KOCAM ÖLDÜKTEN SONRA, TAM 27 YILDIR BAŞKA BİR KADIN

Boğazım kurudu. “Sonra?” “Bizi takip etti.” Kazanın tesadüf olmadığını söyledi. Sevim’in eski eşi, kullandığımız araca arkadan çarpmış. Araba kontrolden çıkmış. Ben ağır yaralanmışım. Sevim ise daha hafif yaralarla kurtulmuş. Ama işler orada bitmemiş. “Adam hastaneye geldi,” dedi Sevim. “Beni bulursa öldüreceğini biliyordum.” Cevdet o sırada her şeyi öğrenmiş. Polis, Sevim’i korumaya almış. Eski eşi hakkında soruşturma başlatılmış. Fakat adam ortadan kaybolmuş. Sevim’in güvenliği için başka bir şehre taşınmasına karar verilmiş. “Peki öldüğün haberi?” “Bilerek yayıldı.” Başımı ellerimin arasına aldım. Her şey yavaş yavaş anlam kazanmaya başlamıştı. “Peki Cevdet neden bana anlatmadı?” Sevim’in yüzü yumuşadı. “Çünkü sen uyandığında o gecenin büyük bölümünü hatırlamıyordun. Doktorlar seni zorlamamasını söyledi. Ama asıl sebep başkaydı.” Mektuba baktım. Titreyen ellerimle açtım. Cevdet şöyle yazmıştı: “Eğer bu satırları okuyorsan, büyük ihtimalle artık yanında değilim. Sana hayatım boyunca söylemediğim bir şey için önce beni affetmeni istiyorum.” Gözlerim doldu. Okumaya devam ettim. Cevdet, kazadan sonra Sevim’in hayatının tamamen değiştiğini yazmıştı. Sevim’in evi yokmuş. İşi yokmuş. Ailesi ona sırtını dönmüş. Ve bütün bunlar, benim ona yardım etmeye çalışmamla başlamıştı. Cevdet kendisini sorumlu hissetmişti. “Sen o gece onun için hayatını riske attın,” diye yazmıştı. “Ben de senin tamamlayamadığın iyiliği devam ettirmek istedim.” Gözyaşlarım kâğıda düştü. Ama mektubun devamı daha ağırdı. Cevdet, Sevim’in eski eşinin yıllar sonra tekrar ortaya çıktığını yazıyordu. Bu yüzden Sevim’in gerçek kimliği ve yaşadığı yer yıllarca gizli tutulmuştu. Bana anlatırsa, istemeden birine söylememden ve Sevim’i tehlikeye atmaktan korkmuştu. “Bana güvenmedi mi?” diye fısıldadım. Sevim hemen cevap vermedi. Sonra yavaşça: “Hayır,” dedi. “Seni korumaya çalıştı.” Başımı kaldırdım. “Benden gerçekleri saklayarak mı?” “Belki yanlış yaptı. Ama seni her gördüğünde o kazayı hatırlıyordu. Kendini suçluyordu. Eğer o akşam seni arayıp eve erken gelmeni istemeseydi, o yoldan geçmeyeceğini düşünüyordu.” Bu detayı bilmiyordum. Mektubun son kısmına geldim. “Yirmi yedi yıl boyunca Sevim’in kirasını ödedim. Bunu senden para saklamak için değil, o gece başlattığın şeyi sürdürmek için yaptım. Belki sana söylemeliydim. Belki sessiz kalmam büyük bir hataydı. Ama bir gerçeği bilmeni istiyorum: Sana hiçbir zaman ihanet etmedim.” Artık okuyamıyordum. Mektubu göğsüme bastırdım. Cevdet’e karşı aynı anda hem öfke hem özlem hissediyordum. Benden bu kadar büyük bir gerçeği saklamıştı. Ama bütün bu yıllar boyunca düşündüğüm gibi başka bir hayat yaşamamıştı. Benim unuttuğum bir iyiliği sessizce sürdürmüştü. Sevim yanıma geldi. “Bir şey daha var,” dedi. Masadaki küçük çerçeveyi elime verdi. Fotoğrafta genç bir kadın ve iki çocuk vardı. “Bu kızım,” dedi. “Yanındakiler de torunlarım.” Gülümsedi. “Sen o gece durup beni arabana almasaydın, bunların hiçbiri olmayacaktı.” O an içimde bir şey kırıldı. Ama bu kez acıdan değil. Yıllardır hatırlamadığım bir kararın, başka insanların hayatına nasıl yayıldığını ilk kez görüyordum. Sevim’in evinden çıkarken hava kararmaya başlamıştı. Arabaya oturduğumda Cevdet’in mektubunu tekrar açtım. Sonunda tek bir cümle daha vardı: “Bir gün gerçeği öğrenirsen, umarım beni sadece sakladığım sırla değil, neden sakladığımla da hatırlarsın.” Eve döndüğümde doğruca Cevdet’in çalışma odasına gittim. İlk kez oda bana yalnızca kaybı hatırlatmadı. Masasının başına oturdum. Kira makbuzlarını yeniden dosyaya koydum. Sonra çocuklarımızı aradım. Onlara her şeyi anlatmadım. Çünkü bazı sırların başkalarına ait olduğunu artık anlamıştım. Sadece babalarının yıllarca birine yardım ettiğini ve bunu kimse bilsin diye yapmadığını söyledim. Birkaç hafta sonra Sevim’i yeniden ziyaret ettim. Bu kez kapısında korkuyla değil, elimde çiçeklerle duruyordum. Aramızda garip ama güçlü bir bağ oluştu. O bana unuttuğum genç kadını anlattı. Ben de ona Cevdet’in son yıllarını anlattım. Zamanla şunu fark ettim: Cevdet’in yaptığı şey kusursuz değildi. Benden büyük bir gerçeği saklamıştı ve bunun kırgınlığı içimde hep kalacaktı. Ama hayat bazen insanları sadece doğru ve yanlış diye ikiye ayırabileceğimiz kadar basit olmuyordu. Bazı kararlar korkudan, bazıları sevgiden, bazılarıysa ikisinin birbirine karıştığı yerden doğuyordu. Aylar sonra Cevdet’in çalışma odasını tamamen boşalttım. Ama o kalın dosyayı atmadım. En alt çekmeceye geri koydum. Üzerine de küçük bir not bıraktım: “Bir iyilik, onu yapan kişi unutsa bile yaşamaya devam edebilir.” Çünkü o gün anladım ki Cevdet’in benden sakladığı en büyük sır başka bir kadın değildi. Benim yıllar önce yaptığım ama hafızamdan silinen bir iyiliğin, onun ellerinde yirmi yedi yıl boyunca yaşamaya devam etmiş olmasıydı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.