YEDİ GÜNDÜR ATEŞİM 40 DERECENİN ÜZERİNDEYDİ
Tufan'la evlendiğimiz gün... Ve onun nikâh masasında kulağıma fısıldadığı sözler: “Seni hayatım boyunca koruyacağım.” Meğer beni en çok korunmam gereken insanın kendisinden koruyacak kimse yokmuş. Ameliyattan sonra gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Başucumda annem oturuyordu. Gözleri ağlamaktan şişmişti. “Sedef'im... Güzel kızım...” Elimi tuttuğunda hıçkırmaya başladım. “Anne, Tufan bana ne yaptı?” Annem cevap veremedi. Yalnızca saçlarımı okşadı. İki gün sonra ateşim düşmeye başladı. Doktorlar tehlikeyi tamamen atlatmadığımı ama tedaviye yanıt verdiğimi söyledi. Üçüncü gün Komiser Aylin yeniden geldi. Bu kez yanında kalın bir dosya vardı. “Sedef Hanım, sizinle konuşmamız gerekiyor.” İçimde kötü bir his belirdi. “Ne buldunuz?” Komiser sandalyeyi yatağıma yaklaştırdı. “Evinizde arama yaptık. Eşinizin çalışma odasında kilitli bir çekmece vardı.” “Orada ne buldunuz?” “Çeşitli kimyasal maddeler, sigorta belgeleri ve sizin sağlık durumunuzla ilgili tutulmuş notlar.” Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Nasıl notlar?” Komiser dosyadan bir sayfa çıkardı. Üzerinde tarihler vardı. İlk gün: Hafif kızarıklık. Üçüncü gün: Ateş yükseldi. Beşinci gün: Hasta yemek yiyemiyor. Altıncı gün: Bilinç bulanıklığı başladı. Yedinci gün: Hâlâ hastaneye gitmek istiyor. Her satır Tufan'ın el yazısıyla yazılmıştı. Gözlerim karardı. Ben acı içinde kıvranırken o, durumumu bir deney yapar gibi kaydetmişti. “Allah'ım...” diye fısıldadım. Komiser Aylin devam etti. “Daha kötüsü de var. Bilgisayarında hayat sigortasının ödeme koşullarını araştırmış. Ayrıca sizin ölümünüzden sonra yapılacak işlemlerle ilgili belgeler hazırlamış.” Artık ağlayamıyordum. İçimdeki acı, gözyaşlarının bile taşıyamayacağı kadar büyümüştü. “Peki neden?” diye sordum. “Bizim paramız vardı. Evimiz vardı. Neden böyle bir şey yapsın?” Komiser bir süre sustu. “Eşinizin sizden gizlediği ciddi borçları var.” Sonra masanın üzerine birkaç banka dökümü bıraktı. Tufan, iki yıldır internet üzerinden yüksek riskli yatırımlar yapıyordu. Önce birikimlerimizi kaybetmiş, sonra benim haberim olmadan çeşitli krediler çekmişti. Toplam borcu yaklaşık dört milyon liraya ulaşmıştı. Ama asıl şok henüz gelmemişti. “Bir de başka bir kadın var,” dedi Komiser Aylin. Kalbim sıkıştı. “Kim?” “Adı Belgin. Eşiniz yaklaşık bir yıldır onunla ilişki yaşıyor.” Gözlerimi kapattım. Sekiz yıllık evliliğim, birkaç cümlede paramparça olmuştu. Fakat Komiser Aylin'in sonraki sözleri beni daha da sarstı. “Belgin'in ifadesini aldık. Tufan'ın size boşanmak istediğini söylediğini sanıyormuş. Ayrıca birlikte başka bir şehre taşınmayı planlamışlar.” “Demek hayatına benim olmadığım bir yerde devam etmek istiyordu.” Komiser başını eğdi. “Evet. Ama Belgin'in cinayet planından haberdar olduğuna ilişkin şu anda bir delil yok.” O gece hiç uyuyamadım. Tufan'la geçirdiğimiz yılları düşündüm. Bana aldığı hediyeleri, birlikte yaptığımız tatilleri, doğum günlerimizi... Sonra hastalandığım günleri hatırladım. Ateşim yükselirken kapıda duran soğuk yüzünü... “Yarını bekleyelim,” deyişini... Meğer onun beklediği yarın, benim hiç göremeyeceğim bir günmüş. Bir hafta sonra doktorlar bacağımın kurtarılabileceğini söyledi. Ancak uzun süre fizik tedavi görmem gerekecekti. Hastaneden taburcu olmama iki gün kala beklenmedik bir ziyaretçim oldu. Kapı açıldığında içeri genç bir kadın girdi. Elleri titriyordu. “Ben Belgin,” dedi. Bir an yüzüne baktım. “Buraya neden geldin?” Gözleri doldu. “Senden özür dilemek için değil. Çünkü yaptığım şeyin özrü yok. Ama sana söylemem gereken bir şey var.” Çantasından küçük bir zarf çıkardı. “Tufan bunu bana üç gün önce göndermiş.” Zarfı açtım. İçinden bir fotoğraf ve el yazısıyla yazılmış kısa bir not çıktı. Fotoğrafta Tufan, tanımadığım bir adamla birlikteydi. Notta şöyle yazıyordu: “Her şey planladığımız gibi gitmedi. Sedef ölmedi. Şimdi bütün belgeleri ortadan kaldırmamız gerekiyor.” Kanım dondu. “Bu adam kim?” Belgin başını salladı. “Bilmiyorum. Ama Tufan ona sürekli ‘Doktor’ diyordu.” Hemen Komiser Aylin'i aradım. Fotoğrafı gördüğünde yüzü ciddileşti. “Bu adamı tanıyorum,” dedi. “Nereden?” “Yıllar önce sahte sağlık raporları düzenlemekten hakkında soruşturma açılmış. Meslekten uzaklaştırılmış bir doktor.” Birden aklıma geldi. Tufan, hastalanmadan birkaç hafta önce bana bir sağlık kontrolü yaptırmamız gerektiğini söylemişti. Beni özel bir muayenehaneye götürmüştü. Oradaki doktor kan örnekleri almış, çeşitli belgeler imzalatmıştı. Fotoğraftaki adamı yeniden inceledim. “Bu o!” diye bağırdım. “Beni muayene eden adam!” Komiser hemen telefonunu çıkardı. O an olayın yalnızca bir kocanın işlediği suçtan ibaret olmadığını anladık. Yapılan araştırmada sahte doktorun, sigorta şirketine sunulmak üzere gerçeğe aykırı sağlık belgeleri hazırladığı ortaya çıktı. Tufan'la arasındaki para transferleri ve mesajlaşmalar da soruşturma dosyasına eklendi. Haftalar sonra her iki adam da tutuklandı. Aylar süren soruşturmanın ardından dava açıldı. Mahkemede uzman raporları, laboratuvar bulguları, banka kayıtları ve Tufan'ın kendi el yazısıyla tuttuğu notlar tek tek incelendi. Tufan ilk duruşmada gözlerimin içine bakamadı. İkinci duruşmada ise beklenmedik bir şey yaptı. Ağlamaya başladı. “Sedef, seni öldürmek istemedim,” dedi. “Her şey kontrolden çıktı. Sadece biraz zaman kazanmak istiyordum.” Ayağa kalktım. Bacağım hâlâ ağrıyordu. Bastonuma dayanıyordum. Ama sesim hiç titremedi. “Ben yedi gün boyunca senden yardım istedim, Tufan. Yedi gün boyunca ateşler içinde kıvrandım. Sen ise her defasında yarını beklememi söyledin. Bana yardım etmek için değil, kurtulamayacağımı düşündüğün için bekledin.” Mahkeme salonunda derin bir sessizlik oldu. “Bana yaşattığın acı kadar korkunç olan bir şey daha var,” dedim. “Ben seni son ana kadar bana yardım eden insan sandım.” Tufan başını eğdi. O gün ilk kez onun karşısında korku hissetmedim. Yargılama sonunda Tufan, mahkemenin sabit gördüğü ağır suçlardan uzun süreli hapis cezasına çarptırıldı. Suça katıldığı belirlenen diğer sanık da cezalandırıldı. Boşanma davam sonuçlandığında kendimi yıllardır ilk kez özgür hissettim. Aradan bir yıl geçti. Bugün yeniden yürüyebiliyorum. Bacağımda büyük bir yara izi var. Bazen aynaya baktığımda o günleri hatırlıyorum. Ama artık o izden utanmıyorum. Çünkü bana kaybettiklerimi değil, kurtardığım hayatımı hatırlatıyor. Geçen hafta annemle birlikte sahilde yürüyorduk. Güneş batmak üzereydi. Annem koluma girip gülümsedi. “İyi ki o gece taksi çağırmışsın kızım.” Denize baktım. “Evet anne,” dedim. “İyi ki bir kez olsun başkasının kararını beklememişim.” Sonra durup bacağımdaki yara izine baktım. Hayatım boyunca unutmayacağım bir şey öğrenmiştim. Sevgi, insanı çaresiz bırakıp sabretmesini istemek değildir. Sevgi, sevdiğinin acısını gördüğünde harekete geçmektir. Bazen insanı ölümden kurtaran şey büyük bir mucize değildir. Bazen yalnızca kendi sesine kulak vermek, kapıyı açmak ve yardım istemektir. Tufan bana tam yedi gün boyunca aynı cümleyi söylemişti: “Yarını bekleyelim.” Oysa şimdi biliyorum ki hayat, sürekli yarına ertelenecek kadar uzun değil. Ve ben o gece yalnızca hastaneye gitmemiştim. Kendi hayatıma geri dönmüştüm. Çünkü bazen insanın kendisi için attığı en küçük adım, onu ölümden kurtaran en büyük cesarete dönüşür.