Boşanma Duruşmasında Zafer
Pelin’in gülümsemesi yok oldu. Demir’in yüzü sertleşti. “Leyla.” O sabah gözlerine ilk kez baktım. “Yanlış kadını seçtin.” Metin Bey anında tepki verdi. “Sayın Hâkim, bildirilmeyen hiçbir belgeyi kabul etmiyoruz.” Hâkim Hanım dosyayı aldı ama açmadı. “Leyla Hanım, açıklayın.” Demir’in bakışlarını üzerimde hissettim; evde, asansörlerde, bağış gecelerinde, bağışçıların fotoğraf çektirmek için gülümsediği hastane yataklarının başında kullandığı o aynı bakışla beni yine sessizliğe zorlamaya çalışıyordu. Gözlerimi kaçırmadım. “İçerideki belgeler, dün gece Akdeniz Bankası tarafından acil emirle hazırlandı,” dedim. “Gecikme sebebi, kocamın bu mahkemeye sahte hesap numaraları vermiş olmasıdır.” “Bu bir yalan!” diye bağırdı Demir. “Hayır,” dedim. “Bu, üçüncü sayfa.” Mahkeme salonunda bir fısıltı dalgası yayıldı. Metin Bey, Demir’e yaklaşarak sertçe bir şeyler fısıldadı. Demir’in çenesi gerildi. Pelin telefonuna uzandı, ancak mübaşir ona doğru bakınca donup kaldı. Hâkim Hanım dosyayı açtı. İlk sayfa çok netti; siyah ve beyaz. Soğuk. Basit. Ölümcül. Banka transferleri. Klinik faturaları. Mülk edinimleri. Umut’un baş harfleriyle açılmış, Demir boşanma davası açtıktan üç gün sonra boşaltılmış bir güven hesabı. Hâkimin yüz ifadesi yavaşça değişti. Şaşkınlık değil, bir teşhisti bu. Oda sanki küçüldü. Metin Bey boğazını temizledi. “Sayın Hâkim, incelemek için zamanımız olmadı—” “Dokuz ayınız vardı,” dedim. “Siz uydurma versiyonu incelediniz.” Demir ayağa kalktı. “Bu bir tacizdir. Bu kadın dengesiz. Ben hayatıma devam ettiğimden beri beni cezalandırmayı takıntı haline getirdi.” “Hayatına devam etmek mi?” diye tekrarladım. Sadece Pelin’in duyabileceği kadar ona döndüm. “Çocuk okuryazarlığı vakfından Demir’in yurt dışındaki hesabına iki yüz bin dolar aktardığınızda buna bu ismi mi verdiniz?” Pelin’in yüzü makyajının altında bembeyaz oldu. Demir beni işaret etti. “O kayıtları kendi uydurdu.” Neredeyse gülümseyecektim. “Bu biraz zor olurdu,” dedim, “çünkü bu sabah saat 08:42’de orijinalleri mahkeme kalemine bizzat kendi asistanınız teslim etti.” Ağzı açıldı. Hiçbir kelime çıkmadı. İşte oradaydı; ilk çatlak. Üç hafta önce asistanı Merve, beni gizli bir numaradan aramıştı. Sesi titriyordu. Demir’in ona faturaların tarihini geriye çekmesini ve e-postaları silmesini emrettiğini söyledi. Metin Bey’in ona, “Anlaşma sağlandıktan sonra kimse karıların lafına inanmaz,” dediğini anlattı. Umut’la aynı yaşta bir kızı olduğunu söyledi. Ben de ona bir seçenek sundum. Bir avukat. Koruma. İş birliği yaparsa dokunulmazlık. Doğru olanı seçti. Hâkim Hanım bir sayfa daha çevirdi. “Demir Bey, Gümüş Körfez Yatırım’ı beyan ettiniz mi?” Demir yavaşça yerine oturdu. Onun yerine Metin Bey cevap verdi. “Sayın Hâkim, Gümüş Körfez’in evlilik mal varlığıyla bir ilgisi yoktur.” “O zaman neden,” diye okudu hâkim, “Gümüş Körfez klinik gelirlerini kabul etti, aile konutunu satın aldı ve Pelin Hanım’ın daire kirasını ödedi?” Pelin fısıldadı: “Demir.” Demir tersledi: “Kes sesini!” Bu kelime odada bir tokat gibi patladı. Umut irkildi. Ona doğru eğildim. “Güvendesin.” Demir bunu gördü. Belki de nezaketi zayıflıkla karıştırdığı her anı o an hatırladı. Tam o sırada kapılar açıldı. İçeri iki kişi girdi. Biri gri mantosuyla, yüzü korkudan solmuş Merve’ydi. Diğeri ise mali suçlar biriminden Komiser Kerem. Metin Bey kaskatı kesildi. Demir bana saf bir nefretle baktı. Bu bakışı tanıyordum. Bana hiçbir şeysiz gideceğimi söylediği gece de böyle bakmıştı; Umut yukarıda uyurken başımda dikilip, “Hâkimler de, bankalar da, avukatlar da, hikâye de benim kontrolümde,” dediği gece. Pek çok şeye sahip olmuştu. Ama bana asla. Hâkim Hanım, Komiser Kerem’den bana doğru baktı. “Leyla Hanım?” Ellerimi birleştirdim. “Mahkemenin elinde hukuki kanıtlar var,” dedim. “Komiser Kerem’de ise suç dosyası mevcut.” Demir kısa bir kahkaha attı ama sesi yarıda kesildi. “Beni yok edebileceğini mi sanıyorsun?” “Hayır,” dedim. Dosyaya bir göz attım. “Sen bunu kendi başına yaptın. Ben sadece makbuzları sakladım.” Hâkim Hanım odayı bir savaş alanı gibi süzdü. “Metin Bey,” dedi, “müvekkiliniz adına, Gümüş Körfez Yatırım’ın evlilik birliğiyle hiçbir bağı olmadığını belirten finansal beyanları siz mi sundunuz?” Metin Bey’in yüzü kül gibi oldu. “Müvekkilim tarafından verilen bilgilere dayanarak…” “İlginç,” dedim. Bana dik dik baktı. “Benimle muhatap olmayın.” İkinci dosyamı açtım. Demir’in gözleri oraya kaydı. Evet Demir. Bir tane daha vardı. “Bu; Metin Bey, Demir ve Pelin arasındaki bir e-posta zinciri,” dedim. “Klinik gelirlerinin bugünkü karara kadar Pelin’in vakfı üzerinden nasıl kaçırılacağını detaylandırıyor.” Metin Bey kendini durduramadan tepki verdi. “Bu özel yazışmadır, gizlilik kapsamındadır!” Hâkim Hanım soğuk bir sesle, “Dolandırıcılığı sürdürmek için kullanıldığında değil,” dedi. Sayfaları aldı. Metin Bey sessizliğe gömüldü. O sessizlik, her türlü tartışmadan daha tatlıydı. Demir öfkeyle titreyerek tekrar ayağa kalktı. “Bu mahkeme çalınmış belgeleri kabul edemez!” “Çalınmadılar,” dedim. “Bana gönderildiler.” “Kimin tarafından?” Onun ötesine baktım. Merve öne çıktı. Demir’in yüzü çarpıldı. “Seni aptal küçük—” “Yeter!” diye gürledi Hâkim Hanım. Mübaşir yaklaştı.