Kocam, 35 yıllık evliliğimizin ardından ağır hastalandığımda
Elimdeki kâğıdın üzerinde bir hastanenin adı, Fikret'in kimlik bilgileri ve ölüm tarihi yazıyordu.Altı ay önce. Altı ay önce ölmüştü. Kâğıdı yeniden okudum. Harfler birbirine karışıyordu. Ölüm belgesinin altında kalp yetmezliğine bağlı gelişen komplikasyonlardan söz ediliyordu. "Fikret öldü mü?" diye fısıldadım. İhsan başını salladı. "Evet, Şükran. Çok üzgünüm." "Altı aydır biliyordun da bana söylemedin mi?" İhsan gözlerini kaçırdı. "Fikret bana bunu söylememem için yalvardı. Ama şimdi anlıyorum ki senin adına böyle bir karar vermemeliydim."İçimdeki acıya öfke karıştı. "Nasıl yapabildiniz bunu? Ben onun için yıllarca ağladım. Hastane koridorlarında beni neden bıraktığını düşündüm. O sırada ölmüş olduğunu bile bilmiyordum!" İhsan hiçbir mazeret üretmedi. "Haklısın," dedi. "Sana gerçeği söylemeliydim." Kutuyu kendime doğru çektim. Ölüm belgesinin altında başka evraklar, birkaç fotoğraf ve kalın bir zarf vardı. Zarfın üzerine Fikret'in el yazısıyla adım yazılmıştı. "Şükran'ıma." O kelimeyi otuz beş yıl boyunca sayısız kez duymuştum. Ama son bir yıldır özlemekten çok nefret ettiğimi sandığım adamın el yazısıyla yeniden görmek içimi parçaladı. Zarfı açtım. Sevgili Şükran, Bu mektubu okuyorsan artık hayatta değilim. Önce senden özür dilemek istiyorum. Seni hayatının en zor gününde yalnız bıraktım. Bunun haklı bir gerekçesi olmadığını biliyorum. Ama neden böyle korkunç bir karar verdiğimi öğrenmeni istiyorum." Mektubu okumayı bırakıp İhsan'a baktım. "Ne olmuş ona?" "Doktorlar birkaç ay önce ciddi bir kalp hastalığı olduğunu söylemişlerdi. Senin teşhisinden kısa süre önce kontrolleri başlamıştı. Durumu sandığımızdan ağırmış.""Bana neden söylemedi?"