On Altı Yaşımda Anne Olamayacağımı Söylediler
Bebeğinizi size vermeden önce öğrendiğimiz bir şeyi bilmeniz gerekiyor.” Doktorun sözleri ameliyathanenin bütün seslerini susturmuş gibiydi. Birkaç saniye önce duyduğum o küçücük ağlama, hayatımın en güzel müziğiydi. Şimdiyse içimde korkunç bir sessizlik vardı. “Bebeğime ne oldu?” diye sordum. “Lütfen benden bir şey saklamayın.” Kadın doğum uzmanım Doktor Hakan, maskesinin üzerinden gözlerime baktı. “Bebeğiniz sağlıklı. Bir kızınız oldu. Solunumu gayet iyi.” Göğsümden kocaman bir yük kalktı. Ama doktorun devam etmekte zorlandığını fark ettim. “Öyleyse ne var?” “Transplantasyon koordinatörümüz biraz önce bize bir haber ulaştırdı. Nakledilen rahmin bağışçısıyla ilgili, size ancak ailenin açık izniyle aktarabileceğimiz bir bilgi var. Önce sizi toparlanma odasına alacağız.” O sırada hemşire, pembe bir battaniyeye sardığı kızımı yanıma yaklaştırdı. Minicik yüzü kırmızıydı, dudaklarını büzmüş, gözlerini sıkıca kapatmıştı. Yanağına dokunduğumda bir an sustu. “Merhaba,” diye fısıldadım. “Ben senin annenim.” O cümleyi söyleyebilmek için tam on üç yıl beklemiştim. Ameliyat bitip odama alındığımda annem kapıda bekliyordu. Adı Gülseren’di. Saçları son birkaç yılda iyice beyazlamıştı. Beni görünce sarılmak istedi ama yüzündeki tuhaf ifadeyi hemen fark ettim. “Anne, sen bir şey biliyor musun?” Gözlerini kaçırdı. “Önce dinlen, kızım.” “Hayır. Doktor da aynı şeyi söyledi. Hepiniz neden böyle davranıyorsunuz?” Annem sandalyeye oturdu. Elleri titriyordu. Onu en son böyle, on altı yaşımda o korkunç teşhisi duyduğumuz gün görmüştüm. “Bana yıllardır söylemediğin bir şey mi var?” Cevap veremeden kapı açıldı. İçeri Doktor Hakan ve nakil koordinatörü Sevil Hanım girdi. Sevil Hanım elinde lacivert bir zarf taşıyordu. “Bağışçının ailesi, kimliğinin sizinle paylaşılmasına yazılı izin verdi,” dedi. “Size bir de mektup bırakılmış. Ama önce bunun sizin için ağır olabileceğini söylemeliyim.” Kalbim deli gibi çarpıyordu. “Kimdi?” Sevil Hanım anneme baktı. Annem başını önüne eğdi. “Bağışçınızın adı Nehir Arslan’dı.” Nefesim kesildi. Nehir. Bu ismi on yedi yıldır yüksek sesle söylememiştim.