8 Aylık Hamileydi

BÖLÜM 1 —Eğer bu kız burada kalırsa, bebeğim ve ben sonsuza dek gideriz. Zeynep Karaca’nın sesi, İstanbul Yeniköy’deki Karasu Yalısı’nın salonunda yankılandı. Konuşmalar bıçak gibi kesildi. Gök mavisi balonlar, beyaz ortancalar ve ipek kurdelelerle sarılmış hediyelerin arasında çalan dörtlü müzik grubu bile sustu. Zeynep 8 aylık hamileydi. Eli, uğruna dört tedaviye, iki düşüğe ve yıllarca süren zehir zemberek yorumlara katlandığı oğlunu korumak istercesine karnının üzerinde duruyordu. Bu bebek, neredeyse tüm hayatı boyunca beklediği bir mucizeydi. Ancak kocası Emre Karasu, bebek partisine az önce 22 yaşında genç bir kadının koluna girerek gelmişti. Adı Ceren Akın’dı. Kırmızı bir elbise, upuzun topuklu ayakkabılar giymişti ve yüzünde sıradan bir misafire hiç uymayan bir gülümseme vardı. Yalının içinde, sanki hangi odanın kendi yatak odası olacağını çoktan seçmiş gibi pervasızca yürüyordu. Marmara Bölgesi’nin dört bir yanındaki ihaleleri toplayan büyük bir inşaat şirketinin veliahdı olan Emre, kızın kolunu bir an bile bırakmadı. —Ceren’in burada olmaya hakkı var. —Ne hakkı? Bu bizim oğlumuzun kutlaması. Ceren, üzerinde “Hoş Geldin, Can” yazan tabelaya baktı ve dümdüz karnını okşadı. —Şu “bizim” lafı her an değişebilir, değil mi? Kimse Emre’nin anne babası ve yalının sahipleri olan Orhan Karasu ve eşi Leman’ı karşısına almak istemedi. Leman, Ceren’e yaklaştı ve kendi gelinine bir kez bile göstermediği bir şefkatle genç kadının saçından bir tutamı düzeltti. —Nihayet genç, sağlıklı ve tıbbi dramaları olmayan bir kadın. Artık geleceği düşünmenin vakti gelmişti. 6 yıl boyunca Zeynep; kıyafetlerinin seçilmesine, konuşma tarzının düzeltilmesine ve önemli toplantılardan dışlanmasına katlanmıştı. Ayrıca kocası Emre’nin “Bir Karasu gelini başkalarının hesaplarını incelemez” demesi üzerine mali denetçilik işinden de istifa etmişti. Yine de başını eğmedi. —Onu buradan çıkar. Emre ceketini bir sandalyenin üzerine bıraktı. —Bana kendi evimde emir verme. —Burası benim de evim. —Sen burada biz izin verdiğimiz için yaşıyorsun. Zeynep acısını içine attı. —Öyleyse ya o gider, ya da ben. Ceren sahte bir endişeyle iç geçirdi. —Böyle sinirlenmemesi lazım. Bebeğe zarar verebilir. Emre metresine doğru döndü. —Sen iyi misin? Bu soru, evliliklerini tamamen bitiren son nokta oldu. —Sen bir korkaksın, —dedi Zeynep—. Sen ve tüm ailen. Emre salonu geçti ve iki eliyle doğrudan onun göğsüne ve karnına doğru itti. Zeynep dengesini kaybetti ve hediye masasının üzerine düştü. Bir gümüş tepsi büyük bir gürültüyle yere çarptı. Zeynep’in sırtı önce masanın kenarına, ardından da mermer zemine vurdu. Birkaç kişi çığlık attı. Zeynep, bir hareket hissetmek umuduyla hemen karnına sarıldı. Can tekme attı. Zeynep derin bir nefes aldı. —Beni sen kışkırttın, —dedi Emre. O an Leman alkışlamaya başladı. Orhan da yavaş ve son derece memnun bir tavırla ona eşlik etti. —Birinin ona haddini ve yerini bildirmesi gerekiyordu, —diye mırıldandı kayınvalidesi. Emre, Ceren’i işaret etti. —O hamile. Asıl veliaht onun karnında. Ceren gülümsedi. —Soyu devam ettirmek için doğmuş kadınlar vardır, bir de sadece çabalamaya yarayanlar.Zeynep kutuların arasındaki kırık saate baktı. Saat 13:59’u gösteriyordu. Ağlamak yerine gülümsedi. 14 ay boyunca faturaların kopyalarını almış, konuşmaları kaydetmiş ve paravan şirketlere yapılan yasadışı para transferlerinin izini sürmüştü. Onlar, onun sessizliğini itaat sanmışlardı. —Kiminle evlendiğini daha iyi araştırmalıydın, —diye fısıldadı. Tam saat 14:00’te, demir kapıların ardında ilk polis sirenleri çalmaya başladı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.