10 Yıl Boyunca Karı Koca Gibi Yaşadık
Hayatımda büyük bir boşluk oluşacağını sanmıştım. Tam tersine, yıllardır eksik olan şeyin kendim olduğunu fark ettim. Bir gün ortak arkadaşımız Derya beni aradı. “Murat çok kötü durumda.” Sessiz kaldım. “Ev satıldıktan sonra kiraya çıktı.” Bunu zaten biliyordum. Çünkü satıştan payıma düşen parayı çoktan yeni hayatım için kullanmıştım. “Daha önemlisi…” dedi Derya. “Sürekli senden bahsediyor.” Yine cevap vermedim. Aradan yaklaşık sekiz ay geçti. Bir akşam kapım çaldı. Kapıyı açınca Murat’ı gördüm. Eskisinden daha yorgun görünüyordu. Saçlarına beyazlar düşmüş, omuzları çökmüştü. Elinde küçük bir kutu vardı. “Beş dakika konuşabilir miyiz?” İçeri almadım. Kapının önünde kaldık. Kutuyu açtı. İçinden sade bir yüzük çıktı. “Evlenelim.” Acı bir tebessüm ettim. “Fikrini değiştiren ne oldu?” Gözlerini yere indirdi. “Seni kaybetmek.” Başımı iki yana salladım. “Hayır Murat.” “Neden?” “Çünkü sen benimle olmak istediğin için değil, yalnız kalmaktan korktuğun için geldin.” “Böyle düşünme.” “Yanlış mı?” Cevap veremedi. Derin bir sessizlik oldu. Sonra ona yıllardır içimde taşıdığım son cümleyi söyledim. “Ben evlenmek için bir yüzüğe ihtiyaç duymuyordum. Ben, beni seçen bir adama ihtiyaç duyuyordum.” Gözleri doldu. “Beni affedemez misin?” Gülümsedim. “Seni affettim.” “Öyleyse neden?” “Çünkü affetmek, kaldığın yerden devam etmek demek değildir.” Murat birkaç saniye daha bekledi. Sonra yüzüğü cebine koydu. İlk kez hiçbir şey söylemeden arkasını döndü. Merdivenlerden ağır ağır inerken onun için üzülmedim. Çünkü o, on yıl boyunca elindekinin değerini anlamamıştı. Ben ise sonunda kendi değerimi öğrenmiştim. Kapıyı kapatıp salona döndüm. Pencereden içeri giren akşam güneşi yeni evimi aydınlatıyordu. O an anladım ki bazen bir ilişkiyi bitiren şey sevgisizlik değildir. Saygının eksik olmasıdır. Sevgi bekleyebilir, sorunlarla mücadele edebilir; ama sürekli ertelenen değer duygusu bir gün sessizce tükenir. Murat bana evliliğin sadece bir kâğıt parçası olduğunu söylemişti. Belki gerçekten öyleydi. Ama o kâğıdın temsil ettiği şey, iki insanın birbirini seçmesi, birbirine güven vermesi ve “Ben buradayım” diyebilmesiydi. Ben aslında hiçbir zaman o imzanın peşinde olmadım; beni gerçekten seçen bir hayat arkadaşının peşindeydim. Ve bunu kaybettiğini Murat ancak ben arkamı dönüp giderken anlayabildi. O gün hayatını değiştiren şey, benim hazırladığım dosya değil; artık kendimi ikinci sıraya koymayı reddetmemdi. Çünkü bazen insanın attığı en cesur imza, bir evlilik cüzdanına değil, kendi geleceğine attığı imzadır. Aradan üç yıl geçti. Hayat, bir zamanlar bana sonsuz gibi görünen acıyı usul usul geride bırakmıştı. Yüksek lisansımı tamamladım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim ve kendime ait küçük evimi, hayalini kurduğum sıcak bir yuvaya dönüştürdüm. En önemlisi de artık her sabah aynaya baktığımda, karşımdaki kadını eksik değil, tamamlanmış görüyordum. Bir sonbahar günü posta kutumda tanıdık bir zarf buldum. Gönderen kısmında Murat'ın adı yazıyordu. Zarfın içinde yalnızca kısa bir mektup vardı."Sana yıllarca vermediğim şeyi, sen kendine verdin: Değer. Bunu bana öğrettiğin için teşekkür ederim. Seni geri istemek için değil, senden özür dilemek için yazıyorum. Umarım hayatın boyunca seni ilk sıraya koyacak insanlar çıkar karşına."Mektubu sessizce katlayıp çekmeceye koydum. Ne öfkelendim ne de hüzünlendim. Çünkü bazı özürler geçmişi değiştirmez; sadece insanın içindeki yükü hafifletir. O akşam balkonda kahvemi içerken telefonum çaldı. Yakın bir arkadaşım, aylar önce tanıştırdığı biriyle ilgili gülümseyerek sordu: "Ne düşünüyorsun? Bir şans vermeye değer mi?" Ufka doğru baktım. Eskiden bu soru beni korkuturdu. Yeniden incinmekten, yeniden beklemekten çekinirdim. Ama artık cevabım farklıydı. "Bir insan beni seçmekten emin değilse, ben de onu beklemem." Aylar sonra hayatıma gerçekten beni seçen biri girdi. Ne büyük vaatlerde bulundu ne de boş sözler verdi. Sadece söylediği her şeyi yaptı. Bir gün elimi tutup gülümseyerek, "Hayatımı seninle paylaşmak istiyorum," dediğinde, bunu kanıtlamak için yıllarca beklemem gerekmedi. Çünkü sevgi, en çok belirsizlikte değil; tutarlılıkta kendini gösteriyordu. Nikâh günü belediye salonunda imzayı atarken elim hiç titremedi. Masanın üzerindeki evlilik cüzdanına baktım ve yıllar önce duyduğum o cümleyi hatırladım: "Bu sadece bir kâğıt parçası." Gülümsedim. Belki gerçekten öyleydi. Ama o kâğıt, beni yıllarca bekleten bir sözün değil; beni tereddütsüz seçen bir yüreğin simgesiydi. İmzamı attıktan sonra eşim bana dönüp fısıldadı: "İyi ki beklememişsin. Yoksa ben seni hiç tanıyamazdım." Elini daha sıkı tuttum. Çünkü anladım ki doğru insan, sizi yıllarca bekleten değil; geldiğinde artık beklemek zorunda bırakmayandır. Hayat bana önemli bir ders vermişti. İnsan, sevgiyi hak etmek için kendinden vazgeçmemeli. Çünkü bir gün mutlaka biri gelir ve size, gerçek sevginin bekletmek değil; seçmek olduğunu gösterir.