Kızımın Karnındaki Mıknatıs
“Ne olduğunu bilmiyorum.” Bu sözleri söylerken gözlerim bilgisayar ekranındaydı. Polis memuru Erhan, pazar gününün kayıtlarını açtı. Saat 16.12. Yemek odasının kapısından kayınvalidem Şükran giriyordu. Elindeki tepsiye iki bardak meyve suyu koydu, ardından dönüp koridoru kontrol etti. “Görüntüyü durdurun,” dedim. “Neden etrafına bakıyor?” Erhan cevap vermedi. Kaydı ilerletti. Bir dakika sonra Tarık'ın kardeşi Oğuzhan içeri girdi. Cebinden küçük, metal bir kutu çıkardı. Şükran vitrinin önüne çömeldi, çantasından bir anahtar aldı ve camlı kapağı açtı.Benim anahtarım çantamdaydı. Demek ki başka bir anahtar daha vardı. Oğuzhan, siyah bilyelerden oluşan süsü masaya döktü. Şükran peçetenin üzerine bir avuç bilye ayırırken dudakları hareket ediyordu. Kamera ses kaydetmiyordu. Ama kadının yüzündeki sakinliği görmek bile midemi bulandırdı. “Bunları neden yapıyorlar?” diye fısıldadım. Tam o sırada Nehir görüntüye girdi. Minik kızım sarı elbisesiyle koşarak büyükannesine sarıldı. Şükran onun saçını okşadı, ardından bilyelerden birini gösterdi. Nehir başını iki yana salladı. Oğuzhan kapıya gidip nöbet tutar gibi durdu. Şükran bir bilyeyi Nehir'in avucuna bıraktı. Kızım onu ağzına götürmek istemedi. Kadın eğilip kulağına bir şey söyledi. Sonra Nehir ağlamaya başladı. “Durdurun!” diye bağırdım. Tarık yerinden fırladı. “Bu görüntüler yanlış anlaşılıyor. Annem çocuğa oyun öğretiyor olabilir!”Erhan sertçe ona baktı. “Lütfen oturun.” “Ben oturmam! Karımı zaten tanıyorsunuz, sürekli aileme karşı dolduruyor çocuğu!” “Tarık,” dedim, “annen bizim kızımıza mıknatıs yutturuyor.” “Kimin yutturduğu belli değil!” Erhan videoyu yeniden oynattı. Şükran bu kez Nehir'in elini tuttu. Kızım, gözyaşları içinde bilyeyi ağzına koydu. Ardından bir tane daha. Kadın her defasında onu başından okşuyordu. Saymaya başladım. Beş. Dokuz. On dört. Yirminci bilyede gözlerimi kapattım. Çünkü Nehir'in nasıl korktuğunu görmeye dayanamıyordum. “Otuz altı,” dedi Erhan sonunda. Yemek odasında yirmi dakikadır kayıp sandığım kızım, herkes birkaç metre ötede sohbet ederken otuz altı mıknatıs yutmuştu.Birden ayağa kalktım. “Ameliyat başlamadan önce kimse fark etmedi mi? Günlerdir içindeymiş bunlar!”