79 Yaşındaki Babamın Bahçesini Şikayet Etti
“İhsan Dede, annem domatesleri de alabilir miyiz diye sordu.”Gebelik İncele Babam gülümsedi. “Elbette evladım. Ama önce kahvaltı yaptın mı?” Çocuk başını salladı. “Annem sabah işe gitti. Akşam yapacağız.” Babamın yüzündeki gülümseme silindi. Bir an bana baktı. Sonra çocuğun omzuna dokundu. “Sen burada bekle. Sana bir şey hazırlayacağım.” Babam eve yönelirken peşinden gittim.Mutfakta dolabı açıp peynir, ekmek, zeytin ve süt çıkardı. “Baba, bütün bu insanlar kim?” Babam elindekileri masaya bıraktı. “Yıllardır sana anlatmaya çalıştığım insanlar.” “Neden bana hiçbir şey söylemedin?” Bir süre sustu. Sonra annemin mutfaktaki eski fotoğrafına baktı. “Annenin bir sözü vardı. Bir iyiliği herkes duyarsa, bazen iyilik olmaktan çıkar, gösteriş olur, derdi.” Boğazım düğümlendi. Babam devam etti. “Annen hastalanmadan önce bu bahçenin yarısına çiçek ekiyorduk. Bir gün mahalleden bir kadın geldi. Çocuklarına yemek yapacak hiçbir şeyi olmadığını söyledi.”Babam masaya oturdu. “Annen o gün bahçedeki bütün sebzeleri topladı. Sonra bana dönüp gelecek yıl daha fazlasını yetiştireceğimizi söyledi.” “Peki sonra?” “Sonra bir aile iki oldu. İki aile on oldu.” Gözleri dolmuştu. “Annen öldüğünde bana tek bir şey bıraktı.” Çekmeceden küçük, yıpranmış bir defter çıkardı. İlk sayfasında annemin el yazısıyla şu cümle vardı: “Bizim soframızda yer kalmasa bile bahçemizde herkese yer olsun.”Sayfaları çevirdim. İsimler, adresler, telefon numaraları vardı. Bazılarının yanında küçük notlar yazıyordu. “Eşi hasta.” “Üç çocuklu.”Aile Avukatı Bul “Kapıya bırak, utanıyor.” Defterin son sayfasında tam kırk üç ailenin adı bulunuyordu. “Her cuma sabahı kamyonetle nereye gidiyorsun baba?” “Bahçeye gelemeyenlere sebze götürüyorum.” Gözlerimden yaşlar aktı.Ben yıllardır babamın yaşlandıkça içine kapandığını düşünürken o, bütün bir mahallenin hayatına dokunuyormuş. Dışarı çıktığımızda denetim görevlisi bahçede dolaşıyordu. İnsanlarla konuşuyor, notlar alıyordu. Turgut ise annesinin karşısında sessizce duruyordu. Naciye Hanım'ın söylediklerini sonradan öğrendim. Meğer Turgut çocukken babasının işi iflas etmiş. Aile aylarca ciddi sıkıntılar yaşamış. Bir gece kapılarının önüne iki çuval patates, un ve yağ bırakılmış. Kimse kimin getirdiğini bilmemiş. Ama o yiyecekler sayesinde haftalarca aç kalmamışlar. Naciye Hanım oğluna bunu hatırlatmış.“Sen o zaman dokuz yaşındaydın Turgut. Kapıya bırakılan patatesleri görünce sevinçten ağlamıştın.” Turgut başını eğmiş. “Hatırlıyorum anne.” “Peki şimdi neden başkalarının kapısına yiyecek götüren bir adamı cezalandırmaya çalışıyorsun?”Turgut cevap verememiş. Fakat asıl şaşırtıcı gelişme birkaç dakika sonra yaşandı. Denetim görevlisi, babamın yanına geldi. “İhsan Bey, bu ürünleri satıyor musunuz?” “Hayır evladım.” “Herhangi bir ücret veya bağış topluyor musunuz?” “Bir kuruş bile almıyorum.” Görevli bahçeyi gösterdi. “Peki bütün bunların masrafını nasıl karşılıyorsunuz?” Babam gülümsedi.“Emekli maaşım var. Bir de rahmetli eşimden kalan biraz birikim.” O anda içime bir korku düştü. Babam bütün parasını bu bahçeye harcıyor olabilir miydi? Görevli dosyasını açtı. “Şikâyette burada ticari tarımsal faaliyet yürütüldüğü belirtilmiş. Ayrıca bahçenin bakımsız olduğu söylenmiş.” Sonra özenle düzenlenmiş sebze sıralarına baktı. “Ama gördüklerim şikâyette yazılanlarla örtüşmüyor.” Turgut bir adım öne çıktı. “Yani şikâyetimi dikkate almayacak mısınız?” Görevli sakinliğini korudu. “Şikâyetinizi değerlendirmek zorundayız. Ancak yanlış bir değerlendirme yapıldığını gösteren bilgileri de raporlamalıyım.” Tam o sırada Naciye Hanım çantasından katlanmış bir kâğıt çıkardı. “Benim de göstermek istediğim bir şey var.” Kâğıdı görevliye uzattı. Bu, mahalledeki yardım derneğinin hazırladığı teşekkür belgesiydi. Üzerinde babamın adı yazıyordu.Belgenin altında ise üç yıllık dağıtım kayıtlarının bulunduğu belirtilmişti. Görevli dikkatle inceledi. “Bunları neden ilk geldiğimde göstermediniz İhsan Bey?” Babam omuz silkti. “Benden bahçemi kaldırmamı istediniz. İnsanların durumunu anlatıp onları mahcup etmek istemedim.” “Peki bugün neden çağırdınız?” Babam çevremizdeki insanları gösterdi. “Benim sözlerime inanmak zorunda değildiniz. Ama kendi gözlerinizle görmenizi istedim.” Görevli uzun süre sustu. Sonra elindeki dosyayı kapattı. “Bu durumun yeniden incelenmesini isteyeceğim. Otuz günlük yaptırımın uygulanmasını da inceleme sonuçlanana kadar durdurmak için girişimde bulunacağım.”Herkes rahat bir nefes aldı. Fakat Turgut'un yüzündeki ifade hâlâ değişmemişti. Annesine döndü. “Bunları neden bana anlatmadın?” Naciye Hanım acıyla gülümsedi. “Anlatsaydım dinler miydin oğlum?” Turgut gözlerini kaçırdı. “Sen bu eve taşındığından beri, bahçeye her gelişimde terastan baktığını gördüm. Bir kere bile ne yaptığımızı sormadın.” O sözler Turgut'u derinden sarstı. Kadın devam etti. “Sen o büyük evi yaptırırken ben seninle gurur duydum. Ama bugün keşke önce biraz merhamet biriktirseydin diyorum.” Turgut'un gözleri doldu. İlk defa öfkesiz görünüyordu. Yavaşça babama döndü. “İhsan Bey, ben sizin hakkınızda hiçbir şey bilmiyormuşum.” Babam elini omzuna koydu.“İnsan bazen karşısındakini tanımadan hüküm verir. Önemli olan yanlışını anlayınca ne yaptığıdır.” O sabah Turgut hiçbir şey söylemeden evine döndü. Ancak hikâye orada bitmedi. Pazartesi günü belediyeye giderek yaptığı şikâyeti geri çektiğini bildirdi. Ayrıca verdiği bilgilerin yanlış olduğunu kabul eden yazılı bir açıklama sundu. Belediye yeniden inceleme yaptı. İki hafta sonra babama yeni bir resmî yazı geldi. Bahçenin bakımsız veya ticari bir işletme olduğuna ilişkin tespitler doğrulanmamıştı. Kaldırma talebi iptal edilmişti. Babam mektubu okuduğunda sadece gülümsedi. “Demek domateslerimiz bir yıl daha bizimle.” Ama asıl sürpriz ertesi cumartesi yaşandı. Sabah altıda Turgut bahçenin kapısında belirdi. Üzerinde eski iş kıyafetleri vardı. Elinde bir kürek taşıyordu. Babam şaşırdı.“Hayırdır Turgut Bey?” Turgut başını eğdi. “Geçen hafta anneme çocukken kapımıza bırakılan yiyecekleri kimin getirdiğini sordum.” Babam sessizce bekledi. “Annem, o kişinin sizin eşiniz olduğunu söyledi.” Babamın gözleri doldu. Turgut'un sesi kırıldı. “Meğer yıllar önce bizi açlıktan kurtaran aileye şikâyette bulunmuşum.” Küreği toprağa sapladı. “İzin verirseniz bundan sonra ben de yardım etmek istiyorum.” Babam elini uzattı. “Bir şartla.” Turgut şaşırdı. “Nedir?” “Bu bahçede kimse kimseye borçlu değildir.” Turgut ağlayarak babamın elini sıktı.O günden sonra bahçemiz değişti. Turgut sulama sistemi kurdu. Ben hafta sonları babama yardım etmeye başladım. Mahalledeki gençler dağıtımlara katıldı. Naciye Hanım ise her cumartesi aynı iki çantayla gelmeye devam etti. Birkaç ay sonra bahçenin girişine küçük bir tahta tabela astık. Üzerinde annemin defterindeki sözler yazıyordu: “Bizim soframızda yer kalmasa bile bahçemizde herkese yer olsun.” Babam tabelayı görünce uzun süre konuşamadı. Sonra bana dönüp gülümsedi. “Annen görse çok mutlu olurdu.” O an anladım ki babam sadece sebze yetiştirmiyordu. Bir zamanlar annemle birlikte ektikleri iyiliği büyütüyordu. Ve bazen bir insanın bıraktığı en değerli miras, sahip olduğu toprak değil, o topraktan başkalarının hayatına uzattığı eldi.