Doğumdan Altı Gün Sonra Kocam

“Biliyor musun,” dedim, “bazen evlenirken senden uzaklaşmakta haklı olduğumu düşünüyorum. Bazen de o zaman yaptıklarım yüzünden bunları yaşamak zorunda kalmışım gibi hissediyorum.” Babamın yüzü değişti. “Hayır Beril. Benimle anlaşamamış olman, bugün gördüğün davranışları hak ettiğin anlamına gelmez.” Altı yıl önceki düğünümüzü düşündüm. Ertuğ'la tanıştığımda büyük bir yayınevinde editör yardımcısıydım. Annemi yıllar önce kaybetmiştim. Babam ise hayatını işine adamış, beni de kendi çizdiği yolda görmek isteyen bir adamdı. Aile şirketine girmemi, onun uygun gördüğü insanlarla tanışmamı, hayatımın her önemli kararını kendisine danışmamı beklerdi. Ben farklı bir hayat istemiştim. Ertuğ beni yalnızca Beril olarak tanımıştı. Annemin kızlık soyadını kullanıyordum. Küçük bir dairede yaşıyor, kendi maaşımla geçiniyordum. Babamın servetinden söz etmek için hiçbir neden görmemiştim.İlişkimiz ciddileştiğinde babamla aramızdaki gerginlik büyümüştü. Ona Ertuğ'la evlenmek istediğimi söylediğimde, “Önce gerçekten kiminle evlendiğini öğren,” demişti. Bunu yine hayatıma karışması olarak algılamıştım. Tartışmıştık. Düğüne gelmesini istemediğimi söylemiştim. Ertuğ'a babamın iş hayatında varlıklı olduğunu ama aramızın bozuk olduğunu anlatmıştım. O da ailesinin benim tarafımdan kimsenin gelmeyeceği küçük bir nikâh istemesini doğal karşılamıştı. Babamın soyadını hiçbir zaman saklamaya çalışmamıştım ama annemin soyadını kullandığım ve babamın şirketinden uzak yaşadığım için ikisi arasında bağlantı kurmamıştı.Ertuğ'un ailesi de beni sıradan bir çalışan olarak tanımıştı. Kayınvalidem bunu bazen yüzüme vururdu. “İyi ki oğlumla evlendin. Yoksa tek maaşla nasıl geçinirdin?” dediği gün gülümseyip susmuştum. Şimdi o sözün ne kadar küçültücü olduğunu daha iyi anlıyordum. Babam düşüncelerimi bölerek, “Düğününüze gelmememi istemiştin. Buna saygı duydum. Ama seninle aramdaki kapıyı tamamen kapatmak istemedim,” dedi. “Peki neden aramadın?” “Aradım. Birkaç kez konuştuk. Sonra her konuşmamız aynı tartışmaya dönüştü. Seni kaybetmemek için geri çekildim. Fakat bu kadar geri çekilmem de doğru değildi.” Başımı eğdim. Çünkü haklıydı. Son yıllarda bayramlarda kısa telefonlar etmiş, doğum günlerimizde mesajlaşmıştık. Hamileliğimi öğrendiğinde beni tebrik etmiş, Deren doğduğunda çiçek göndermişti. Ama yüz yüze görüşmemiştik.“Bu odayı ne zaman hazırladın?” diye sordum. “Hamile olduğunu öğrendiğimde önce kendi odanı düzenlettim. Yanındaki odayı da bebek için hazırlattım. Bir gün gelmek istersen yeriniz olsun istedim.” O an gözlerim doldu. “Beni buraya çağırabilirdin.” “Çağırdım sayılır. Ama sana baskı yapmak istemedim.” Sonra elimi tuttu. “Bu evde kalabilirsin. Ama istersen başka bir yerde de yaşayabilirsin. Sana yardım etmem, benim istediğim hayatı yaşaman gerektiği anlamına gelmeyecek.” Bu söz, çocukluğumdan beri babamdan duymayı beklediğim şeydi. Ertesi sabah Deren'in sesiyle uyandım. Yan odadan gelen hafif ayak seslerini duyunca kapıya baktım. Babam dışarıda bekliyordu.“Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordu. “Bir bardak suya,” dedim gülerek. Beş dakika sonra elinde su ve kahvaltı tepsisiyle döndü. Ardından evde çalışan deneyimli bir kadın, bebeğin bakımı konusunda istersem yardımcı olabileceğini söyledi. Kimse Deren'i kucağımdan almaya çalışmıyordu. Kimse nasıl anne olmam gerektiğine dair emirler vermiyordu.Bu küçük fark bana neredeyse inanılmaz geldi. Öğlene doğru telefonum çaldı. Ertuğ'du. Açmadım. Önce bir mesaj gönderdim. “Deren iyi. Ben de iyiyim. Şu anda dinleniyorum. Konuşmaya hazır olduğumda haber vereceğim.” Cevabı hemen geldi. “Babanın kim olduğunu neden benden sakladın?” Ekrana uzun süre baktım. Altı günlük bebeğimle evde bırakılmıştım. Arabam götürülmüştü. Kayınvalidem tarafından aşağılanmıştım. Ertuğ'un ilk merakı ise babamın servetiydi.Telefonu ters çevirdim. İki gün sonra görüşmeyi kabul ettim. Babamın evinde değil, sakin bir kafede buluştuk. Deren, babamın evinde benim güvendiğim bir bakıcıyla kısa süreliğine kalmıştı. Yanımda yalnızca ablam gibi gördüğüm eski arkadaşım Meltem vardı; biraz uzakta oturmayı kabul etmişti. Ertuğ beni görünce ayağa kalktı. Gözlerinin altında koyu halkalar vardı. “Beril, eve dönmeni istiyorum,” dedi. “Önce bir şey soracağım. Ben giderken en çok neye üzüldün?”“Tabii ki seni kaybetmeye.” “Peki neden ilk mesajında babamı sordun?” Sustu. “Çünkü şaşırdım,” dedi sonunda. “Altı yıldır evliyiz. Babanın bu kadar büyük bir şirketin sahibi olduğunu bilmiyordum.” “Babamın zengin olması seni neden bu kadar ilgilendiriyor, Ertuğ?” “İlgilendirmiyor. Ama bana güvenmediğini düşündüm.” “Ben sana güvendim,” dedim. “Öyle ki doğumdan altı gün sonra beni arabasız bırakırken bile bunu neden yaptığını sorgulamamı istemediğinde sustum. Sen ise benim yorgunluğumu bile ciddiye almadın.” Ertuğ bakışlarını kaçırdı. “Annemin mesajını gördüm,” dedi. “Ne düşündün?” “Çok ağır konuşmuş.” “Peki ona ne söyledin?” “Bir daha böyle konuşmamasını söyledim.” “Bu kadar mı?” “Ne yapmamı istiyorsun?”“Benden ne beklediğini değil, eşin ve kızın için ne yapman gerektiğini kendin düşünmeni istiyorum.” O gün eve dönmedim. Sonraki haftalarda Ertuğ düzenli olarak Deren'i görmeye geldi. İlk görüşmeler kısa sürdü. Bazen kızımızı kucağında tutuyor, bazen biberonunu hazırlıyordu. Başlangıçta bunları bana kendini kanıtlamak ister gibi yapıyordu. Sonra yavaş yavaş gerçekten öğrenmeye başladı. Kayınvalidem ise bambaşka bir yol seçti. Bir akşam bana, “Babanın parasına güvenip aile dağıtmak kolay,” diye mesaj gönderdi. Cevap vermedim. Ertesi gün Ertuğ'a mesajı gösterdim. “Bunu senin çözmen gerekiyor,” dedim. “Ben artık annene kendimi anlatmayacağım.” Ertuğ o gün annesini aradı. Yanımda konuşmadı ama sonradan anlattı. Kızının annesine yapılan saygısızlığı kabul etmeyeceğini, aile toplantılarında benim dışlanmamın bir daha tekrarlanmayacağını söylemişti. İlk kez sözünü tutup tutmayacağını gözlemlemeye karar verdim. Çünkü artık güzel cümlelerden çok davranışlarla ilgileniyordum. Bir ay sonra kayınvalidem doğrudan özür dilemek istedi. Görüşmeyi kabul ettim ama Deren'i götürmedim. Karşımda otururken eskisi gibi kendinden emin değildi. “Belki biraz sert konuştum,” dedi.“Biraz değil,” dedim. “Beni doğumdan altı gün sonra aşağılayıp oğlunuzun benden uzaklaşmayı hak ettiğini söylediniz.” Bir süre sustu. Sonra ilk kez savunmaya geçmeden başını eğdi. “Haklısın. Özür dilerim.” Özrünü kabul etmekle her şeyi unutmanın aynı şey olmadığını söyledim. Deren'le görüşmesinin bizim belirleyeceğimiz sınırlara bağlı olacağını da açıkça anlattım. Bu arada babamla ilişkimiz değişiyordu. Bir akşam birlikte otururken bana aile şirketinde çalışmamı teklif etti. Gülümsedim. “Baba, yine başladın.” O da güldü. “Teklif etmekle karar vermek arasındaki farkı öğrenmeye çalışıyorum.” “Ben editörlüğe dönmek istiyorum. Ama önce Deren'le zaman geçirmek istiyorum.” “Öyleyse öyle yap.” Üç ay sonra babamın evinden ayrılıp kendime küçük bir daire kiraladım. Babam taşınma konusunda yardımcı olmak istedi, kabul ettim. Fakat kira sözleşmesini kendi adıma yaptım ve giderlerimi kendi planıma göre düzenledim. Yeniden çalışmaya başlayacağım yayıneviyle de görüşmüştüm.Ertuğ'la ilişkimiz hâlâ belirsizdi. Deren'i düzenli görüyor, ihtiyaçlarını karşılıyor, annesinin sınırlarımızı aşmasına izin vermiyordu. Ama evliliğimizde kırılan güveni geri getirmek birkaç ayın işi değildi. Bir akşam bana, “Seni yeniden kazanabilir miyim?” diye sordu. “Bilmiyorum,” dedim. “Ama artık beni kaybetmemek için değil, doğru insan olmak için değişmen gerekiyor.” Bu cevap onu üzse de itiraz etmedi. Deren altı aylık olduğunda ilk kez hep birlikte parkta yürüyüş yaptık. Ertuğ bebek arabasını sürüyor, ben yanında yürüyordum. Bir ara durup bana baktı. “Sen o gece gitmeseydin bunların hiçbirini fark etmeyecektim,” dedi. “Ben gitmeseydim senin fark etmeni beklemeye devam edecektim,” diye cevap verdim. Sonra Deren'in küçük eline baktım. Hayatım boyunca birilerinin beklentileri arasında seçim yapmaya çalışmıştım. Önce babamın, sonra eşimin, sonra kayınvalidemin. Oysa kızımın ihtiyacı, herkesin istediği gibi davranan bir anne değildi. Kendi sınırlarını bilen, yardım istemekten utanmayan ve sevginin saygı olmadan yeterli olmadığını anlayan bir anneydi.Ertuğ'la hemen aynı eve dönmedik. Evliliğimiz için birlikte görüşmelere başladık ve ayrı yaşamayı sürdürdük. Babamla aramızdaki ilişkiyi de yavaş yavaş onardık. Geleceğin ne getireceğini bilmiyordum ama ilk kez bunun beni korkutmadığını fark ettim.O gece babamın gönderdiği zarfı yeniden elime aldım. Pirinç anahtar hâlâ içindeydi. Artık o evde yaşamıyordum ama anahtarı saklıyordum. Çünkü o anahtar bana büyük bir serveti, gösterişli bir evi ya da güçlü bir soyadını hatırlatmıyordu. Bana, en zor günümde yardım isteyebildiğimi ve yardım aldıktan sonra da kendi hayatımı seçebildiğimi hatırlatıyordu. Deren'i uyuturken alnından öptüm. Bir gün büyüyüp bana o gece neden evden ayrıldığımızı sorarsa, ona tek bir şey söyleyecektim: “Çünkü seni büyütürken kendimi kaybetmek istemedim. Ve bir aile olmak için aynı sofrada oturmanın değil, birbirini gerçekten önemsemenin gerektiğini öğrendim.”
Copyright © 2015. All Rights Reserved.