On Üç Yıl Sonra Sahneye Çıkan Gerçek
Sahneye birkaç adım kala Şahika’yı gördüm. Jüri masasının gerisinde, açık mavi elbisesiyle ayakta duruyordu. Yüzündeki gülümseme ne küçümseyiciydi ne de zafer kazanmış birinin gösterişini taşıyordu. Sanki on üç yıldır geleceğini bildiği bir anın nihayet gerçekleşmesini izliyordu. Göz göze geldiğimizde başını hafifçe eğdi. O hareket, geçmişte tanıdığım Şahika’yı hatırlattı. Bir karar verdiğinde bağırmaz, kimseyi tehdit etmezdi. Yalnızca gerekeni yapardı. Bugün de yapmıştı. Kızlarımızın başarısını gizlememiş, benim karşıma çıkmaktan korkmamıştı. Sunucu beni fark ederek mikrofonu uzattı. “Ana sponsorumuz Alpay Bey de ödül sahiplerini kutlamak istiyor.” İpek ile Ekin bana döndü. Yüzlerindeki benzerlik nefesimi kesiyordu. Fakat bakışları farklıydı. İpek dikkatle inceliyordu, Ekin ise mesafesini koruyordu. İkisinde de meraktan çok temkin vardı.Mikrofonu aldım. “Öncelikle bu iki genç kızı tebrik ediyorum. Bugün burada gösterdikleri başarı tamamen kendilerine ait.” Ardından jüri başkanına baktım. “Sonuçların bağımsız değerlendirildiğinin herkes tarafından bilinmesini istiyorum. Sponsorluğumun herhangi bir karara etkisi olmamalı.”Jüri başkanı ayağa kalktı. “Tüm sınavlar isimler gizlenerek üç ayrı kurul tarafından değerlendirildi. İpek ve Ekin kusursuz puan aldı. Sonuçlarda hiçbir değişiklik yapılmayacak.” Salondan güçlü bir alkış yükseldi. Süreyya’nın öfkeli sesini duydum ama artık ona dönmedim. Kızların önünde daha fazla tartışma çıkarmamak için mikrofonu bıraktım. İpek madalyasını tutarken bana kısa bir bakış attı. Ekin ise annesine gülümsedi. O anda anladım ki bu sahnede bana düşen rol, onların hayatına ansızın girip her şeyi düzeltmek değildi. Tören bittikten sonra gazeteciler kızların çevresini sardı. Şahika organizasyon görevlileriyle konuşarak onları daha sakin bir salona götürdü. Ben peşlerinden gitmedim. Merdivenlerin yanında bekledim. Yaklaşık on dakika sonra Şahika tek başına yanıma geldi. “Konuşmak istiyorsun,” dedi. “Evet. Ama sen istemezsen giderim.” Birkaç saniye yüzüme baktı. “Kızlar seninle görüşmeyi kabul etti. Fakat bu, geçmişi unuttukları anlamına gelmiyor.” Beni küçük bir toplantı odasına götürdü. İpek ve Ekin yan yana oturuyordu. Madalyaları masanın üzerindeydi. Kapıyı kapatınca ilk kez gerçek bir sessizlikle baş başa kaldık. “Özür dilerim,” dedim. “Annenizi hamileyken terk ettim. Sonra sizi aramadım. Bunun hiçbir haklı açıklaması yok.” İpek gözlerini kaçırmadan sordu: “Doğduğumuzu biliyor muydun?”