On Dokuz Yıl Sonra Gelen Anne

1. Sayfa: On Dokuz Yıl Sonra Gelen “Anne” Lise konferans salonunun kapısından içeri giren zümrüt yeşili ipek elbise, tüm gözleri üzerine çekti. Denise, sanki yıllardır süren sessiz fedakârlığın tek sahibiymiş gibi dimdik yürüyor, kolunda varlıklı nişanlısı Jonathan, arkasında ise gösterişli bir pasta taşıyan anne babası Dorothy ve George vardı. Pastanın üzerindeki yazı ise kan gibi kırmızıydı: “Gerçek annenizden tebrikler.” Oysa sahnenin kenarında mezuniyet cübbesiyle duran Simon, gözleriyle kalabalıkta tek bir kişiyi arıyordu. Üçüncü sırada oturan, sade lacivert elbisesi ve yorgun ama gururlu bakışlarıyla Joanna… On dokuz yıl önce, Simon henüz üç haftalık bir bebekken, ablası Denise onu Joanna’nın kollarına bırakıp gitmişti. “Çocuklarla başa çıkmada sen daha iyisin,” demiş ve ortadan kaybolmuştu. O gece Joanna, üniversite bursunu, gençlik hayallerini ve kendi geleceğini sessizce bir çekmecenin arkasına sakladı. Kolik nöbetlerini, astım krizlerini, gece kabuslarını ve okul projelerini tek başına göğüsledi. Denise ise yıllar boyunca sadece sosyal medyada “değerli oğlum” diyerek poz verdi, ama Simon’ın hangi ilaca alerjisi olduğunu bile bilmiyordu. Bugün, mezuniyet töreninde Denise sahneye çıkıp “Nihayet oğlum için geri döndüm” dediğinde, Joanna’nın yüreği paramparça oldu. Ama Simon’ın elinde yıpranmış sarı bir battaniye ve buruşuk bir mektup vardı. Ve o mektup, her şeyi değiştirecekti. On dokuz yıllık sessizliğin ardından bir genç, sahneye çıkıp gerçeği haykırdı. Peki ya tüm hayatınız bir yalan üzerine kurulmuşsa? İşte 2. sayfada o yıkıcı anların tüm detayları…2. Sayfa: Battaniyenin Sırrı ve Parçalanan Maskeler Törenin başlamasına dakikalar kala Joanna, ellerindeki hafif nişasta kokusunu hâlâ hissediyordu. O sabah Simon’ın beyaz gömleğini iki kez ütülemiş, kravatının düğümünü defalarca kontrol etmişti. Bu an onun içindi, onun alın teriydi. Ama Denise, kapıdan girer girmez tüm ilgiyi üzerine çekti. Denise, sahneye doğru hızla ilerledi, Simon’ı kucaklamaya çalıştı. “Güzel bebeğim, uzun zamandır beklediğimiz gün geldi,” diye mırıldandı. Ama Simon yerinden kıpırdamadı. Gözleri, hâlâ çocukken yaptığı gibi, Joanna’yı arıyordu. Onu gördüğünde hafifçe gülümsedi, ama yüzündeki ifade ciddi ve kararlıydı. Denise, Joanna’nın yanına gelip elini omzuna koydu. “Küçük kız kardeşim, bunca zamandır bana adeta bakıcılık yaptığın için teşekkür ederim. Ama artık sorumluluğu ben alıyorum.” “Dadı” kelimesi, Joanna’nın yüzüne tokat gibi çarptı. Onca yıl, kendi yemeğinden kısarak Simon’a yemek alması, üniversite hayalini rafa kaldırması, sabahlara kadar hasta başında nöbet tutması… Hepsi “bakıcılık” mıydı? Okul müdürü kürsüye çıktı ve en yüksek not ortalamasına sahip öğrenciyi açıkladı. Simon mikrofona doğru yürüdü, elinde katlanmış bir konuşma metni vardı. Denise hemen telefonunu kaldırdı, gururla kayda başladı. Ama Simon metni yere bıraktı. “Bugün için hazırladığım konuşmayı okumayacağım,” dedi, sesi salonda yankılandı. “Çünkü geleceğimden bahsetmeden önce, bana gerçekten bir hayat veren kadından bahsetmeliyim.” Salonda derin bir sessizlik çöktü. Öğretmenler kağıtlarını bıraktı, veliler nefesini tuttu. Simon derin bir nefes aldı ve gözlerini Joanna’ya dikti. “Üç haftalıkken, hayatını değiştirecek bir burs kazanmış yirmi iki yaşında bir kızın kollarına bırakıldım,” diye başladı, sesi duygudan titriyordu. “Gidip gidebilirdi, hayır diyebilirdi. Ama kaldı. Çünkü o, beni seven tek kişiydi.” Dorothy bakışlarını yere indirdi, George’un yüzü grileşti. Denise hâlâ kaydediyordu ama eli titremeye başlamıştı. Simon devam etti: “O kadın, yerel bir kitapçıda çalıştı, ofisleri temizledi, gözlerini açık tutabildiği her gece titreyen bir lambanın altında ders çalıştı. Cebinde otobüs parası yokken beni hastaneye götürdü. Bana okuma yazmayı, sınıfa adım atmadan çok önce öğretti.”
Copyright © 2015. All Rights Reserved.