KOCAM BİR TRAFİK KAZASINDA HAYATINI KAYBETTİ

"Adı Fırat. Şirketimizin eski finans müdürü. Altı ay önce işten çıkardık. Ancak Meltem'le bağlantısının sürdüğünü bilmiyorduk." Tam o sırada telefonum çaldı. Arayan Meltem'di. "Nesrin, neredesin? Eve geldim ama kapıyı açan yok. Çocuklar okuldan çıkmadan alışveriş yapalım demiştim." Kalbim hızlandı. Nerede olduğumu söylememem gerektiğini hissediyordum. "Doktordayım. Birazdan ararım." Telefonu kapattığımda Orhan Bey'in yüzünün bembeyaz olduğunu fark ettim. "Ne oldu?" diye sordum. "Bu dosyadan kimsenin haberi olmaması gerekiyordu. Ama bu sabah şirketin güvenlik sistemine dışarıdan erişilmeye çalışıldı." Bir anda telefonumun ekranı aydınlandı. Meltem'den yeni bir mesaj gelmişti. "Tayfun'un ofisinde ne işin var, ablacığım?" Nefesim kesildi. Demek ki nerede olduğumu biliyordu. Orhan Bey'e mesajı gösterdim. Hemen ayağa kalktı ve masasındaki telefonu aldı. Şirketin güvenlik görevlisini ararken benim gözüm yeniden mektuba takıldı. Son sayfanın altında küçük bir not vardı: "Nesrin, gerçeğin tamamını öğrenmek istiyorsan arabamın yedek anahtarını bul. Sana verdiğim son doğum günü hediyesinin içine bak." O an her şeyi hatırladım. Tayfun son doğum günümde bana küçük, ahşap bir mücevher kutusu hediye etmişti. İçinde bir kolye vardı. Kutuyu o kadar sevmiştim ki yatak odamızdaki dolabın üst rafına kaldırmıştım. Orhan Bey'e dönerek eve gitmem gerektiğini söyledim. Ancak binadan ayrılmadan önce dosyadaki bütün belgeleri telefonumla fotoğrafladım. Orijinal belgeleri ise Orhan Bey'de bıraktım. Ardından tanıdığım bir avukatı arayıp durumu anlattım. Eve vardığımda Meltem kapının önünde bekliyordu Beni görünce gülümsedi. "Nihayet geldin! Meraktan öldüm. Nerelerdeydin?" "Biraz işim vardı." Gözlerini kıstı. "Tayfun'un iş yerinde mi?" Artık rol yapmasına gerek kalmamıştı. "Nereden biliyorsun?" diye sordum. Bir an duraksadı. "Orhan Bey aradı. Sana ulaşamadığını söyledi." Yalan söylüyordu. Orhan Bey'in az önce yanından ayrılmıştım. "Eve geçelim," dedim. Ancak Meltem'in beni takip etmesine izin vermedim. Başımın ağrıdığını, biraz yalnız kalmak istediğimi söyledim. İtiraz etmedi fakat uzaklaşırken yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmuştu. Kapıyı kilitledim ve doğruca yatak odasına koştum. Mücevher kutusu yerindeydi. Kutunun altındaki kadife kaplamayı kaldırdığımda küçük bir bölme buldum. İçinde Tayfun'un arabasının yedek anahtarı ve minicik bir hafıza kartı vardı. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Bilgisayarımı açıp kartı taktım. İçinde birkaç video ve ses kaydı bulunuyordu. İlk videoyu açtığımda gördüklerim karşısında ağzımı kapattım. Görüntüler evimizin güvenlik kamerasındandı. Tayfun'un ölümünden önceki gece Meltem ve Fırat mutfakta konuşuyorlardı. Meltem sinirli görünüyordu. "Her şeyi öğrenmiş! Yarın polise gidecekmiş. Bütün hesap dökümlerini almış!" Fırat soğukkanlılıkla cevap verdi. "O zaman yarını görmemesini sağlamalıyız." Ardından Meltem'in söylediği sözleri duydum. "Arabasıyla ilgilendiğini söyledin. Emin misin?" Fırat başını salladı. "Merak etme. Kimse bir şey anlamayacak." Bilgisayarın başında donakaldım. Tayfun'un ölümü bir kaza değildi. Kocamı öldürmüşlerdi. Üstelik bunu yapanlardan biri, çocukluğumdan beri koruyup kolladığım öz kardeşimdi. Hemen avukatımı aradım. Videoyu izledikten sonra hiç vakit kaybetmeden polis merkezine gitmemizi söyledi. Ancak telefonu kapatır kapatmaz evimizin kapısı çaldı. Ardından Meltem'in sesi duyuldu. "Nesrin! Aç kapıyı! Konuşmamız gerekiyor!" Cevap vermedim. Bu kez kapıya daha sert vurmaya başladı. "İçeride olduğunu biliyorum! O dosyayı bana ver!" Telefonumu alıp polisi aradım. Adresimi verdim ve kocamın ölümüyle ilgili deliller bulduğumu, kapımda beni tehdit eden biri olduğunu söyledim. Tam o sırada arka bahçeden bir ses geldi. Mutfak penceresine baktığımda Fırat'ı gördüm. Arka kapıyı zorlamaya çalışıyordu. Korkudan dizlerimin bağı çözüldü. Hemen üst kata koşup yatak odasının kapısını kilitledim. Aşağıdan cam kırılma sesi geldi. Eve girmişlerdi. Telefonum yeniden çaldı. Arayan Orhan Bey'di. "Nesrin, sakın eve gitmeyin! Şirketin otopark kamerasında önemli bir görüntü bulduk. Fırat'ın kocanızın arabasına müdahale ettiği açıkça görülüyor!" "Çok geç!" diye fısıldadım. "İkisi de evimdeler!" Orhan Bey polisleri arayacağını söyledi. O sırada merdivenlerden ayak sesleri yükseldi. "Nesrin!" diye bağırdı Meltem. "Kapıyı aç! Sana zarar vermek istemiyoruz!" Yatak odamızın kapısına yaklaştılar. "Ben senin ablanım!" diye bağırdım. "Tayfun sana iş buldu! Borçlarını ödedi! Bize bunu nasıl yapabildin?" Kapının diğer tarafından birkaç saniye ses gelmedi. Sonra Meltem konuştu. "Her şeyi mahvetti! O hesaplara karışmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı!" O anda dışarıdan polis sirenleri duyuldu. Fırat kaçmaya çalıştı ancak bahçeye çıkan polisler tarafından yakalandı. Meltem ise kapının önünde dizlerinin üzerine çöktü. Dakikalar sonra polisler beni odadan çıkardığında kardeşimi kelepçeler içinde gördüm. Gözlerimin içine bakamıyordu. Sonraki haftalarda ortaya çıkan gerçekler tahmin ettiğimden çok daha ağırdı. Fırat, Tayfun'un arabasının fren sistemine müdahale etmişti. Meltem ise kocamın o gece hangi yoldan gideceğini ona bildirmişti. İkisi de kazanın yağmurlu havadan kaynaklandığının düşünüleceğini hesaplamıştı. Savcılık soruşturmasında şirketten çaldıkları paraların izine ulaşıldı. Güvenlik görüntüleri, ses kayıtları ve banka hareketleri de dosyaya eklendi. Meltem'in mahkemede bana bakarak ağlaması hiçbir şeyi değiştirmedi. Çünkü ben o gün yalnızca kocamı değil, kız kardeşimi de kaybettiğimi anlamıştım. Aylar sonra Tayfun'un eşyalarını düzenlerken mücevher kutusunun içinde daha önce fark etmediğim küçük bir kâğıt buldum. Üzerinde kocamın el yazısıyla şu sözler yazıyordu: "Bir gün çocuklarımız büyüdüğünde onlara şunu öğret: İnsanların söylediklerine değil, zor zamanlarında yaptıklarına bak. Çünkü sevgi, güzel sözlerle değil, verdiğimiz kararlarla anlaşılır." Kâğıdı göğsüme bastırıp uzun süre ağladım. Ertesi sabah çocuklarımı alıp Tayfun'un mezarına gittim. Yedi yaşındaki kızım mezar taşına küçük bir çiçek bıraktı. "Baba bizi hâlâ koruyor mu?" diye sordu. Diz çöküp ikisini de kucakladım. "Evet," dedim. "Babanız bizi korumak için son ana kadar mücadele etti. Şimdi sıra bende." O gün kendime bir söz verdim. Hayatımızı korkuyla geçirmeyecek, çocuklarımı babalarının nasıl öldüğünü düşünerek değil, nasıl yaşadığını hatırlayarak büyütecektim. Tayfun'un bıraktığı belgeler sayesinde şirketten çalınan paraların büyük bölümü geri alındı. Orhan Bey, kocamın anısını yaşatmak için onun adına bir eğitim bursu oluşturdu. Ben de çocuklarımla birlikte her yıl bu bursu kazanan öğrencilerle tanışmaya başladım. Aradan iki yıl geçti. Bir akşam oğlum babasının fotoğrafına bakarak bana, "Ben büyüyünce babam gibi iyi bir insan olacağım," dedi. O an ilk kez geçmişi hatırladığımda yalnızca acı hissetmedim. Gülümsedim. Çünkü kocamın bize bıraktığı en değerli miras, o kasadaki belgeler ya da ortaya çıkardığı gerçekler değildi. Bize bıraktığı asıl miras, ne kadar büyük bedeller ödemek zorunda kalırsak kalalım, doğru bildiğimiz şeyden vazgeçmemekti. Kardeşim, uğruna bir insanın hayatını feda ettiği parayı bile elinde tutamamıştı. Kocam ise hayatını kaybetmiş olmasına rağmen iki çocuğuna parayla satın alınamayacak bir miras bırakmıştı: Dürüst bir insanın hatırasını.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.