Anneciğim, sırtım acıyor
İkinci ve en büyük yalan tam da burada saklıydı. Kayınpederim sekiz yıl önce felç geçirip öldü denilerek sessizce defnedilmişti. Ama Nermin “Onu yok etmedik” derken ne demek istiyordu? Ve daha da önemlisi... Biyolojik soy mu? “Zeynep... Zeynep Murat’ın kızı değil mi?” diye fısıldadım. Nermin gözlerini kaçırdı, omuzları çöktü. Polis memurları bile duydukları karşısında donakalmıştı. “Murat kısırdı,” dedi Nermin, sesi artık bir fısıltıdan ibaretti. “Şirketin yönetimi ve babasının mirası elden gitmesin diye... senin hamile kalman gerekiyordu. Tüp bebek tedavisinde babasının dondurulmuş spermlerini kullandırdı. Zeynep, Murat’ın kızı değil... Murat’ın öz kardeşi, yani kayınpederinin kızı! Baban bunu öğrenince felç geçirmedi, Murat onu bir kliniğe kapattı. Mirasa erişmek için de Zeynep altı aylıkken o çipi sırtına ameliyatla yerleştirdik. Ama çip bozuldu, enfeksiyon yaptı... Murat çipi çıkartıp kasayı boşaltmak istiyordu, Zeynep bu yüzden ağlıyordu!” Dünya etrafımda ekseni etrafında dönmeyi bıraktı sanki. Kızım... benim minik Zeynep’im, bir miras kavgasının, akılalmaz bir soydaşlık skandalının ve tıbbi bir istismarın kurbanı yapılmıştı. Kocam sandığım adam, canavarın ta kendisiydi; beni bir kuluçka, kızımı ise bir kasa anahtarı olarak kullanmıştı. O an telefonumdaki kayıt düğmesini kapattım ve dosyayı anında kişisel bulut hesabıma yedekledim. Dr. Ortega vakit kaybetmeden Zeynep’i acil ameliyata aldı. Ameliyathane kapısının önünde beklediğim o iki saat, hayatımın en uzun iki saatiydi. Sabaha karşı saat 04.30’da Murat hastaneye koşarak geldi. Yüzünde yapmacık bir endişe maskesi vardı. “Selin! Ne oluyor? Annem aradı, polisler...” Sözünü bitirmesine izin vermedim. Oturduğum sandalyeden kalktım, gözlerinin içine baktım. O gözlerde artık bir zamanlar aşık olduğum adamı değil, bir yabancıyı, bir suçluyu görüyordum. “Zeynep ameliyatta,” dedim coldly. “Derisinin altındaki mikroçipi çıkarıyorlar. Hani şu babanın mirasına erişmeni sağlayacak olan çipi.” Murat’ın yüzü anında sarardı. “Ne... Sen ne saçmalıyorsun?” “Annem her şeyi anlattı Murat. Ses kaydı poliste. Babanın kapatıldığı klinikten, Zeynep’e yaptığınız o iğrenç müdahaleye kadar her şey.” Murat üzerime yürüyecek gibi bir adım attı ama arkamda beliren iki polis memurunu görünce olduğu yerde çakıldı. O anki çaresizliği, zavallılığı acınasıydı. İki saat sonra Dr. Ortega ameliyathaneden çıktı. Elindeki steril tüpün içinde, üzeri kanlı küçük bir metalik kapsül vardı. “Cerrahi operasyon başarılı geçti Selin Hanım. Enfeksiyonlu dokuyu temizledik, cihazı çıkardık. Zeynep çok güçlü bir kız. Birkaç gün içinde tamamen iyileşecek.” Gözyaşlarımı tutamadım. Kızımın kurtulduğunu bilmek, ruhumdaki o ağır yükü bir nebze olsun hafifletmişti. Günün ilk ışıkları hastanenin pencerelerinden içeri sızarken, Murat ve Nermin kelepçelenerek götürülüyordu. Polis ekipleri Nermin’in itirafı doğrultusunda özel bir sağlık merkezine baskın düzenlemiş, sekiz yıldır öldü sanılan ve ağır koşullarda tutulan kayınpederimi sağ olarak kurtarmıştı. Aylar süren soruşturmalar ve mahkemeler sonucunda Murat ve annesi, çocuk istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, dolandırıcılık ve evrakta sahtecilik suçlarından en ağır cezalara çarptırıldılar. Zeynep ameliyattan sonra ilk kez gözlerini açtığında, odadaki güneş ışığı yüzüne vuruyordu. Yatağının kenarına oturdum, minik elini avuçlarımın arasına aldım. Artık sırtında o hain yük yoktu. “Anneciğim...” dedi kısılan sesiyle. “Artık canım acımıyor.” Onu eğilip alnından öptüm. “Biliyorum bebeğim. Artık hiç acımayacak. Hiç kimse sana bir daha asla dokunamayacak.” O gece yaşanan dehşet, hayatımı darmadağın etmiş gibi görünse de aslında karanlık bir zindanın kapılarını kırmıştı. Bazen en büyük kabuslar, insanı yıllarca koynunda beslediği yalanlardan uyandırmak için gerçekleşir. Zeynep’in sırtındaki o küçük yara izi, ailemizi yıkan yalanların değil; bir annenin cesaretinin, adaletin ve yeniden doğuşumuzun silinmez bir simgesi olarak kaldı. Zeynep artık güvendeydi ve biz, gerçeğin aydınlattığı yepyeni, temiz bir hayata ilk adımımızı atmıştık.