Kızımın Oturabilmesi İçin Parasını Ödediğim
Rozetin arkasında şu yazıyordu: "En cesur ilk uçuş." Defne rozeti görünce gözleri parladı. Hayatında ilk kez yüzünde o kadar rahat bir gülümseme gördüm. Kabin görevlisi diz çökerek ona küçük oyuncak bir uçak uzattı. "Bu senin." Defne oyuncağı iki eliyle tuttu. Sonra usulca, "Teşekkür ederim." dedi. O tek kelime bile beni ağlatmaya yetmişti. Bütün kabin alkışlamaya başladı. Az önce pencere koltuğunu vermeyi reddeden kadın ise başını önüne eğmişti. Fakat olay henüz bitmemişti. Pilot son bir kez anons yaptı. "Bir ricamız daha olacak." Görevli kadının yanına giderek sessizce bir şey söyledi. Kadın önce itiraz etti. Ardından etrafındaki onlarca kişinin bakışlarını hissedince derin bir nefes aldı. Yavaşça ayağa kalktı. Bizim bulunduğumuz sıraya kadar yürüdü. Defne'nin önünde durdu. Bir süre konuşamadı. Sonunda güçlükle, "Özür dilerim." diyebildi. Defne ona baktı. Hiçbir şey söylemeden sadece başını salladı. Kadın gözlerini kaçırdı. Sonra kabin görevlisine dönerek, "Eğer hâlâ mümkünse... pencere kenarına küçük kız otursun." dedi. Görevli gülümsedi. "Teşekkür ederim hanımefendi." Defne pencerenin yanına geçtiğinde bulutları görür görmez omuzları gevşedi. Yol boyunca tek bir kriz bile yaşamadı. Camdan dışarı bakıp güneşi izledi. Ara sıra bana dönüp gülümsüyordu. O an, o pencere koltuğunun neden bu kadar önemli olduğunu sadece ben değil, uçağın tamamı anlamıştı. İniş yaptıktan sonra yolcular sırayla çıkarken birçok kişi yanıma uğradı. Yaşlı bir amca omzuma dokundu. "Kızın çok cesurmuş." dedi. Genç bir kadın Defne'ye küçük bir çikolata uzattı. Bir anne ise, "Bugün bana empatiyi yeniden hatırlattınız." diye fısıldadı. En son çıkansa o kadındı. Yanımdan geçerken tekrar durdu. Bu kez sesi çok daha sakindi. "Benim de yıllar önce özel gereksinimli bir yeğenim vardı. Sanırım zamanla bazı şeyleri unuttum. Bugün bana hatırlattınız." Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece, "Umarım bir daha kimse böyle bir durumda kalmaz." dedim. Kadın başını salladı ve sessizce uzaklaştı. Havaalanından çıkarken Defne elimi sıktı. "Baba..." "Efendim güzel kızım?" "Bulutlar çok güzeldi." Gülümsedim. "Evet." Sonra ekledi: "Ama insanlar bulutlardan daha güzel olabiliyor." O küçücük cümle beni derinden etkiledi. O gün anladım ki çocuklar, dünyayı bizim karmaşık kurallarımızla değil, kalpleriyle görüyorlardı. Bazen bir pencere kenarı koltuğu sadece bir koltuk değildir; bir çocuğun huzuru, bir annenin ya da babanın çaresizliği ve bir yabancının vicdanını sınayan sessiz bir imtihandır. Ve o uçakta herkes farklı bir ders aldı. Defne ise en değerli dersi çoktan öğrenmişti: Nezaket, hiçbir zaman satın alınamaz; ama bir insanın hayatını sonsuza kadar değiştirebilir.