Rahmetli oğlumun eşi
Ben sadece gülümsedim. “Hayır.” Şaşkınlıkla yüzüme baktı. “Onlar kendileri iyi insanlar olmayı seçti.” Amanda yavaşça albümü çantasına koymaya çalıştı. Defne nazikçe elini uzattı. “Albüm burada kalacak.” “Neden?” “Çünkü bu bizim hikâyemiz.” Amanda başını eğdi, albümü masaya bıraktı ve ağır adımlarla kapıya yöneldi. Tam çıkarken Emre’nin duvarda asılı fotoğrafına baktı. Dakikalarca hiçbir şey söylemedi. Sonunda fısıldadı: “Beni affet.” Bunun Emre’ye mi, kızlara mı yoksa kendisine mi söylendiğini kimse anlayamadı. Kapı kapandı. Ev yeniden sessizleşti. Üçüzler yanıma gelip bana sarıldılar. Defne gülerek, “Dede, film yarım kaldı.” dedi. Patlamış mısırlar hâlâ masanın üzerindeydi. Televizyonu yeniden açtım. O an fark ettim ki aileyi bir arada tutan şey aynı kanı paylaşmak değildi. Aynı acıları göğüsleyebilmek, aynı sofraya oturabilmek ve en zor günlerde birbirini terk etmemekti. Emre artık aramızda değildi. Ama geride bıraktığı üç kız, sevginin para ile satın alınamayacağını, fedakârlığın ise yıllar geçse bile unutulmadığını herkese göstermişti. O gece Amanda evden yalnız ayrıldı. Biz ise eksik değil, aksine birbirimize daha da sıkı bağlanmış bir aile olarak salonda kaldık. Çünkü gerçek aile, insanın dünyaya geldiği yer değil; bütün fırtınalara rağmen yanında kalmayı seçen insanların kurduğu yuvaydı.