Seksen Beş Yaşındaki Annemi Markette Hırsızlıkla Suçladılar

Annemin avucunda sararmış, yılların kenarlarını kıvırdığı küçük bir fotoğraf vardı. Fotoğrafın arkasına eski usul mavi tükenmez kalemle yazılmış birkaç satır görünüyordu. Güvenlik görevlisi ona bakar bakmaz sanki nefesi kesildi. Ben bir anneme, bir adama bakıyordum. “Anne, bu ne?” diye sordum. Annem gözlüğünü düzeltti. Sesi hâlâ sakindi ama yüzündeki incinmişlik gizlenmiyordu. “Önce kendini tanıt delikanlı,” dedi. “Adın Tufan mı?” Adam yutkundu. Yakasındaki GÜVENLİK yazılı siyah yeleğin üstündeki kartta gerçekten de Tufan yazıyordu. “Evet,” dedi kısık sesle. “Tufan.” Annem başını hafifçe salladı. “Ben de öyle tahmin etmiştim.” Tam o sırada reyonun arkasından mağaza müdürü koşarak geldi. Kalabalık büyümüş, dört müşteri birkaç adım ötede şaşkınlıkla olanları izliyordu. Orta yaşlı kilolu bir kadın elini ağzına götürmüş, “Ayıp ya,” diye mırıldanıyordu. Bir başkası da hâlâ telefonuyla kayıt alıyordu. “Burada ne oluyor?” diye sordu müdür. Ben hemen atıldım. “Annemi herkesin ortasında hırsız ilan etti. Bileğini sıktı, yürütecini devirdi. Şimdi de bir açıklama bekliyoruz.” Tufan gözlerini annemin elindeki fotoğraftan alamıyordu.“Ben...” dedi. “Ben kamerada cebine bir şey koyduğunu gördüm.” “Ne koyduğunu gördün mü?” diye sordum sertçe. Cevap veremedi. Annem fotoğrafı ona doğru biraz daha kaldırdı. “Bunu gördün mü peki?”Müdür fotoğrafa bakmak istedi. Annem önce bana uzattı. Ön yüzünde siyah beyaz bir sınıf fotoğrafı vardı. Arka sırada genç bir öğretmen olarak annem, ön sıralarda ilkokul çağındaki çocuklar duruyordu. Arka yüzünde ise şu yazıyordu: “Güzin Öğretmenim, o gün beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Ben parayı çalmamıştım. Herkes bana hırsız demişti ama siz inanmadınız. Bunu ömrümce unutmayacağım. Öğrenciniz Tufan, 1987.” Boğazım düğümlendi. Annem bana dönüp açıklamaya başladı. “Bu sabah evde eski kutuları karıştırıyordum. Babanın ölümünden sonra bir sürü evrakla öğrenci notu çıktı karşıma. Bu fotoğrafla bu not da onların arasındaydı. Atmaya kıyamadım. Çantama koydum. Yolda sana gösteririm dedim.”Sonra Tufan'a baktı. “Meyve reyonunda ismini kartında görünce ve yüzünü dikkatle inceleyince seni o küçük oğlana benzettim. Çantamdan çıkarıp cebime koydum ki Lale gelince ona da göstereyim, sonra sana gerçekten sen misin diye sorayım. Seninse ilk yaptığın şey beni suçlamak oldu.” Tufan sanki ayakta zor duruyordu. “Ben... ben sizi tanıyamadım.” “Ben de seni hemen tanımadım,” dedi annem. “Ama ismini görünce aklıma geldi. Bir zamanlar sana hırsız denmişti. Ben de sınıfın önünde kimseyi dinlemeden karar vermenin ne kadar ağır bir yara açacağını anlatmıştım.” Müdür araya girdi. “Hanımefendi, lütfen ofise geçelim. Kameraları birlikte inceleyelim.” Annem bir an tereddüt etti. Bileğini ovuşturduğunu gördüm. “Önce kızım yürütecimi kaldırsın,” dedi. “Ve hiç kimse bana dokunmayacak.”
Copyright © 2015. All Rights Reserved.