Dedemin Cenazesine Gelmeyen Ailem

Beş yaşındayken annemle babam beni dedemin evine bırakıp gittiler. On yedi yıl boyunca bir kez bile dönmediler. Ama dedemin cenazesinden sonraki sabah, kapımızın önünde bir nakliye kamyonu durdu. Babam içeri girer girmez eşyaları taşıtmaya başladı. Ablam üst kata çıkıp, “En büyük yatak odası benim olacak,” diye bağırdı. Annemse elime iki siyah çöp torbası tutuşturdu. “Eşyalarını topla Aylin. Deden öldü. Artık bu ev bizim.” Oysa dedem ölmeden üç gün önce bana tuhaf bir şey söylemişti: “Geri döndüklerinde sakın tartışma. Bırak konuşsunlar. Sonra çalışma odamın kapısını aç.” Benim adım Aylin. Yirmi iki yaşındayım. Bursa’da büyüdüm ama anne babamla geçirdiğim yılları neredeyse hiç hatırlamıyorum. Beş yaşındayken annem Sevgi, babam Nihat ve benden dört yaş büyük ablam Banu’yla dedem Mazhar’ın evine gitmiştik. Annem beni öpüp pazar günü alacaklarını söyledi. Pazar günü geldiğinde sarı elbisemi giyip pencerenin önüne oturdum. Akşama kadar bekledim. Sonra pazartesi geldi. Ardından haftalar geçti. Kimse dönmedi. Babamla annem, ablamı yanlarına alarak Antalya’ya taşınmışlardı. Dedem onları defalarca aradı. Önce işlerini yoluna koyduklarında beni alacaklarını söylediler. Sonra telefonlara cevap vermemeye başladılar.Yedi yaşındayken kendimde bir kusur olduğunu düşünüyordum. Daha uslu olursam, derslerimden yüksek not alırsam belki beni yeniden isterlerdi. Bir gece dedem beni pencerenin önünde ağlarken buldu. “Beni neden istemiyorlar dede?” diye sordum. Yanıma diz çöktü, ellerimi tuttu. “Sen sevilmesi zor bir çocuk değilsin Aylin. Onların yaptığı yanlış, senin eksikliğin değil.” O günden sonra hem annem hem babam olmaya çalıştı. Bisiklete binmeyi o öğretti. Okul gösterilerimde en önde oturdu. Üniversiteyi kazandığımda benden fazla sevindi. Eski mobilyaları tamir eder, bahçesinde domates yetiştirir, boşa harcanan her kuruşa üzülürdü. Varlıklı biri gibi yaşamazdı. Benim içinse dünyanın en zengin insanıydı. Son iki yılında sağlığı bozuldu. Hastane randevularına birlikte gittik. İlaçlarını takip ettim, geceleri başucunda bekledim. Ölmeden üç gün önce hastane odasında elimi tutup anne babamdan söz etti. “Ben gidince gelecekler,” dedi. “On yedi yıldır gelmeyen insanlar neden şimdi gelsin?” “Çünkü bu evde kendilerine ait olduğunu sandıkları bir şey var.” Ardından çalışma odasıyla ilgili o tuhaf talimatı verdi. Üç gün sonra dedemi kaybettim. Cenazeye annem de babam da ablam da gelmedi. Ancak defin işlemlerinin yapıldığı akşam babamdan mesaj geldi. “Yarın sabah evi boşaltmaya geliyoruz.” Mesajı dedemin yıllardır hukuki işlerini takip eden avukatına ilettim. Avukat, sabah erkenden eve geleceğini ve dedemin bıraktığı belgeleri görüşeceğimizi söyledi. Ertesi sabah saat sekizi biraz geçe nakliye kamyonu kapıya dayandı. Babam anahtarları istedi. Annem çöp torbalarını elime verdi. Ablam dedemin yatak odasındaki kitapları çöpe atıp atamayacağını sordu. “İstediğini yap,” dedi annem. O an dedemin sesini hatırladım.Fizik Dersi “Bırak konuşsunlar.” Derin bir nefes aldım. “Önce size göstermek istediğim bir şey var,” dedim. Babam sabırsızlıkla homurdandı. “Neymiş o?” “Dedemin çalışma odası.” Koridordan yürüdük. Yıllardır kapısını yalnızca dedemin açtığı odanın kolunu çevirdim. Kapıyı açtığımda içeride iki kişi bekliyordu. Masadaki belgelerin en üstünde ise babamın on yedi yıl önce attığı imzayı gördüm. Babam beni kenara çekip odaya girmek üzereyken içerideki avukatı gördü. Yanında, dedemin uzun yıllardır mali kayıtlarını düzenleyen emekli muhasebecisi oturuyordu. Babamın yüzündeki kendinden emin ifade bir anda değişti. “Burada ne oluyor?” diye sordu. Avukat ayağa kalktı. “Mazhar Bey’in vefatı nedeniyle bazı belgeleri görüşeceğiz. Aylin Hanım sizin geleceğinizi haber verdiği için burada bulunmayı uygun gördük.” Annem hemen araya girdi. “Biz aile içindeki meselemizi halletmeye geldik. Avukata ihtiyacımız yok.” Avukat sakinliğini korudu. “Evdeki eşyaların taşınması ve miras işlemleri konusunda farklı görüşleriniz olduğu anlaşılıyor. Öncelikle kimsenin hakları belirlenmeden bir işlem yapılmaması gerekiyor.” Babam masaya yaklaştı. “Ben Mazhar’ın tek oğluyum. Bu ev babamındı. Daha neyi konuşacağız?” Avukat önündeki dosyayı açtı. “Babanızın tek çocuğu olmanız size mirasçılık hakkı verir. Ancak evin tamamının hiçbir işlem yapılmadan size geçtiği ve burada yaşayan Aylin Hanım’ı derhal çıkarabileceğiniz anlamına gelmez.” Ablam kapıya yaslandı. “Yani bizi engellemeye mi çalışıyorsunuz?” “Hayır. Herkesin hukuki durumunu açıklamaya çalışıyorum.” Masadaki ilk belge dedemin noterlikte düzenlettiği vasiyetnamenin bir örneğiydi. Avukat, vasiyetnamenin ilgili sulh hukuk mahkemesindeki resmi açılma sürecinin henüz tamamlanmadığını belirtti. Bu nedenle kesinleşmiş bir paylaşım kararı varmış gibi davranmayacaktı. Ancak dedemin iradesi açıktı. Yaşadığımız evi bana bırakmak istemişti.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.