19 yaşındaki oğlumu kaybettikten aylar sonra
19 yaşındaki oğlumu kaybettikten aylar sonra, onun kalbiyle hayata tutunan 18 yaşındaki bir kızın annesi kapımı çaldı. Elinde oğlumun yazdığı bir mektup vardı. Zarfı açtığımda ilk cümleyi okur okumaz ellerim titremeye başladı: “Anne, onun hakkında bilmen gereken bir şey var.” Benim adım Nalan. Eşim Haldun'u on yıl önce kaybettim. O günden sonra hayatımdaki tek dayanağım oğlum Tunç'di. Onu tek başıma büyütmüştüm. Sabahları işe gider, akşamları eve döndüğümde bütün yorgunluğumu onun gülümsemesiyle unuturdum. Tunç, üniversitede bilgisayar mühendisliği okuyordu. Arkadaşları tarafından sevilen, yardım etmeyi seven, geleceğe dair büyük hayalleri olan bir gençti. Birlikte çekilmiş iki fotoğrafımızı hep saklardım. İlkinde Tunç yedi yaşındaydı. Parkta ona sarılmış, ikimiz de kahkahalarla gülüyorduk. İkincisini ise yıllar sonra, geçirdiği basit bir apandisit ameliyatının ardından hastanede çekmiştik. Tunç o sıralar saçlarını tamamen kazıtmıştı. Ben korkudan ağlarken o gülümseyerek beni teselli ediyordu. O fotoğrafın birlikte gülümseyebildiğimiz son hastane fotoğrafımız olacağını nereden bilebilirdim? Her şey yağmurlu bir akşam değişti. Tunç, üniversiteden dönerken bir trafik kazası geçirdi. Hastaneye ulaştığımda ağır kafa travması nedeniyle yoğun bakımdaydı. Doktorlar bütün müdahaleleri yaptı. Ancak beyin hasarı geri döndürülemeyecek kadar ağırdı. Yapılan değerlendirmeler ve gerekli tıbbi testlerin ardından beyin ölümü tanısı kesinleşti. Oğlum bir daha uyanmayacaktı. Dünyam başıma yıkılmıştı. O gün organ nakli koordinatörü benimle konuşmaya geldiğinde Tunç'in aylar önce söylediği sözleri hatırladım. “Anne, bir gün başıma bir şey gelirse organlarımın başka insanlara umut olmasını isterim.” O zaman bu sözlerin üzerinde fazla durmamıştım. Hatta böyle şeylerden bahsetmesini istememiştim. Fakat Tunç düşüncesinde ciddiydi. Organ bağışı isteğini resmî olarak bildirmiş, benimle de paylaşmıştı. Onun kararını yerine getirmek için gerekli onayı verdim. Kalbi, böbrekleri ve nakle uygun bulunan diğer organları, yetkili nakil sistemi aracılığıyla tıbbi uygunluğa ve bekleme listelerine göre değerlendirildi. Aylar sonra, oğlumun kalbinin 18 yaşındaki Aslı adında bir kıza nakledildiğini öğrendim. Nakil koordinasyon birimi aracılığıyla, karşılıklı rızamızla tanışmamız mümkün oldu. Aslı'nın annesi Meral, buluştuğumuz gün elimi tuttu. “Kızım bugün yaşıyorsa oğlunuzun bağışı sayesinde,” dedi ağlayarak. Sonra çantasından eski, beyaz bir zarf çıkardı. “Tunç bunu kazadan birkaç hafta önce bana bırakmıştı. Bir gün size vermemi istemişti.” Şaşkınlıktan konuşamadım. Oğlum bu kadını nereden tanıyordu? Meral'in kızını nasıl biliyordu? Ve neden benden gizli bir mektup yazmıştı? Zarfı açtım. Tunç'in tanıdık el yazısıyla yazılmış ilk satır karşıma çıktı: “Anne, onun hakkında bilmen gereken bir şey var.”Mektubu tutarken parmaklarım öylesine titriyordu ki Meral önüme bir bardak su koydu. “İsterseniz yalnız bırakabilirim,” dedi. Başımı iki yana salladım. “Hayır. Lütfen kalın. Çünkü oğlumun sizinle nasıl tanıştığını bile bilmiyorum.” Meral gözlerini yere indirdi. “Tunç'le ilgili bilmediğiniz çok şey var, Nalan Hanım. Ama hepsi sizi üzmek için saklanmış şeyler değil.” Derin bir nefes alıp mektubu okumaya başladım. “Anneciğim, Bu mektubu okuduğunda muhtemelen sana neden daha önce anlatmadığımı soracaksın. Öncelikle senden özür diliyorum. Hayatımda çok önemli biri var ve onunla tanışmanı istiyorum. Adı Aslı. Onun hakkında bilmen gereken şey, benim sadece yardım ettiğim hasta bir kız olmadığı. Aslı benim sevdiğim kadın. Ama hikâyemiz sandığından biraz farklı.” Burada durdum. Oğlumun bir sevgilisi olduğunu bilmiyordum. Tunç son aylarda sık sık dışarı çıkıyor, bazen eve geç geliyordu. Sorunca da üniversitedeki arkadaşlarıyla bir proje üzerinde çalıştığını söylüyordu. Meğer o saatlerde Aslı'yla görüşüyormuş. Mektubu okumaya devam ettim. “Aslı'yla altı ay önce üniversitenin düzenlediği gönüllülük etkinliğinde tanıştım. Nakil bekleyen hastalara moral desteği sağlamak amacıyla düzenlenen bir programdı. Ben başlangıçta bilgisayarları kurmak ve etkinliğin internet sayfasını hazırlamak için gitmiştim. Aslı'yı bir masada otururken gördüm. Önünde bir defter vardı. Bir şeyler çiziyordu. Ne çizdiğini sordum. Bana küçük bir ev resmi gösterdi. Bahçesinde iki sandalye vardı. 'Bir gün sağlığıma kavuşursam annemle böyle bir yerde yaşayacağım,' dedi. Sonra bana gülümsedi. İşte o gülümseme, hayatımda gördüğüm en güzel şeylerden biriydi.” Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Meral sessizce ağlıyordu. “Tunç kızımı gerçekten çok severdi,” diye fısıldadı. Mektupta oğlumun Aslı'yla geçirdiği günler anlatılıyordu. Aslı'nın ilerlemiş kalp yetmezliği vardı. Uzun süredir tedavi görüyor, kalp nakli için bekleme listesinde bulunuyordu. Durumu ağırlaştıkça hastanede daha fazla zaman geçirmek zorunda kalmıştı. Tunç derslerinden kalan vakitlerde onun yanına gidiyormuş. Birlikte film izliyor, kitap okuyor, bazen yalnızca saatlerce konuşuyorlarmış. Hatta Aslı hastanedeyken uzaktan katılabildiği bir çizim kursuna devam edebilsin diye ona eski bilgisayarını vermiş. “Bütün bunları neden bana anlatmadın oğlum?” diye mırıldandım. Meral cevap verdi. “Çünkü sizden sakladığı başka bir şey daha vardı.” Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Ne sakladı?” “Bir karar vermişlerdi. Ama önce mektubun kalanını okuyun.”