Anne Olamayacağımı Söylemişlerdi
Hemen sustum. Kızımın yüzüne baktım.Topluluk Bul O küçücük bebeğin annesinden koparılmasını düşündüğümde boğazım düğümlendi. “Peki Nevin benim kim olduğumu biliyor muydu?” Annem başını salladı. “Yıllarca seni aramış. Ama senin onu aradığını hiç duymadık.” O gece uyuyamadım. Şirin'i kucağımda tutarak sabaha kadar düşündüm. Beni büyüten annemle beni dünyaya getiren kadın arasında sıkışıp kalmıştım. Birinden hayatı öğrenmiştim. Diğeri ise farkında olmadan bana ikinci kez hayat vermişti. Ertesi sabah doktor Demir yeniden geldi.Bu kez yanında orta yaşlı bir kadın vardı.“Öykü Hanım, sizinle tanışmak isteyen biri var.” Kadın gözleri dolu dolu bana baktı. “Ben Nevin'in kız kardeşi Gülseren.” Yavaşça doğruldum. “Teyzem misiniz?” Kadın ağlamaya başladı. “Evet, güzel kızım.”Çantasından küçük, sararmış bir zarf çıkardı. “Ablam bunu yıllar önce yazdı. Seni bulabilirse vermemi istemişti.” Zarfın üzerinde titrek bir el yazısıyla adım vardı. Ama beni asıl şaşırtan, mektubun yirmi yıl önce yazılmış olmasıydı. Ellerim titreyerek zarfı açtım.“Sevgili kızım,Bu satırları okuyorsan belki bir gün beni affedebilirsin. Seni kollarımdan aldıkları günü unutmadım. O gün hayatımın en büyük acısını yaşadım. Seni istemediğimi düşünmeni asla istemem. Seni sevdim. Hem de öylesine çok sevdim ki seni kaybettikten sonra hiçbir sabah eskisi gibi uyanamadım.Yıllarca seni aradım. Bir gün kapımı çalıp bana anne demeni hayal ettim. Ama zaman geçtikçe bunu görmeden öleceğimden korkmaya başladım.Belki hiçbir zaman karşılaşamayacağız. Yine de bilmeni istediğim bir şey var. Sen benim hayatımın en güzel mucizesiydin. Eğer bir gün anne olursan, bebeğini ilk kez kucağına aldığında seni ne kadar sevdiğimi anlayacaksın.” Mektubun devamını okuyamadım. Gözyaşlarım kâğıdın üzerine damlıyordu. Gülseren teyzem yanıma oturdu.“Ablam seni bulamadı ama senden hiç vazgeçmedi.” Sonra bana başka bir şey anlattı. Nevin, hayatının son yıllarında organ bağışçısı olmaya karar vermişti. Kimlere yardım edeceğini bilmesi mümkün değildi. Benim rahim nakli bekleyen hastalardan biri olduğumu da öğrenememişti. Nakil ekibinin verdiği kararda akrabalığımızın hiçbir etkisi olmamıştı. Kimliğimiz, nakilden sonra eski kayıtlar incelenince ortaya çıkmıştı. Fakat yıllar önce beni dünyaya getiren kadının rahmi, inanılmaz bir tesadüfle yeniden bana ulaşmıştı. Doktorlar bunun tıbben ne kadar sıra dışı olduğunu anlatırken ben yalnızca tek bir şeyi düşünüyordum. Nevin beni ikinci kez hayata bağlamıştı. Üç hafta sonra bebeğimle eve döndüm.Beni büyüten annem kapıda karşıladı. Gözleri mahcuptu. “Öykü, beni affedebilecek misin?” Uzun süre yüzüne baktım. İçimde hâlâ kırgınlık vardı. Bana gerçeği söylememesi, kaybettiğim yılları geri getirmeyecekti. Ama önümde duran kadın da gecelerce başucumda bekleyen, hastalandığımda benimle ağlayan, hayatının büyük bölümünü bana adamış annemdi.“Beni neden kaybetmekten korktuğunu anlayabiliyorum,” dedim. “Ama gerçeği bilmeye hakkım vardı.” Annem başını eğdi. “Haklısın.”“Affetmek için zamana ihtiyacım var. Ama Şirin'in büyükannesini kaybetmesini istemiyorum.” Annem gözyaşları içinde bana sarıldı. O günden sonra hayatımız yavaş yavaş değişti. Nevin'in mezarını ilk kez ziyaret ettiğimde Şirin henüz iki aylıktı. Kızımı kucağıma alıp mezar taşının önünde durdum.Fotoğraftaki kadının gözleri benimkilere benziyordu. Uzun süre konuşamadım. Sonunda dizlerimin üzerine çöktüm. “Anne,” dedim, hayatımda ilk kez o kadına böyle seslenerek. “Seni tanıyamadım. Sesini duyamadım. Sana sarılamadım. Ama bugün kollarımda tuttuğum bu bebeği sana borçluyum.”Şirin küçük elini uzatıp parmağımı kavradı. Gülümsedim. “Bak, bu senin torunun.” Rüzgâr hafifçe esti. Nevin'in mektubunu çantamdan çıkardım. Son satırlarını bir kez daha okudum. O gün anladım ki annelik yalnızca bir çocuğu dünyaya getirmek değildi.Bazen onu büyütmekti. Bazen hayatının en zor kararını vermekti. Bazen de hiç tanıyamayacağın birine umut olabilmekti.On altı yaşımda anne olamayacağımı öğrendiğim gün hayatımın bittiğini sanmıştım. Yirmi dokuz yaşımda ise hayatımın en büyük mucizesini yaşamıştım. Artık iki annemin hikâyesini de biliyordum. Biri bana sevgiyi öğretmişti. Diğeri bana hem yaşamı hem de anneliği armağan etmişti. Ve ben kızım Şirin'i her kucağıma aldığımda, ona mutlaka anlatacağım bir söz verdim.Hiçbir zaman nereden geldiğini merak ederek büyümeyecekti. Çünkü insanın geçmişini bilmesi, geleceğini sevmesine engel değildi. Aksine, bazen insan ancak bütün gerçekleri öğrendiğinde kendisini tamamlanmış hissediyordu. Mezarlıktan ayrılırken son kez arkama baktım.“Teşekkür ederim anne,” diye fısıldadım. Sonra kızımı göğsüme bastırdım. Yıllarca imkânsız sandığım o küçücük mucize şimdi kollarımda uyuyordu. Ve ilk kez, geçmişimin bütün acılarına rağmen, geleceğe korkmadan bakabiliyordum.