Arkadaşımın Dedesiyle Evlendim

Mektup kelimesini duyduğum anda kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu. “Bana o mektubu gösterin,” dedim. “Lütfen… Annem hakkında bildiğiniz ne varsa anlatın.” Rauf Bey bir süre yüzüme baktı. Sonra masasının altındaki kilitli çekmeceyi açtı ve içinden küçük, krem rengi bir zarf çıkardı. Zarfın üzerinde yalnızca adım yazıyordu. Ela. Parmaklarım buz kesti. “Bu mektup bana geldiğinde seninle evlenmeye karar vermemiştim,” dedi Rauf Bey. “Hatta seni bu işin içine çekmek istemiyordum. Ama mektubu okuduktan sonra her şey değişti.” Zarfı açtım. İçinden katlanmış birkaç sayfa çıktı. İlk satırı okuduğum anda gözlerim doldu. Kızım Ela, Bu satırları okuyorsan, demek ki yıllar sonra sana ulaşmayı başardım. Beni affetmeni isteyemem. Çünkü bir annenin çocuğunu büyürken uzaktan izlemesinin, onun ilk kelimelerini duyamamasının, hastalandığında başucunda olamamasının ne demek olduğunu hiçbir özür anlatamaz. Ama bilmeni istediğim bir şey var. Seni hiçbir zaman terk etmedim. Dizlerimin bağı çözüldü. Koltuğa tutunmasaydım yere yığılacaktım. Mektubun devamını okudum. Babanın sana anlattığı her şey doğru değildi. Benim ortadan kaybolduğum gece, şirketten alınan belgeleri teslim etmek için Rauf Bey'le buluşacaktım. Ancak buluşmaya giderken yolum kesildi. Beni tehdit ettiler. Eğer ortaya çıkarsam senin ve kardeşinin hayatının tehlikeye gireceğini söylediler. Yıllarca saklanmak zorunda kaldım. Seni aramak istedim, kızım. Her doğum gününde sana bir mektup yazdım. Hiçbirini gönderemedim. Çünkü seni korumak için susmam gerektiğine inandırıldım. Fakat artık susmayacağım. Beni senden ayıran kişi hâlâ çok yakınında. Üstelik senin en güvendiğin insanların arasında. Mektubun son satırına geldiğimde ellerim titremeye başladı. Ela, Rauf Bey'e hemen güvenme. Sana her şeyi anlatmış olmayabilir. Eğer gerçekten gerçeği öğrenmek istiyorsan, onun çalışma odasındaki mavi dosyayı bul. Orada yalnızca şirketin sırları değil, senin doğumunla ilgili saklanan gerçek de var. Mektup elimden kayıp yere düştü. Başımı kaldırıp Rauf Bey'e baktım. “Benim doğumumla ilgili ne demek istiyor?” Yaşlı adam gözlerini kapattı. Yüzündeki ifade, yıllardır taşıdığı ağır bir yükün artık onu ezdiğini gösteriyordu. “Bunu sana anlatmak için doğru zamanı bekliyordum.” “Doğru zaman mı?” diye bağırdım. “Bütün hayatım yalanlarla geçmiş! Annemin beni terk ettiğini sanarak büyüdüm. Şimdi de sizin benden sakladığınız başka bir gerçek olduğunu öğreniyorum. Artık susmayacaksınız!” Rauf Bey ayağa kalktı. “Peki,” dedi. “Ama önce şu mavi dosyayı bulmalıyız. Çünkü annenin mektubunda yazanların hepsini ben bile bilmiyorum.” Tam o sırada alt kattan ayak sesleri geldi. Ardından kapıya üç kez vuruldu. “Baba, benim. Kapıyı aç.” Turgay'ın sesiydi. Rauf Bey bana sessiz olmamı işaret etti. Mektubu elinden alıp gelinliğimin içine sakladım. “Ne istiyorsun?” diye seslendi Rauf Bey. “Polis geldi. Güvenlik görevlisi kendine geldi. Bir şey olmadığını söylüyor. Ayrıca seninle konuşmam gereken önemli bir konu var.” Rauf Bey kapıyı açmadı. “Yarın konuşuruz.” Kapının ardından kısa bir sessizlik oldu. Sonra Turgay öyle bir cümle söyledi ki Rauf Bey'in yüzündeki bütün renk çekildi. “Baba, artık bu oyunu bitir. O kızın annesi geri dönmüş. Onun burada olduğunu ikimiz de biliyoruz.” Nefesim kesildi. Annem Bursa'da mıydı? Yoksa Turgay onun nerede olduğunu gerçekten biliyor muydu? Rauf Bey kapıya yaklaştı. “Ne saçmalıyorsun sen?” Turgay güldü. Bu, daha önce hiç duymadığım kadar soğuk bir gülüştü. “Yıllarca onu sakladık. Şimdi kızını seninle evlendirerek her şeyi çözeceğini mi sandın? Ela gerçeği öğrenirse yalnızca benim değil, senin de hayatın biter.” Ayak sesleri uzaklaştı. Rauf Bey kapıyı kilitledikten sonra bana döndü. “Vakit kalmadı,” dedi. “Bu gece o dosyayı bulmalıyız.” Birlikte çalışma odasına geçtik. Büyük kitaplığın arkasındaki gizli bölmeyi açtı. İçeride eski evraklar, fotoğraflar ve birkaç mühürlü zarf vardı. En altta mavi bir dosya duruyordu. Dosyayı açtığımda ilk gördüğüm şey, hastaneden alınmış eski bir doğum belgesiydi. Üzerinde annemin adı yazıyordu. Hemen altındaki isimse benim değildi. İdil. Belgeyi tekrar tekrar okudum. Tarih, İdil'in doğduğu tarihle aynıydı. “Bu imkânsız,” diye fısıldadım. Dosyanın içinden başka bir belge çıkardım. Bu kez üzerinde benim adım vardı. Aynı hastane, aynı gün… Fakat iki belgede de anne hanesine Nalan yazılmıştı. Gözlerim karardı. “Rauf Bey… Bu ne demek?” Yaşlı adam cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. “Yirmi sekiz yıl önce hastanede büyük bir karışıklık yaşandı. Annen o gün ikiz kız bebek dünyaya getirdi. Ancak doğumdan hemen sonra bebeklerden biri kayboldu. Hastane kayıtları değiştirildi. Annen, ikinci bebeğinin öldüğüne inandırıldı.” Dosyayı ellerimden düşürdüm. “İkiz mi?” Rauf Bey başını salladı. “Evet.” Aklıma İdil geldi. Yıllarca yanımda olan, beni herkesten çok tanıyan, en zor günlerimde elimden tutan arkadaşım… Hayır, bu olamazdı. “İdil'in annesi kim?” diye sordum. Rauf Bey'in gözleri doldu. “İdil'in biyolojik annesi de Nalan.” Dünyam başıma yıkılmıştı. En yakın arkadaşım, hayatım boyunca sahip olduğum tek ailem, benim öz kardeşim miydi? Peki neden kimse bize gerçeği anlatmamıştı? Tam o sırada dosyanın arasından küçük bir fotoğraf kaydı. Yerdeki fotoğrafı aldım. Fotoğrafta annem, kucağında iki bebekle gülümsüyordu. Arkasına titrek bir el yazısıyla şu cümle yazılmıştı: Bir gün kızlarım birbirlerini bulacak. O gün bütün yalanlar sona erecek. Fotoğrafı göğsüme bastırdım. Gözyaşlarım durmuyordu. Fakat dosyanın en dibinde bir belge daha vardı. Üzerinde Turgay'ın imzası bulunuyordu. Yanında da yıllar önce hazırlanmış bir miras sözleşmesi duruyordu. Sözleşmede, Rauf Bey'in servetinin büyük bölümünün belirli şartlar gerçekleştiğinde İdil'e devredileceği yazıyordu. Ancak bu şartlardan biri yerine getirilmezse bütün mal varlığı başka bir kişiye bırakılacaktı. O kişinin adı bendim. Başımı kaldırdım. “Bütün bunlar neden?” diye sordum. “Beni neden kendinizle evlendirdiniz?” Rauf Bey gözlerini benden kaçırmadı. “Çünkü Turgay, İdil'in mirasa tek başına sahip olmasını istiyordu. Senin varlığından haberdar olduğunu öğrendiğinde seni ortadan kaldırmayı planladı. Ben de seni koruyabileceğim tek yerin yanım olduğunu düşündüm. Bu evlilik, seni yasal olarak ailemin bir parçası yapacaktı.” “Peki miras?” “Servetimin peşinde olduğunu biliyordum. Bunu inkâr etmeyeceğim. Ama senin paraya ihtiyacın olduğunu gördüğümde sana yardım etmek yerine seni bir oyunun içine soktum. Bunun için özür dilerim.” Ona inanmak istiyordum. Ama artık kime güveneceğimi bilmiyordum. Tam konuşacakken telefonum çaldı. Ekranda İdil'in adı yazıyordu. Aylar sonra ilk kez beni arıyordu. Titreyen parmaklarımla telefonu açtım. “İdil?” Karşıdan hıçkırık sesleri geliyordu. “Ela, beni dinle. Dedemin evinden hemen çık. Babam senin orada olduğunu öğrendi.” “İdil, seninle konuşmamız gerekiyor. Ben… Ben senin kardeşinmişim.” Telefondaki sessizlik içimi parçaladı. Sonra İdil ağlayarak konuştu. “Biliyorum, Ela. Annem bugün beni buldu. Bana her şeyi anlattı.” Gözlerim yeniden doldu. “Annem nerede? Onu görmek istiyorum!” İdil'in sesi birden değişti. “Ela, annem yanımda. Ama sana söylemem gereken daha korkunç bir şey var.” Arka planda bir kapının çarptığını duydum. İdil aceleyle konuştu. “Babam dedemi öldürmeyi planlıyor. Bu gece kasaya girmesinin nedeni yalnızca belgeleri çalmak değildi. Dedemin ilaçlarını değiştirmiş. Polis gelmeden önce buradan çıkmalısın!” Telefon bir anda kesildi. Rauf Bey'in elindeki su bardağı yere düştü. Bana bakarken dudakları titriyordu. “İlaçlarım…” diye fısıldadı. Tam o sırada koridordan hızlı ayak sesleri yükseldi. Çalışma odasının kapısı sarsıldı. Turgay'ın sesi duyuldu. “Baba, kapıyı aç. Artık saklanmanın anlamı yok.” Rauf Bey kolumu tuttu ve kitaplığın arkasındaki gizli geçidi gösterdi. “Ela, anneni ve kardeşini bul. Mavi dosyayı da yanına al. Ne olursa olsun bu belgeler Turgay'ın eline geçmemeli.” “Ya siz?” Yaşlı adam gözlerimin içine baktı. “Ben yıllar önce yapmam gerekeni yapmadım. Şimdi bunun bedelini ödemeye hazırım.” Kapı bir kez daha sarsıldı. Gizli geçide adım attığım sırada Rauf Bey elimi tuttu. “Ela,” dedi, sesi titreyerek. “Sana söylemediğim bir şey daha var.” Döndüm. “Annenin kaybolduğu gece yanında yalnızca iki bebek yoktu. Hastanede üçüncü bir bebek daha dünyaya gelmişti. O bebeğin kaydını da Turgay sildirdi.” “Üçüncü bebek mi?” Rauf Bey başını salladı. “Ve o çocuğun kim olduğunu öğrendiğinde, bu ailede kimin gerçekten suçlu olduğunu anlayacaksın.” Kapının kilidi kırıldı. Ben mavi dosyayı göğsüme bastırıp karanlık geçide koştum. Arkama son kez baktığımda Turgay'ın çalışma odasına girdiğini gördüm. Ardından Rauf Bey'in sesi duyuldu. “Geç kaldın, oğlum!” Kapı kapandı. Karanlık koridorda ilerlerken aklımda tek bir soru vardı: Ben İdil'in ikiz kardeşiysem, yıllar önce doğan üçüncü bebek kimdi? Ve neden annem, bizi ayıran gerçek ortaya çıkmasın diye yirmi sekiz yıl boyunca susmak zorunda kalmıştı? O gece henüz bilmiyordum ama üçüncü bebeğin kimliği, yalnızca Rauf Bey'in ailesini değil, benim bütün hayatımı değiştirecekti. Çünkü o çocuk, yıllardır her gün yüz yüze geldiğim ve asla şüphelenmediğim biriydi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.