BABAM, YENİ SEVGİLİSİ UĞRUNA BENİ VE KÜÇÜK KARDEŞİMİ TERK ETTİ

“Önce içeri gireceksin,” dedim. “Sonra sana on beş yıldır sakladığım bir şeyi göstereceğim. Eğer ondan sonra hâlâ yardımımı istiyorsan, senden tek bir şey yapmanı isteyeceğim.” Babamın bakışları işaret ettiğim kapıya kaydı. Ve o anda yüzündeki ifadeyi görünce, onun da o kapının arkasında ne olduğunu tahmin etmeye başladığını düşündüm. Bir süre eşikte öylece durdu. İçeri girmek istiyor ama aynı zamanda kaçmak için bir bahaneye ihtiyaç duyuyormuş gibiydi. Sonunda başını eğdi ve sessizce eve adım attı. Kapıyı arkasından kapattım. “Doruk burada mı?” diye sordu.“Hayır.” Sesinde belli belirsiz bir rahatlama vardı. Bunu fark ettiğim anda içimde yıllardır susturduğum o eski öfke tekrar kıpırdadı. Babam salona doğru yürürken çevresine bakıyordu. Duvarlardaki çerçevelere, kitaplığa, mutfağın yeni tezgâhına… Sanki hayatımın ne kadarını kendi başıma kurduğumu hesaplıyordu. “Güzel ev,” dedi. Cevap vermedim. Koridorun sonuna doğru yürüdüm. O kapının önünde durduğumda ellerimin hafifçe titrediğini fark ettim. Çünkü arkasında para yoktu. Mücevher yoktu. Babamı küçük düşürmek için hazırladığım bir tuzak da yoktu. Kapıyı açtım. Burası küçük bir çalışma odasıydı. Duvarın bir yanında raflar, diğer yanında eski kutular vardı. Masanın üzerinde ise yıllar önce devlet korumasından ayrılırken yanıma aldığım kahverengi bir dosya duruyordu. Babam içeri girer girmez dosyayı gördü. Yüzü değişti. “Bu ne?” Dosyayı açtım. İlk çıkardığım şey eski bir fotoğraftı. Ben on bir yaşındaydım. Doruk beş. Yan yana durmuş, bir çocuk yuvasının bahçesinde kameraya bakıyorduk. Doruk’un elinde kırmızı bir oyuncak araba vardı. Ben ise onun omzunu tutuyordum. Babam fotoğrafa birkaç saniye baktı. “Bunu hatırlamıyorum.” “Ben hatırlıyorum,” dedim. “Çünkü sen gittikten üç gün sonra çekildi.” Sonra ikinci kâğıdı çıkardım. Bir sosyal hizmet raporu. Ardından bir tane daha. Sonra bir tane daha. Farklı ailelerin yanına yerleştirilme kayıtlarımız, geri gönderildiğimiz tarihler, okul değişiklikleri, psikolog görüşmeleri… Babam sandalye aramaya başladı ama odada yalnızca benim çalışma koltuğum vardı. Ayakta kaldı. “Bunları neden sakladın?” “Çünkü bir gün unutacağımdan korktum.” “Unutmak kötü bir şey değil.” Başımı kaldırıp yüzüne baktım. “Bizi unutmak senin için kolaydı tabii.” O anda ilk kez gözlerini kaçırdı. Dosyanın içinden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardım. Bu kez babamın yüzü tamamen soldu. Çünkü kâğıdın üzerindeki yazı ona aitti. Yıllar önce sosyal hizmet görevlisine verdiği imzalı beyanın bir kopyasıydı.