On Üç Yıl Sonra Sahneye Çıkan Gerçek

“Hamileliği biliyordum. İkinizin doğduğunu sonradan öğrendim. Ama korkaklık edip hiçbir şey yapmadım.” Ekin’in yüzü gerildi. “Demek ki bizi bulamamanın nedeni adresimizi bilmemen değildi.” Başımı eğdim. “Değildi.” Şahika sessizce dinliyordu. Eskiden olsaydı kendimi savunmaya çalışırdım. Şimdi her savunmanın on üç yıllık yokluğumu daha da ağırlaştıracağını biliyordum. İpek, “Biz senden para istemiyoruz,” dedi. “Bizi başarılı gördüğün için hayatımıza girmeni de istemiyoruz.” “Anlıyorum.” Ekin ekledi: “Bizi tanımak istiyorsan önce sabırlı olacaksın. Annemizin kararlarına saygı duyacaksın. Biz hazır olmadan hiçbir şey açıklamayacaksın.” “Bunların hepsini kabul ediyorum.” Şahika ilk kez konuştu. “Söz vermek kolay, Alpay. On üç yıl önce de çok güzel sözler veriyordun.” O cümle karşısında söyleyebileceğim tek dürüst cevap vardı. “Haklısın. Bu kez sözlerime inanmanızı beklemeyeceğim. Davranışlarımla göstereceğim.” Kızlar birbirine baktı. İpek, “O zaman bize zaman ver,” dedi. Toplantı odasından çıktığımızda Melis koridorda bekliyordu. Gözleri kızarmıştı. Süreyya birkaç metre ötede telefonla birilerine bağırıyordu. Melis beni görünce ayağa kalktı.“Onlarla konuştun mu?” diye sordu. “Evet.” “Bana kızgın mısın? Sonuncu olduğum için?” İçim burkuldu. “Hayır, Melis. Sana kızgın değilim.” Gözlerinden yaşlar aktı. “Benden hep kazanmamı istediğini sanıyordum. Kaybedersem artık benimle gurur duymayacağını düşündüm.” Yanına oturdum. “Sana bunu hissettirdiğim için özür dilerim. Senin değerini hiçbir yarışmanın sonucu belirleyemez.” Melis ağlayarak, “Ama annem herkesin önünde o kızlara bağırdı,” dedi. “Onlar hiçbir şey yapmadılar.” “Biliyorum. Bu yanlıştı. Senin suçun değil.” Süreyya yanımıza geldiğinde öfkesini saklamıyordu. “Bu rezaleti burada bitireceksin, Alpay. Avukatlarım organizasyonla görüşecek.” Ayağa kalktım. “Hiçbir sonuç değiştirilmeyecek. Jüriye baskı yapılmayacak. Sponsorluğumu kullanarak kimseye ayrıcalık sağlamayacağım.” “Benim tarafımda değil misin?” “Melis’in yanında olacağım. Ama haksızlığın yanında olmayacağım.” Süreyya arkasını dönüp uzaklaştı. O gün evliliğimizin uzun zamandır yalnızca ortak çıkarlarla ayakta kaldığını açıkça gördüm. Ertesi hafta organizasyon yönetimine yazılı bir bildirim gönderdim. Sponsorluk sözleşmesinin bağımsız değerlendirmeyi koruyan hükümlerini güçlendirdim. Aile üyelerimin hiçbir yarışmacı için ayrıcalık talep edemeyeceğini açıkça kabul ettim. Melis’in pahalı hazırlık programlarını da onunla konuşmadan yeniden planlamamaya karar verdim. Şahika’ya ise tek bir mektup yazdım. On üç yıl boyunca kaçtığım sorumluluğu kabul ettim. Çocuklarla ilgili hukuki ve maddi yükümlülüklerimi yerine getirmek için bağımsız bir avukat aracılığıyla görüşmeye hazır olduğumu bildirdim. Para karşılığında görüşme talep etmeyeceğimi özellikle belirttim. Cevap iki hafta sonra geldi. Şahika, geçmişe ilişkin yükümlülüklerin avukatlar üzerinden ele alınacağını, kızların benimle görüşüp görüşmeyeceğine ise kendilerinin karar vereceğini yazmıştı. İlk ay yalnızca iki kısa mesajlaştık. İkinci ay İpek okulda hazırladığı bir bilim projesinin fotoğrafını gönderdi. Ekin sevdiği kitaplardan söz etti. İkisinin de başka hayalleri, farklı korkuları, birbirinden ayrı kişilikleri olduğunu öğrenmeye başladım. Onları yalnızca aynı yüzü taşıyan iki madalya sahibi olarak görmeyi bıraktım. Üçüncü ay Şahika’nın da bulunduğu bir kafede buluştuk. Bir saat boyunca konuşmamıza izin verdiler. Çocukluklarından söz etmek istemediklerinde üstelemedim. Ayrılırken Ekin ilk kez kendiliğinden, “Bir dahaki sefere daha uzun oturabiliriz,” dedi. Melis de değişiyordu. Annesiyle arasındaki sorunları çözmeye çalışırken bir danışmandan destek almaya başladı. Ben onu yarışmalara zorlamadım. Bir akşam kendi isteğiyle resim kursuna yazılmak istediğini söyledi. İlk sergisinde derece alamadı. Buna rağmen birlikte saatlerce resimlerine baktık. Eve dönerken bana sarılıp, “Bugün mutluydum,” dedi. İlk kez bunun başarı belgesinden daha önemli olduğunu anladım.Süreyya ile evliliğimizi bitirme kararı aldık. Bunu kızlardan hiçbirini taraf seçmeye zorlamadan, yetişkinler olarak yürüttük. Melis’in benim hayatımdaki yeri değişmedi. İpek ve Ekin’in de anneleriyle kurdukları güvenli düzeni bozmadım. Dördüncü ayın sonunda Şahika, kızların okulundaki küçük bir proje sunumuna davet edilebileceğimi söyledi. Salona girdiğimde İpek ile Ekin ön sıralardaydı. Bu defa dev ekranlar, sponsor koltukları veya altın madalyalar yoktu. Şahika beni görünce hafifçe gülümsedi. O eski kararlı gülüşü artık bir hesaplaşma değil, sınırları belli bir huzur taşıyordu. Sunumdan sonra kızlar yanıma geldi. İpek çalışmasını anlattı, Ekin heyecanla sorularımı cevapladı. Ayrılırken ikisi de bana sarılmadı. Ama birlikte bir sonraki buluşmanın tarihini kararlaştırdık. O akşam telefonuma üç fotoğraf geldi. İlkinde İpek ile Ekin projelerinin başındaydı. İkincisinde Melis ilk sergisindeki resminin yanında gülümsüyordu. Üçüncüsünde Şahika, kızlarıyla evlerinin mutfağında pasta kesiyordu. Fotoğrafları uzun uzun inceledim. Artık hiçbirini sahiplenilecek bir başarı olarak görmüyordum. Üç kızın da kendi kararları, annelerinin emeği ve ayrı ayrı hayatları vardı. Benim görevim onları kazanmak değil, hak ettikleri güveni zaman içinde oluşturabilmekti. On üç yıl önce sorumluluktan kaçarken özgürlüğü seçtiğimi sanmıştım. Oysa gerçek özgürlüğün, kimsenin hayatını kontrol etmeye çalışmadan sorumluluğunu üstlenebilmek olduğunu çok geç öğrenmiştim. Kızlarım beni henüz baba olarak kabul etmemişti. Benden bunu istemelerini de beklemiyordum. Ama artık kaçmıyordum. Ve ilk kez, onların kararına saygı duyarak yanlarında kalmayı öğreniyordum.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.