BÖLÜM 2 Görüntüleri vakit kaybetmeden iki ayrı flaş belleğe kopyalayıp farklı e-posta adreslerimize yedekledik. Hemen kız kardeşim Leyla’yı aradım; durumu hiç kimseye hissettirmeden Zeynep’i okuldan almasını tembihledim. Leyla telefonda tek bir soru bile sormadı. Zeynep’i o gece kendi evinde yatıracağını ve Murat’ın izimizi sürmemesi için çocuğun tabletindeki konum servislerini tamamen kapatacağını söyledi. Hemen ardından anneannemi özel bir hastanenin acil servisine götürdüm. Hasta kayıtlarına şiddetli uyku hali ve sersemlik şikâyeti işlendi; yapılan toksikoloji kan tahlilinde kanında yüksek oranda klonazepam etken maddesi tespit edildi. Oysa anneannemin bu ilaca dair hiçbir reçetesi ya da sağlık geçmişi yoktu. Nöbetçi doktor adli protokol gereği kan örneklerini koruma altına aldı ve vakit kaybetmeden Cumhuriyet Savcılığına müracaat etmemizi tavsiye etti. Karakola gitmeden önce atölyemin eski müşterilerinden olan Avukat Aylin Hanım’ın ofisine gittik. Görüntüleri iki kez dikkatle izledikten sonra durumu net ve soğukkanlı bir dille özetledi: — Bir gayrimenkul öyle parmak izi basılmış dört parça kâğıtla el değiştirmez. Resmi tapu devri için noter huzurunda düzenleme şeklinde vekâletname, bizzat katılım ve tapu müdürlüğünde resmi tescil şarttır. Ancak bu evraklar iyi niyetli bir alıcıyı dolandırmak, kapora koparmak ve tapuda sahte dublör kullanmak için hazırlanmış. Şimdilik hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranacağız, onlarla kesinlikle yüzleşmeyin. Aylin Hanım o öğleden sonra Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi üzerinden köşkün kayıtlarını inceledi. Henüz resmi bir devir veya ipotek işlemi görünmüyordu. Hemen tapu müdürlüğüne başvurarak taşınmaz üzerine tapu kütüğü beyanlar hanesine tedbir amaçlı SMS ve e-Devlet uyarı bildirimlerini aktif hale getirdik; böylece taşınmaz üzerinde en ufak bir talep olduğunda telefonumuza anında bildirim düşecekti. Ardından kamera kayıtları, hastane adli raporu, zehirli fincan ve anneannemin çöp kovasından eldivenle çıkardığı boş damlalıkla birlikte savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Avukatımız Aylin Hanım bu organize şebekenin bütün ayaklarını suçüstü yakalamak istediği için eve geri dönmemiz gerektiğini söyledi. Akşam saat sekizde Murat elinde tatlı kutusu ve yüzünde son derece yapmacık, suçlu bir tebessümle kapıdan girdi. — Canan söyledi, gündüz fenalaşmışsın, iyi misin sevgilim? — Sadece üzerime ağır bir uyku çöktü, pek bir şey hatırlamıyorum, dedim duygusuzca. — Sıcaklardandır canım, her ufak tefek şey için hastanelere koşup dünyanın parasını harcamayalım. Cebimdeki telefondan sesini saniye saniye kaydediyordum. O gece onunla aynı yatakta yatmadım; anneannemin ateşlendiğini bahane ederek odasına geçtim ve kapıyı arkadan kilitledim. Cuma sabahı evdeki ortak bilgisayarda Murat’ın telefonuna senkronize edilmiş gizli bir klasör buldum. Atölyenin muhasebe hesaplarını oradan tuttuğum için bilgisayarın tüm şifrelerine hâkimdim. Klasörün adı “Moda Projesi”ydi; içinde köşkün fotoğrafları, kimliklerimizin taranmış kopyaları ve Arista Gayrimenkul Yatırım şirketiyle yapılmış 9.6 milyon liralık resmi bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi taslağı vardı. Ayrıca klasörde bir banka dekontu göze çarpıyordu: Şirket, ilk kapora olarak Murat’ın şahsi banka hesabına 320.000 lira peşinat aktarmıştı bile. Beni asıl sırtımdan vuran ise bulduğum bir Excel hesap tablosu oldu. Murat, tam dokuz aydır gelinlik atölyemin kasasından kumaş alımı, fermuar, dantel ve toptancı ön ödemesi adı altında toplam 286.000 lirayı parça parça çekmişti. Oysa faturası kesilen bu toptancı firmaların hiçbiri gerçekte yoktu. Çektiği bütün bu paraların yasa dışı bahis sitelerine ve tefeci kılıklı hızlı kredi şirketlerine yatırıldığı gün gibi ortadaydı. Avukatımız Aylin Hanım, Arista Gayrimenkul’ün şirket yetkilisiyle irtibata geçti. Şirket temsilcisi Selim Bey, anneannemle benim köşkü gerçekten satmak istediğimizi ve Murat’ın da bizim adımıza tam yetkiyle pazarlık yürüttüğünü zannediyordu. Kendisine gizli kamera kayıtlarından küçük bir kesit gösterildiğinde dehşete düştü ve kocamla yaptığı bütün yazışmaları savcılığa teslim etmeyi kabul etti. Yazışmalarda kocam Murat açıkça şunu yazmıştı: “Eşim duygusal bağ kurduğu için başta biraz mırın kırın edecek ama merak etmeyin, ben onu imzaya razı ederim.” Canan ise sonradan plana dâhil olmuş ve noterlik işlemlerini “hızlıca halletmek” için kâtip Baeza lakaplı şahsı ayarlamıştı. İşin en acı gerçeği burada ortaya çıktı: Kocamı bu işe kardeşi Canan sürüklememişti. Murat, yasa dışı bahis borçları 1.1 milyon lirayı aşınca bizzat koşup Canan’dan yardım istemişti. Canan da kendi batık borçlarını bu tezgâha eklemiş ve ikisi aralarında kaporayı kırışmak üzere anlaşmışlardı. O getirilen erzaklar, sigorta bahanesiyle kimlik kopyalama numaraları ve lazer metreyle yapılan keşiflerin tamamı kocamın fikriydi. Avukatımız aracı kâtip Baeza’yı araştırdı. Adamın noterlikle resmi hiçbir bağı yoktu; Kadıköy’deki bir noterlik dairesinde yıllar önce memur olarak çalışmış, ancak resmi mühür ve evrak kaçırdığı için işine son verilmiş sabıkalı bir dolandırıcıydı. Hazırladıkları sözde vekâletnamenin üzerindeki yevmiye numarası ise aslında üç yıl önce Ümraniye’de yapılan bir depo satışına aitti. Pazar günü öğleden sonra Canan, anneannemi aradı. — Emine Teyzeciğim, nasıl oldunuz? Murat o koca köşkün masraflarından artık çok yorulduğunuzu söylüyor, haklı değil mi çocuk? Anneannem telefonun hoparlörünü açıp gözlerimin içine baktı. — Belki de haklısınızdır evladım, dedi sakin bir sesle. — Ama evi devretmeden önce Elif’in bize ne kadar ödeme yapılacağını kendi gözleriyle görmesini istiyorum. Canan hatta bir an sessiz kaldı, ardından pazartesi sabahı şirketin ikinci ön ödemeyi yapacağı saatte dosyayı köşke getirmeyi teklif etti. Zaten kafalarında kurdukları plan buydu; bizim fazladan bir tuzak hazırlamamıza gerek bile kalmamıştı. Avukatımız durumu derhal soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısına bildirdi ve verilen talimatlara harfiyen uyduk: Şüphelileri asla tahrik etmeyecek, suçlamada bulunmayacak ve kendi elleriyle hazırladıkları sahte resmi belgeleri masaya koymalarını bekleyecektik. Pazartesi sabahı saat 06.20’de Zeynep’i güvenle kız kardeşim Leyla’ya bıraktım. Saat 06.47’de Canan’ın arabasının köşkün önüne yanaştığını gördüm. Sürücü koltuğundan inen kocam Murat’ın elinde o vişneçürüğü dosya vardı. Arkalarından elinde evrak çantasıyla sahte kâtip Baeza ve soruşturma kapsamında emniyetle iş birliği yapan şirket temsilcisi Selim Bey içeri girdi. Avukatımız Aylin Hanım atölye kısmında sessizce bekliyordu; iki sivil asayiş polisi ise savcılık talimatıyla bahçede hazır bekliyordu. Anneannem Emine Hanım salonda seramik kuşun tam karşısındaki berjerde dimdik oturuyordu. Telefonumun ses kaydını başlattım, derin bir nefes aldım ve dış kapıyı ardına kadar açtım. Şimdi bu büyük yüzleşmeyi okumadan önce bir an durun ve düşünün: Sizi dolandırmaya kalkan şebekenin elebaşının her gece aynı yatağı paylaştığınız eşiniz olduğunu öğrenseydiniz siz ne yapardınız?