Ölmek Üzere Olan Bir Adamla
"Lütfen bu parayı kendin için harcamak zorunda hissetme. Ben ailemi kaybettim. Sen ise hayatını başkalarının hayatını güzelleştirmeye adadın. Bu mirasın yeni hayatlara umut olmasını istiyorum." O gece sabaha kadar uyuyamadım. Parayı kabul edip etmemem gerektiğini düşündüm. Sonunda Kemal'in neden bunu istediğini anladım. Bu miras bana değil, onun iyiliğe olan inancına bırakılmıştı. Aylar sonra avukatla tekrar görüştüm. Kemal'in evini sattık. Banka hesaplarındaki birikimleri de ekledik. Belediye ve birkaç hayırseverin desteğiyle küçük bir bakım merkezi kurduk. Kapısına tek bir isim yazdırdım. "Kemal Umut Evi." Burada kimsesiz kanser hastaları ücretsiz kalıyor, yemek yiyor, psikolojik destek alıyor ve son günlerini yalnız geçirmiyordu. Açılış günü onlarca insan gelmişti. Konuşmamın sonunda Kemal'in mektubundan sadece tek bir cümleyi okudum. "İnsan, affettiği gün gerçekten özgür olur." O anda salondaki herkes sessizleşti. Aradan beş yıl geçti. Bir gün merkeze yeni bir hasta getirildi. Yaşlı adam duvardaki Kemal'in fotoğrafına uzun süre baktı. Sonra bana dönerek sessizce sordu. "Bu adamı nereden tanıyorsunuz?" "Eşimdi." dedim. Adamın gözleri doldu. "Yıllar önce anne ve babasını kaybettiğinde onu çocuk esirgeme kurumuna götüren polis bendim." Bir süre sessiz kaldık. Sonra cebinden eski, yıpranmış bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta küçük bir çocuk olan Kemal, anne ve babasının arasında gülümsüyordu. Fotoğrafı ellerimin arasına aldığımda içimde garip bir huzur hissettim. Kemal'in bana bıraktığı en büyük miras ne evdi ne de paraydı. Bana bıraktığı en değerli şey, insanın geçmişindeki acıları sonsuza kadar taşımak zorunda olmadığını öğretmesiydi. Çünkü bazen bir insanın son dileğini yerine getirmek, yalnızca onun son günlerini değil, geride kalanların da bütün hayatını değiştirebiliyordu.