Törende Açıklanan İsim Herkesi Susturdu

HERKESİN ÖNÜNDE AÇIKLANAN GERÇEK “Sonra tören alanında saf tutmuş bütün askerler birer birer başlarını bana çevirdi. Sunucu dosyayı açıp adımı mikrofondan okuduğu anda…” “Deniz Kuvvetleri bünyesinde müşterek harekât görevlerinde bulunmuş Deniz Kurmay Albay Başak Arıcı, yeni görevini devralmak üzere tören alanına davet edilmektedir.” Alkışlar yükseldi. Annemin dudakları aralandı. Babam, yanlış duyduğunu düşünmüş gibi program kitapçığına baktı. Ceylan ise kolumu yakaladı. “Bu bir şaka mı?” diye fısıldadı. “Elimi bırak,” dedim. “Görevime gidiyorum.” Yıllardır aile sofralarında susturulmuş, başarıları küçümsenmiş o kız değildim artık. Başımı dik tutarak protokol sırasından ayrıldım. Tören komutanına selam verdim. Tufan’ın önüne geldiğimde yüzündeki gülümseme yok olmuştu. “Bunu nasıl başardın?” diye dişlerinin arasından sordu. “Çalışarak,” dedim. “Bir de senin gibi başkalarının imzasını kullanmayarak.” Omuzları gerildi. Ancak etrafımızda yüzlerce asker vardı. Bir şey söyleyemedi. Devir teslim töreni usulüne uygun tamamlandı. Sancağa uzandığımda ellerimin titremediğini fark ettim. Altı yıl önce bu anın hayalini bile kuramazdım. Bir imza yüzünden mesleğimi, dostlarımı ve kendime olan güvenimi kaybetmenin eşiğine gelmiştim. Altı yıl önce Tufan’la aynı müşterek harekât planlama merkezinde çalışıyorduk. Ben kritik bir tedarik dosyasındaki tutarsızlıkları tespit etmiş, bazı malzemelerin teslim edilmeden teslim alınmış gösterildiğini raporlamıştım. Dosyada Tufan’ın onayı bulunuyordu. Açıklama istememden üç gün sonra, benim adımı taşıyan bir elektronik onay ortaya çıkmıştı. Sözde ben denetimi tamamlamış, hiçbir usulsüzlük bulunmadığını bildirmiştim. İmzayı ilk gördüğümde nefesim kesilmişti. Benim değildi. Ama dijital kayıtlar, işlemin benim kullanıcı hesabımdan yapıldığını gösteriyordu. Soruşturma açıldı. Geçici olarak görevden uzaklaştırıldım. Meslektaşlarım benden uzaklaştı. O günlerde Tufan, ailemin karşısına geçip üzgün bir yüzle konuşmuştu. “Başak iyi bir subaydı,” demişti. “Keşke böyle bir hataya düşmeseydi.” Annem ağlamıştı. Babam yüzüme bakmamıştı. Ceylan ise bana, “Kocamın adını bu işe karıştırma,” diye bağırmıştı. Tufan’ın sahte kayıtları hazırladığını biliyordum ama ispatlayamıyordum. Kurum içi inceleme sonunda hakkımdaki suçlama kanıtlanamadı; göreve iade edildim. Yine de gölge peşimi bırakmadı. Önemli bir görev için başvurduğumda dosyadaki eski şüphe hep yeniden önüme kondu.Pes etmedim. Başka bir birliğe tayin istedim. Gece gündüz çalıştım. Bir yandan da o belgeyi kimin oluşturduğunu araştırmaya devam ettim. Sonunda emekli bir bilişim uzmanı, arşivlenen eski sistem kayıtlarının bağımsız incelemeye alınabileceğini söyledi. Aylar süren resmî başvuruların ardından gerçek ortaya çıkmaya başladı. Onay işlemi benim hesabımdan görünüyordu; fakat erişim, benim şehir dışında bulunduğum gün Tufan’ın yetkili cihazından yapılmıştı. Daha önemlisi, arşivde değiştirilmemiş bir evrak nüshası bulunmuştu. Sahte imzamın altındaki düzenleme izleri silinmemişti.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.