Otuz Yedi Yıllık Dostum Son Fotoğrafımızı İstedi
“Tam o sırada otel odasının kapısı çalındı. Sevcan gözyaşlarını sildi. ‘O geldi.’” Kapının ardında kimin olduğunu biliyordum. Yine de açılmasını istemiyordum. Çünkü o kapı açılırsa otuz yedi yıllık dostluğum, yirmi dört yıllık evliliğim ve ölmüş kocama dair bütün hatıralarım bir daha eskisi gibi olmayacaktı. Sevcan kapıyı araladığında koridorda yirmili yaşlarında, omuzlarına dökülen siyah saçlı bir kadın duruyordu. Gözleri Tarık'ın gözleriydi. Genç kadın beni görünce bir adım geriledi. “Ben Nehir,” dedi. “Sizi görmeden gitmek istemedim.”Elimdeki fotoğrafı kaldırdım. “Kaç yaşındasın?” “Yirmi iki.” Bu kez hesap yapmak zor değildi. Tarık'la evliliğimizin üçüncü yılında doğmuştu. “Baban olduğunu biliyor muydun?” diye sordum. Nehir gözlerini kaçırdı. “On yedi yaşımdan beri.” Sevcan'a döndüm. “Demek herkes biliyordu. Bir tek ben bilmiyordum.” “Figen, otur da anlatayım.” “Bana bir daha ne yapacağımı söyleme.” Nehir çantasından küçük, mavi bir defter çıkardı. “Ben de burada olmayı istemedim. Annem her şeyi söylemedi. Ama babamın ölümünden sonra bazı şeyler öğrendim. Size bu yüzden geldim.” “Annen mi?” Sevcan irkildi. Nehir'in yüzündeki şaşkınlık ise gerçekti. “Sevcan benim annem değil,” dedi genç kadın. “Annemin adı Pervin. Üç yıl önce öldü.” Odanın içindeki sessizlik uğuldayan deniz sesinden daha ağırdı. “Öyleyse fotoğrafın arkasında neden ‘Kızımız’ yazıyor?” diye fısıldadım. Nehir cevap vermeden önce Sevcan sandalyesine çöktü. “Çünkü onu birlikte büyüttük,” dedi. “Ama hikâye orada başlamıyor.” Sevcan on yedi yıl önce, Tarık'ın kendisine bir gecede bütün hayatını değiştirecek bir haberle geldiğini anlattı. Tarık, evlenmeden önce kısa süre görüştüğü Pervin'in yıllar sonra karşısına çıktığını, beş yaşındaki kızının kendisinden olduğunu söylediğini iddia etmişti. Pervin ağır bir hastalıkla uğraşıyordu. Çocuğuna bakacak birine ihtiyacı vardı. “Sen niye bana gelmedin?” diye sordum. “Tarık yalvardı. Bunu öğrenirsen onu terk edeceğinden korkuyordu. Ben de Nehir'i yalnız bırakamadım.” “Beni bırakabildin ama.” Sevcan başını eğdi. Nehir defteri açtı. Sayfalardan birinin arasından sararmış bir hastane bilekliği düştü. Üzerinde yalnızca bir tarih ve Pervin'in adı vardı.“Babamın bana anlattığı bir şey daha vardı,” dedi. “Sizin hiç çocuğunuz olmadığını sanıyordum. Ama defterde yazanlar...” Boğazım düğümlendi. Tarık'la yıllarca çocuk sahibi olmayı denemiştik. Sonra doktorların sözleriyle umudumuzu sessizce gömmüştük.“Ne yazıyor?” Nehir defteri uzattı. İlk sayfada Tarık'ın el yazısını tanıdım: “Figen'e bunu söylemeye cesaret edemedim. Nehir'in babası olduğumu düşündüm, sonra gerçeği öğrendim. Ama artık hiçbirimiz temiz değiliz.” “Ne demek bu?” dedim. Nehir cebinden katlanmış bir laboratuvar raporu çıkardı. Babalık testi yapılmıştı. Sonuç, Tarık'ın Nehir'in biyolojik babası olmadığını gösteriyordu. “Böyle bir şey olamaz!” diye bağırdı Sevcan. “Tarık bana başka türlü söyledi.” Nehir sakin ama kırgın bir sesle, “Çünkü siz de gerçeğin sadece işine gelen kısmını biliyormuşsunuz,” dedi. Raporun tarihi Tarık'ın ölümünden altı ay önceye aitti. Demek son günlerinde yeniden araştırmaya başlamıştı. Ama niçin?