Babamın mirası paylaşıldığı gün
Babamın taziyesinden sonraki kırkıncı günün akşamıydı. Evin içi hâlâ ağır bir helva ve kasvet kokuyordu. Ağabeyim masanın başına kurulmuş, elindeki çay bardağını tabağına tıkırdatarak konuşuyordu. Ablam ise hemen yanında, elindeki kâğıda rakamlar yazıp çiziyordu. Babam son altı ayını o karanlık odada, nefes darlığı çekerek geçirmişti. O altı ay boyunca odaya giren tek kişi bendim. Sabahlara kadar buhar makinesini temizleyen, ayaklarını zeytinyağıyla ovan, sırtındaki yaraları pansuman eden bendim. Ağabeyim "İşler çok yoğun, gelemiyorum" derdi; ablam ise "Çocuklar hasta, mikrop kapmasınlar" diyerek ayağını kesti. Ama ikisi de o akşam masadaydı. Dipdiri, canlı ve hevesli... Annem masanın ortasına babamın siyah deri çantasını bıraktı. İçinde kasabadaki iki katlı dükkânın tapusu, köydeki on beş dönüm fındıklık ve babamın emekli ikramiyesinden kalan para vardı. Annem yüzüme bile bakmadan konuşmaya başladı: — Ağabeyin aile kurdu, işini büyütmesi lazım. Kasabadaki dükkân onun hakkıdır. Ağabeyim pişkin bir tebessümle başını salladı. — Ablanın da durumunu biliyorsunuz, dedi annem. — Fındıklığın geliri de ona gitsin, çoluk çocuğuna destek olur. Bankadaki parayı da ikisi aralarında paylaşacak. Sessizce dinledim. Hastane masraflarını öderken limitini bitirdiğim kredi kartlarım, eczaneden borçla aldığım medikal malzemeler, cenaze günü cebimdeki son beş kuruşla aldığım pidesine kadar tek bir kuruşun lafı bile geçmedi. — Bana ne kalıyor? diye sordum. Sesim kısık ve titrekti. Annem gözlerini kaçırdı. Ağabeyim araya girdi: — Sen tek adamsın oğlum, neyine yetmiyor? Zaten senelerdir babamın yanındaydın, yedin içtin. Ablam da ekledi: — Bahçenin dibindeki eski marangoz atölyesi duruyor ya. İçindeki ıvır zıvırla takıl işte. Sana orası yeter. Bahçenin en ücra köşesinde, çatısı akan, kapısı paslı kilitlerle bağlı, babamın yıllardır adım atmadığı o döküntü atölyeyi bana layık görmüşlerdi. "Açgözlülük etme" dedi annem son bir soğuklukla. O gece hiçbir şey söylemedim. İtiraz etmedim, bağırmadım. Cebimdeki son hevesi ve evlatlık duygusunu masada bırakıp kalktım. Karanlıkta bahçenin sonuna, o paslı atölyeye yürüdüm.