Oğlum Gitarını Sattı
“Ilgaz'ın feda ettiği tek şey gitarı değildi. Başka bir şey daha vardı. Çok daha büyük bir şey. Ve ben birazdan bütün gerçeği öğrenecektim.” Polis memurunun elindeki dosyaya bakarken dizlerimin bağı çözüldü. Ilgaz kapının yanında durmuş, parmaklarıyla tişörtünün ucunu sıkıştırıyordu. Ona sarılmak istedim ama yüzündeki korku beni durdurdu. “Lütfen açık konuşun,” dedim. “Oğlumun başı belada mı?” Uzun boylu memur başını iki yana salladı. “Ben Komiser Yardımcısı Ferhat. Yanımdaki arkadaşım da polis memuru Aylin. Öncelikle oğlunuzun güvende olduğunu bilmenizi istiyoruz. Ama dün akşam karakola yapılan bir başvuru var. Bunu birlikte konuşmamız gerekiyor.”Ilgaz ağlayarak başını eğdi. “Anne, ben kötü bir şey yapmadım.” “Biliyorum,” dedim, gerçi hiçbir şey bildiğim yoktu. Ferhat bizi bahçeye çıkardı. Kaldırımın karşısında eski, gri bir otomobil duruyordu. Arka koltukta Sıla oturuyordu. Yanında annesi vardı. Kızın gözleri kıpkırmızıydı; yeni tekerlekli sandalyesi ise bagajın yanında duruyordu. “Sıla neden burada?” diye sordum. Polis cevap vermeden önce Ilgaz fısıldadı: “Çünkü ona söz verdim.” Sıla'nın annesi Figen, arabadan inip bize yaklaştı. Yüzü uykusuzluktan çökmüştü. Elimde olmadan en kötü ihtimali düşündüm. “Dün gece hastaneye gittik,” dedi Figen. “Sıla'yı oraya Ilgaz götürmüş.” “Nasıl yani? Ilgaz okuldan sonra eve geldi.” “Gelmeden önce,” dedi oğlum. “Sana söyleyemedim.”Figen gözyaşlarını sildi. “Sıla'nın sandalyesi salı günü okulun yakınındaki yokuşta devrilmiş. O günden beri kalçası ağrıyordu. Bize söylemedi. Hastaneye götürecek paramız olmadığını düşünüyordu.” “Devlet hastanesine gidebilirdiniz,” dedim şaşkınlıkla. Figen utançla baktı yere. “Elbette. Ama Sıla, babasının işten izin alırsa kovulacağını duymuş. Bizi daha fazla korkutmak istememiş.” Ilgaz araya girdi. “Dün derste fenalaştı anne. Öğretmen dışarıdaydı. Sıla kimseye söylememem için yalvardı. Ben okul hemşiresine gittim. Sonra ambulans çağrıldı.” “O zaman polisin burada ne işi var?” Ferhat dosyadan katlanmış bir kâğıt çıkardı. “Çünkü oğlunuz dün sadece yardım çağırmadı. Hastanede sosyal hizmet uzmanına bir şey anlattı. Bu sayede bir çocuğun uzun süredir tehlikede olduğu anlaşıldı.”Bahçe kapısına tutundum. “Hangi çocuk?” “Sıla'nın küçük kardeşi, sekiz yaşındaki Efe.” Figen'in dudakları titredi. “Bunu bizim bile bilmediğimiz şekilde fark etmiş.” Birden Ilgaz'ın son birkaç haftadır akşam yemeklerinde neden suskunlaştığını hatırladım. Derslerinden, futboldan, arkadaşlarından konuşan oğlum yerini sürekli dalgın duran bir çocuğa bırakmıştı. Sorduğumda yalnızca “Yorgunum anne,” diyordu. Ferhat devam etti: “Efe bir süredir akşamları evde yalnız kalıyormuş. Annesi hastanede temizlik işine gidiyor, babası başka şehirde şantiyede çalışıyormuş. Sıla da onu okuldan sonra tek başına almaya uğraşıyormuş. Sandalyesi bu yüzden tehlikeli yokuşta devrilmiş.” Figen ağlamaya başladı. “Ben vardiyamı değiştirmelerini defalarca istedim. Ev sahibimiz de kirayı geciktirirsek çıkmamızı söylüyordu. Çocukların idare ettiğini sandım.” Sonra oğlumun bana söylemediği şey ortaya çıktı.