Annem Yıllarca Kollarını Uzun Kollu Kıyafetlerin Altına Sakladı

Üçümüz mutfak masasına oturduk. Babam önüne koyduğu suya dokunmadı. Annem konuşmaya başladığında yıllardır içinde tuttuğu sözcükler birer birer döküldü. Kemal, annemin ağabeyiydi. Dedem öldükten sonra aileden kalan eski evi satmak istemiş, annem buna karşı çıkmıştı. Ev, büyükannemin vasiyetine göre anneme aitti. Kemal bunu kabullenmemişti. Önce tehditler başlamış, sonra geceleri kapımıza gelip bağırmıştı. Yangının çıktığı gece babam şehir dışında çalışıyormuş. Annemle ben uyuyormuşuz. Annem önce duman kokusuyla uyanmış. Koridora çıktığında alt kattaki perdeler alev almış. Ön kapıdan çıkmak istemiş ama kapının dışarıdan zincirlendiğini görmüş. “Sen üst kattaki odandaydın,” dedi annem. “Merdivenler yanıyordu. Komşular ambulansı aramıştı ama itfaiye henüz gelmemişti. Seni orada bırakamazdım.” Mutfakta sessizlik çöktü. “Islak battaniyeyi kollarıma dolayıp merdivenlerden geçtim. Odanın kapısını açtığımda öksürüyordun. Seni pencereye taşıdım. Komşumuz merdiven uzattı. Önce seni indirdiler.” “Peki sen?” “Ben inerken battaniye kaydı. Kollarım yandı.” Ağlamaya başladım. Annem elimi tuttu. Fakat asıl şaşırtıcı olanı henüz söylememişti. “Kemal yangın gecesi evin yakınında görülmüştü. Hakkında soruşturma açıldı. Kapının zincirini onun taktığına ilişkin bir tanık vardı ama yangını çıkardığı kesin olarak kanıtlanamadı. Başka suçlardan cezaevine girdi. Şimdi çıkmış.” “Peki neden babamdan korkuyor gibi davranıyorsun?” Annem babama baktı. “Ona baktığımda korkumuzu hatırlıyorum. Yangından sonra en ufak yüksek seste irkilmeye başladım. Baban bana zarar vermedi. Sadece kalabalık içinde kollarımla ilgili soru sorulduğunda ne anlatacağıma karar vermek için ona bakıyordum. Çünkü yıllarca bu konuyu birlikte sakladık.” Babam sessizce, “Seni koruduğumuzu sanıyorduk,” dedi. “Ama korkmanıza biz sebep olduk.” O gece odama çıktığımda uyuyamadım. Annemin kollarını, pencereyi, alevleri düşündüm. Sonra kapının altından bir zarf kaydırıldığını fark ettim. İçinde aynı bisiklet fotoğrafının bir kopyası vardı. Arkasına tek cümle yazılmıştı: “Annen sana yangının nasıl başladığını da anlattı mı?” Kalbim hızlandı. Zarfı alıp aşağı indim. Babam fotoğrafı görünce hemen polisi aradı. Annem ise yazıyı okur okumaz sandalyesine çöktü. “Onun bu fotoğrafı nereden bulduğunu biliyorum,” dedi. “Eski evdeki kutudan.” Ertesi sabah polisle birlikte eski mahallemize gittik. Evin yerinde artık boş bir arsa bulunuyordu. Fakat karşı komşumuz olan emekli öğretmen Asuman Hanım hâlâ oradaydı. Fotoğrafı gösterince ağlamaya başladı. “Bunu ben çektim,” dedi. “Yangından iki gün önce.” Sonra yıllardır vicdanını rahatsız eden bir ayrıntıyı anlattı. Yangın gecesi Kemal’i evin yanında görmüş. O sırada adamın elinde küçük bir metal kutu varmış. Ancak polis ifadesinde bundan söz etmemiş; çünkü Kemal daha önce kendisini tehdit etmiş. “Yıllar önce sustum,” dedi Asuman Hanım. “Bir daha susamam.” Polisler ifadesini aldı. Fakat öğleden sonra Kemal’den yeni bir mesaj geldi. Bu kez annemin telefonunaydı: “Belgeleri geri ver. Yoksa kızın da her şeyi öğrenir.” Annem gözlerini yere indirdi. “Hangi belgeler?” diye sordu babam. Annem, mutfak dolabının üst rafından eski bir defter çıkardı. Meğer yangından önce Kemal’in büyükannemin imzasını taklit ederek evi satmaya çalıştığını gösteren belgeleri saklamış. Bunlar ortaya çıkarsa hem sahtecilik hem de tehditler yeniden araştırılabilecekti. “Bana defteri vermemi söyledi,” dedi annem. “Vermeyince evimiz yandı. O günden beri belki yine döner diye korkuyorum.” O akşam defterin sayfalarını birlikte incelerken bir ayrıntı gözüme çarptı. Satış sözleşmesinin altında büyükannemin imzası vardı ama tarih, onun hastanede yattığı güne denk geliyordu. Anneme gösterdim. Dudaklarını ısırdı. “Annem o gün elini bile kaldıramıyordu,” dedi. “Bunu nasıl daha önce fark etmedim?” Babam hastane kayıtlarını bulmak için ertesi sabah avukatla görüştü. Kayıtların saklanıp saklanmadığını araştırmak gerekiyordu. Kimse kolay bir sonuç vaat etmiyordu. Ama ilk kez elimizde korkudan başka bir şey, kontrol edilebilecek somut bir iz vardı. O gece annemin odasının önünden geçerken babamın sesini duydum. “Beni de suçladığını biliyorum,” diyordu. “Onu korumak için susmayı kabul ettiğim günü geri alabilsem alırdım.” Annem cevap verdi: “Seni suçlamıyorum. İkimiz de doğru yaptığımızı sandık. Ama artık Zeynep’i korkumuzun içinde büyütmeyeceğiz.” Kapıyı çalmadım. İlk kez anne babamın yalnızca beni koruyan güçlü yetişkinler değil, hata yapabilen iki insan olduğunu hissediyordum. Ertesi gün okula giderken babam arabayı kenara çekti. “Benden korktun mu gerçekten?” diye sordu. Gözlerine bakmak zor geldi. Başımı salladım. Direksiyonu bıraktı, bir süre sessiz kaldı. “Bunu duymak çok acı,” dedi. “Ama sorduğun için sana kızamam. Bir daha evimizde hiçbir sırın seni böyle yalnız bırakmasını istemiyorum.” Ona sarıldığımda çocukken bildiğim güven duygusu bir anda geri gelmedi. Fakat yeniden başlayabileceğimizi hissettim. Çünkü güven, bazen bir açıklamayla değil, o açıklamadan sonra gösterilen sabırla kuruluyordu. Belgeleri polise teslim ettik. Kemal’in taleplerini ve mesajlarını da gösterdik. Polis, onunla görüşmememizi ve gelen her tehdidi kaydetmemizi istedi. Birkaç gün sonra ifade vermeye çağrıldık. Eski olayın bütün yönleriyle yeniden incelenmesi zaman alacaktı. O sırada en çok annemin değişmesi dikkatimi çekiyordu. Her sabah aynı uzun kollu kıyafetleri giyiyordu ama artık onları saklanmak için seçmediğini söylüyordu. Bir akşam karşıma kısa kollu bir tişörtle çıktı. Kolları açıktaydı. Eli titriyordu, yine de gülümsedi. “Böyle dışarı çıkmak istiyorum,” dedi. “Yanında ben de geleyim mi?” Başını salladı. Birlikte sahile yürüdük. Rüzgâr hafifçe esiyordu. İnsanlar yanımızdan geçiyor, hiçbiri annemin kollarına sandığım kadar dikkat etmiyordu. Bir bankta oturduk. Annem denize baktı. “Yıllarca bunları gösterirsem insanlar bana acıyacak sandım,” dedi. “Sonra senin babandan korktuğunu öğrenince asıl neyi kaybettiğimi anladım. Seni gerçeğin dışında bırakarak güvende tutamamışım.” “Ben de babama haksızlık ettim,” dedim. “Sen yalnızca gördüklerini anlamaya çalıştın. Biz açıklamadığımız için yanlış anladın.” Haftalar sonra Kemal hakkında tehdit ve sahtecilik iddialarıyla adli süreç başlatıldığı haberini aldık. Yangına ilişkin inceleme ise sürüyordu. Annem sonucu beklerken geçmişiyle yüzleşmek için bir uzmandan destek almaya başladı. Babam da artık her şeyi onun yerine açıklamaya çalışmıyordu; annemin kendi sesini bulmasına izin veriyordu. Bir gün annemin eski fotoğraf albümünü açtık. İlk sayfalarda yangından önceki hayatımız vardı. Küçük ben mutfak masasının altında saklanıyor, annem saçlarını toplarken gülüyordu. Fotoğrafları yıllarca ortadan kaldırmasının sebebi anılarından nefret etmesi değildi; onlara bakınca yeniden o geceye dönmekten korkuyordu. Bir fotoğraf seçip salonun duvarına astık. Annem çerçeveyi düzeltirken, “Geçmişi yok saymak onu değiştirmiyor,” dedi. “Ama bugün ne yapacağımıza biz karar verebiliriz.” Bu cümleyi hiç unutmadım. Yazın son gününde ailece denize gittik. Annem çantasından yıllardır sakladığı mayosunu çıkardı. Suya girmeden önce bana dönüp, “İzlerimden utanmayacağım,” dedi. Elini tuttum. Beraber suya yürüdük. O gün şunu anladım: Annemin kollarındaki yaralar, yıllarca korkunç bir sırrın işareti gibi görünmüştü bana. Oysa onlar benim hayatta kalabilmem için verdiği mücadelenin izleriydi. Ama en büyük cesareti yangından çıktığı gece değil, yıllar sonra korkusunu saklamaktan vazgeçtiği gün göstermişti. Dalgalar dizlerimize çarparken annem ilk kez kollarını gökyüzüne kaldırdı. Babam kıyıdan bize gülümsüyordu. Ve ben artık ailemizi ayakta tutan şeyin sessizlik değil, birbirimize söylemeye cesaret ettiğimiz gerçekler olduğunu biliyordum.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.