76 Yaşındaki Dedem
“Ben para için kimseyi kurtarmadım.” “Biliyorum.” dedi Murat. “Babam da bunu biliyordu. Bu yüzden parayı yıllarca bir fonda tuttu.” Murat bana döndü. “Senin tedavi masraflarını duydum. İşte bu yüzden buradayım.” Ben konuşamadım. Dedem zarfı geri vermeye çalıştı. “Hayır evladım. Bunu alamam.” Murat başını iki yana salladı. “Almazsan babamın son vasiyetini yerine getiremem.” Tam o sırada pazardaki birkaç esnaf yanımıza geldi. Konuşmaların bir kısmını duymuşlardı. Mahalle bakkalı, “Hasan Amca yıllardır herkese yardım eder. Bir kuruşun hesabını yapmaz.” dedi. Başka biri de, “Geçen kış benim çocuklarım üşümesin diye ücretsiz battaniye verdi.” diye ekledi. Murat gözlerini sildi. “Babam haklıymış. Seni boşuna kahraman olarak anlatmamış.” Dedem sonunda zarfı kabul etti ama tek bir şart koştu. “Bu paranın yalnızca kızımın tedavisi için gereken kısmını kullanırım. Geri kalanıyla yürüyemeyen çocuklara destek olacak bir vakfa bağış yapacağız.” Murat gülümsedi. “Babam da tam olarak bunu isterdi.” Birkaç hafta sonra tedavim başladı. İlk günlerde hiçbir ilerleme yoktu. Ama Hasan Dede her seansın sonunda elimi tutuyor, “Bir adım bile olsa yeter.” diyordu. Aylar geçti. Önce ayak parmaklarımı oynatabildim. Sonra bacaklarım hafifçe tepki vermeye başladı. Fizik tedavi uzmanım pes etmememi söyledi. Hasan Dede ise bir gün bile yanımdan ayrılmadı. Sonunda, tam sekiz ay sonra, yürüteçle ilk adımımı attım. O an dedem çocuk gibi ağlıyordu. “Başardın kızım.” diye bağırdı. Ben de ona sarıldım. “Bunu sen başardın.” Bir yıl sonra bastonsuz birkaç adım yürüyebiliyordum. Hasan Dede artık markette çalışmıyordu. Battaniye dikmeye ise devam ediyordu ama bu kez satmak için değil, ihtiyaç sahibi bebeklere hediye etmek için. Murat ise ailemizin bir parçası olmuştu. Her bayram bizi ziyaret ediyor, babasının vasiyetini yerine getirmenin huzurunu yaşıyordu. Bir gün dedeme, “Bana neden bunları hiç anlatmadın?” diye sordum. Saçlarımı okşadı. “İnsan geçmişindeki iyilikleri anlatıp övünmemeli.” dedi. “Önemli olan, bugün kimin hayatına dokunduğundur.” O an anladım ki gerçek miras, bankadaki para ya da eski bir zarf değildi. Gerçek miras; hiçbir karşılık beklemeden yapılan fedakârlık, sevgiden vazgeçmemek ve en karanlık günlerde bile umut etmeyi sürdürebilmekti. Hasan Dede bana yalnızca yeniden yürümeyi değil, insanı gerçekten ayakta tutanın merhamet ve iyilik olduğunu da öğretmişti.