ZORLA EVLENDİRİLMEKTEN KAÇTIM

“Orada yıllarca insanları zorla tuttuklarına dair kayıtlar bulundu.” Dünya sanki başıma yıkıldı. “Yani Nadir…” Selman başını eğdi. “Annen, Nadir’in senden önce de iki genç kadınla evlenmek istediğini öğrendi. İkisi de kısa süre sonra ortadan kaybolmuştu.” Ellerim buz kesti. “Öldüler mi?” “Bilmiyoruz.” O anda annemin sabaha karşı beni nasıl uyandırdığını hatırladım. Yüzü korkudan bembeyazdı. Bileti elime sıkıştırırken elleri titriyordu. Ben o zaman onun yalnızca istemediğim bir evlilikten kaçmama yardım ettiğini sanmıştım. Oysa annem benim hayatımı kurtarmıştı. Kutudaki kaseti gösterdim. “Bu ne?” Selman küçük anahtarı aldı. “Üst katta annenin eski odasında bir kasetçalar var.” Birlikte yukarı çıktık. Oda yıllardır kullanılmamış gibiydi. Dolabın üzerinde eski bir kasetçalar duruyordu. Kaseti taktık. Birkaç saniye cızırtı geldi. Sonra annemin sesi duyuldu. “Eğer bunu dinliyorsan, Sahra, demek ki geri dönebildin.” Dizlerimin bağı çözüldü. Kırk yıl sonra annemin sesini duyuyordum. “Beni affet. Sana gerçeği söyleyemedim. Çünkü gerçeği bilseydin belki kaçmayı reddederdin. Babanın yaptıklarını öğrendiğimde çok geçti.” Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Kasette annem devam ediyordu. “Nadir’in ailesi senin düğünden sonra artık geri dönemeyeceğini düşünüyordu. Ama asıl korktuğum şey Nadir değildi.” Kaset birkaç saniye sustu. Sonra annemin sesi daha da kısıldı. “Asıl korktuğum kişi senin babandı.” Nefesim kesildi. Kız kardeşim yüzünü elleriyle kapattı. “Baban, sen kaçarsan aileyi rezil edeceğini söyledi. Seni bulursa kendi elleriyle geri getireceğini söyledi.” Kasette ağlama sesi duyuldu. “Bu yüzden sana Amerika’ya git dedim. Çünkü onun ulaşamayacağı kadar uzağa gitmen gerekiyordu.” Kaset bitti. Odada kimse konuşmadı. Uzun süre yalnızca benim ağlama sesim duyuldu. Sonra aşağıdan bir polis bağırdı. “Komiserim!” Hepimiz merdivenlerden indik. Polislerden biri elinde eski bir dosyayla bekliyordu. “Bodrumdaki duvarın arkasında bir bölme bulduk.” Kalbim yeniden hızlandı. Bodruma indik. Duvarın bir kısmı sökülmüştü. Arkasında küçük bir kasa vardı. Kutudan çıkan anahtar kasaya uydu. İçinden belgeler çıktı. Borç kayıtları. İsim listeleri. Fotoğraflar. Ve en altta Nadir’in imzasını taşıyan bir mektup. Polis mektubu okudu. Yüzü değişti. “Nadir yıllar önce ortadan kaybolan kadınlarla ilgili bazı şeyleri itiraf etmiş.” Başım döndü. “Yaşıyor mu?” Komiser bana baktı. “Evet.” O an içimde kırk yıldır taşıdığım korku tekrar uyandı. “Peki nerede?” “Yaklaşık iki yıldır hapiste. Başka suçlardan.” Derin bir nefes aldım. Demek korktuğum adam artık bana ulaşamayacaktı. Ama bir soru hâlâ aklımdaydı. “Havaalanında neden üç polis arabası vardı?” Komiser gülümsedi. “Kız kardeşiniz annenizin belgelerini birkaç hafta önce bize teslim etti. Sizin dönüş tarihinizi de bildirdi. Bu dosyanın son tanığı sizsiniz.” Şaşkınlıkla kız kardeşime baktım. “O yüzden mi beni çağırdın?” Başını salladı. “Annem ölmeden önce bana söz verdirdi. ‘Sahra bir gün geri dönerse, artık korkmasına gerek kalmadığını söyle,’ dedi.” O gece eski evde tek başıma kaldım. Herkes gittikten sonra annemin odasına çıktım. Pencereyi açtım. Gece rüzgârı perdeleri hafifçe hareket ettiriyordu. Kırk yıl önce bu evden kaçarken arkama bile bakmamıştım. O zaman kendimi korkak sanmıştım. Ailemi terk ettiğimi düşünmüştüm. Yıllarca içimde suçluluk taşımıştım. Ama artık gerçeği biliyordum. Ben ailemi terk etmemiştim. Annem beni yaşatmak için göndermişti. Ertesi sabah bahçeye çıktım. Annemin mezarına gitmeden önce eski kapının önünde durdum. Bir zamanlar beni esir edecek bir düğünün hazırlıkları bu evde yapılmıştı. Şimdi ise aynı ev, kırk yıl sonra gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Annemin mezarına gittiğimde diz çöküp toprağa dokundum. “Anne,” dedim, “seni yıllarca yanlış anladım.” Rüzgâr hafifçe esti. Gözlerimi kapattım. “Bana kaç demiştin. Ben de kaçtım. Ama şimdi anlıyorum ki bana aslında başka bir şey söylemişsin.” Bir an sustum. Sonra gülümsedim. “Yaşa.” O gün Fas’tan ayrılmadım. Birkaç hafta daha kaldım. Polise ifade verdim. Annemin belgeleri sayesinde yıllardır kapalı kalan bazı dosyalar yeniden açıldı. Sonra Chicago’ya döndüm. Ama bu kez arkamda yarım kalmış bir hayat bırakmıyordum. Kızlarıma ve torunlarıma yıllarca anlatamadığım hikâyemi anlattım. Ve annemin eski fotoğrafını evimin salonuna astım. Altına da küçük bir cümle yazdım: “Bazen bir anne çocuğuna kalmasını değil, gitmesini söyleyerek onu sever.” Kırk yıl boyunca kaçtığım geçmişim sonunda beni bulmuştu. Ama beni yok etmek için değil. Bana, hayatta kalmış olmamın bir tesadüf değil, annemin verdiği en büyük mücadele olduğunu göstermek için. Ve o günden sonra geçmişimden utanmayı bıraktım. Çünkü bazı kaçışlar korkaklık değildir. Bazı kaçışlar, insanın hayatta kalmak için attığı en cesur adımdır.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.