusulayı avucunda çevirdi. “Bunu takabilir miyim?” “İstersen.” Boynuna geçirirken yüzünde ilk kez huzurlu bir ifade gördüm. O gece birlikte Erdem’in eski fotoğraflarına baktık. Bu kez acıyacak diye konuyu değiştirmedim. Babasının komik alışkanlıklarını, yaptığı hataları, bizi nasıl güldürdüğünü ve bazen ne kadar inatçı olduğunu anlattım. Çünkü sonunda şunu anlamıştım: Ben Uras’ı acıdan korumaya çalışırken babasının hatıralarını da ondan uzaklaştırmıştım. O boşluğu sustukça büyütmüş, başka birinin doldurabileceği hâle getirmiştim. Artık bunu yapmayacaktım. Erdem’in geçmişini değiştiremezdim. Nihat’ın yaptıklarını da silemezdim. Ama oğluma babasını ne bir kahraman ne de bir suçlu gibi anlatacaktım. Onu olduğu gibi anlatacaktım.Hatalarıyla, korkularıyla, sevgisiyle ve son gününe kadar oğlunu düşündüğü gerçeğiyle. Uras uyumadan önce pusulayı komodinin üzerine bıraktı ve bana baktı. “Anne, artık babam hakkında soru sorabilir miyim?” Yatağının kenarına oturup saçlarını okşadım. “İstediğin kadar.” Çünkü bazı çocukları geçmişten korumanın yolu, geçmişi saklamak değildir. Onlara gerçeği, taşıyabilecekleri kadar sevgiyle anlatmaktır. Ve bazen bir berber koltuğunda fark edilen küçücük siyah bir disk, yıllardır kapalı duran bir kapıyı açar. Bizim kapımızın ardında kusursuz bir geçmiş yoktu. Ama sonunda saklanmayan, korkulmayan ve birlikte yaşayabileceğimiz bir gerçek vardı.