Kızım Nişanlısını Eve Getirdi
Kızım Defne, yüzünün sol tarafını kaplayan koyu bordo renkli bir doğum lekesiyle dünyaya geldi. Alnından göz çevresine, oradan yanağına kadar uzanan bu belirgin leke, onun hayatını benim tahmin ettiğimden çok daha fazla etkiledi. Defne henüz dört yaşındayken babası Levent bizi terk etti. Giderken arkasına bile bakmadı. Yıllarca kızımı tek başıma büyüttüm. Ona her fırsatta güzel olduğunu, yüzündeki lekenin kendisini diğer insanlardan daha az değerli yapmadığını söyledim. Fakat çocuklar acımasız olabiliyordu. Defne okulda alaylara maruz kaldı. Ergenlik yıllarında fotoğraf çektirmek istemezdi. Üniversitedeyken hoşlandığı bir genç, arkadaşlarının yanında onunla görünmekten çekinince günlerce odasından çıkmadı. Bütün bunlara rağmen kızım güçlü bir kadın oldu. Mimarlık fakültesini bitirdi, kendi işini kurdu ve otuz yaşına geldiğinde ayakları üzerinde duran başarılı bir insana dönüştü. Yine de aşk konusunda kendisini hep geri çekiyordu. Ta ki hayatına Arda girene kadar. Arda otuz üç yaşında, fotoğrafçılıkla uğraşan, sakin konuşan, güler yüzlü bir adamdı. Defne onunla bir sanat etkinliğinde tanıştığını söyledi. Önce arkadaş olmuşlar, ardından birbirlerine âşık olmuşlardı. Kızımın yüzündeki mutluluğu gördükçe yıllardır taşıdığım endişelerin azaldığını hissediyordum. Bir gün Defne telefonunu uzatıp birlikte çektikleri bir fotoğrafı gösterdi. Küçük bir kafede yan yana oturuyorlardı. Arda kolunu kızımın omzuna atmış, yanağını onun yanağına yaslamıştı. Defne ise hayatımda gördüğüm en içten gülümsemesiyle kameraya bakıyordu. Fotoğrafta doğum lekesini saklamamıştı. Bu benim için çok şey ifade ediyordu. Altı ay sonra nişanlandılar. Düğünden iki ay önce Defne, Arda'yı akşam yemeğine davet ederek benimle daha yakından tanıştırmak istediğini söyledi. O akşam Arda elinde çiçeklerle kapımıza geldi. Yemek boyunca kibar, ilgili ve düşünceliydi. Kızımın anlattığı her şeyi dikkatle dinliyor, zaman zaman elini tutuyordu. Onları izlerken gözlerim doldu. Sonunda kızımın gerçekten sevildiğine inanmak istiyordum. Yemekten sonra Defne mutfağa kahve hazırlamaya gitti. Arda'nın yüzündeki gülümseme o anda kayboldu. Sandalyemi biraz kendisine yaklaştırmamı işaret etti. Ardından yalnızca benim duyabileceğim kadar alçak bir sesle konuştu: "Anlaşmanın bana düşen kısmını yerine getirdim, Sevim Hanım. Artık sıra sizde." Elimdeki su bardağı titredi. Gözlerimi mutfak kapısına çevirdim. Arda devam etti: "Bunu daha fazla saklayamayız. Defne'ye gerçeği anlatacaksınız." "Ne olur," diye fısıldadım. "Düğüne bu kadar az kalmışken yapma." Arda başını iki yana salladı. "Tam da bu yüzden şimdi öğrenmeli." Sonra telefonunu çıkarıp ekranında eski bir banka dekontu açtı. Gönderenin adı bendim. Alıcının adı ise Arda'ydı. O dekontu görür görmez, yıllar sonra ilk kez kızımın yüzüne nasıl bakacağımı bilemedim. Çünkü Defne'nin hayatının en mutlu tesadüf sandığı o ilk karşılaşmanın arkasında, hiç kimsenin bilmediği korkunç bir sırrım vardı.