Oğlum, kocamın annemle birlikte bir otele girdiğini gördü
Kapıyı açtığım an nefesim kesildi. Annem yatağın kenarında oturuyordu. Kaan ise pencerenin önünde ayakta duruyordu. İkisi de bana döndü. Beklediğim gibi panikleyip üzerlerini düzeltmeye çalışmıyorlardı. Yüzlerinde suçluluk değil, büyük bir şaşkınlık vardı. “Ne oluyor burada?” diye bağırdım. Annem ayağa kalktı. “Kızım, önce beni dinle.” “Dinleyecek hiçbir şey yok!” diye haykırdım. “Bana yalan söylediniz. Gizlice otelde buluşuyorsunuz. Daha ne açıklaması olabilir?” Kaan derin bir nefes aldı. “Lütfen sadece beş dakika.” O an öfkem o kadar büyüktü ki onları dinlemek istemiyordum. Tam çıkacakken masanın üzerinde kalın bir dosya gördüm. Dosyanın kapağında annemin adı yazıyordu. Şaşkınlıkla dosyaya baktım. Annem yavaşça sandalyeye oturdu. “Yaklaşık sekiz ay önce bana pankreas kanseri teşhisi kondu.” Dizlerimin bağı çözüldü. “Ne dedin sen?” “Gizlemek istemedim ama doktorlar kesinleşmeden sana söylemememi istedi. Sonra da… seni üzmeye cesaret edemedim.” Gözlerim dolmuştu. “Peki Kaan neden burada?” Kaan dosyayı bana uzattı. “Çünkü bunu tek başına taşımasına izin veremezdim.” Dosyayı açtığımda farklı hastanelere ait raporlar, tetkikler ve tedavi planları vardı. Annem konuşmaya devam etti. “İlk başta ameliyat olamayacağımı söylediler. Sonra başka bir profesör umut verdi. Ama tedavi masrafları çok yüksekti.” Bir anda aklıma son aylarda Kaan’ın yaptığı fazla mesailer geldi. Sürekli şehir dışına çıkması… Gece geç saatlerde yaptığı telefon görüşmeleri… Hepsini iş sanmıştım. Kaan sessizce cebinden bir makbuz çıkardı. “Bir süredir tedavi masraflarının büyük kısmını ödüyorum.” O an boğazım düğümlendi. “Bana neden söylemediniz?” Annem gözyaşlarını sildi. “Çünkü sen babanı da hastalık yüzünden kaybettin. Aynı korkuyu tekrar yaşamanı istemedim.” Kaan sözümü beklemeden.