Altmış yaşıma yaklaşmışken, benden otuz yaş küçük bir adamla evlendim
“Baran o akşam evde beni bekliyordu… ve şişeyi kliniğe götürdüğümü henüz bilmiyordu.” Doktorun ağzından çıkanları hâlâ tam olarak anlamaya çalışıyordum. Masasının üzerindeki rapora baktım. Satırlar, rakamlar ve benim için hiçbir şey ifade etmeyen tıbbi terimler birbirine karışıyordu. “Peki bu madde tam olarak ne?” diye sordum. Doktor sandalyesinde biraz öne eğildi. “Numunede güçlü yatıştırıcı etkisi olan bir madde tespit edildi. Tek seferde kullanılan miktar ölümcül görünmüyor. Ama düzenli kullanılırsa kişide sersemlik, hafıza bulanıklığı, denge problemleri ve karar verme yetisinde bozulma oluşturabilir.” Boğazım kurudu. Son aylarda yaşadığım küçük şeyler birer birer aklıma geldi. Anahtarlarımı nereye koyduğumu unutuyordum. Bazı sabahlar gece ne zaman uyuduğumu hatırlamıyordum. Birkaç kez merdivende tökezlemiştim. Baran her seferinde beni kolumdan yakalayıp, “Yaşlanıyorsun bebeğim, biraz daha dikkat etmelisin,” demişti. Ben de ona inanmıştım. Yaşlanıyordum. Belki biraz dalgınlaşıyordum. Belki de bedenim artık eskisi gibi değildi. Doktor devam etti: “Altı yıldır gerçekten her gece aynı şeyi içtiyseniz, bunu yalnızca bu numuneye bakarak kanıtlayamayız. Fakat kesinlikle eve dönüp o şişedeki sıvıyı tüketmemenizi öneririm. Ayrıca bahsettiğiniz belgeleri bir avukata göstermeniz gerekiyor.” Elimi çantama götürdüm. Belgelerin kopyaları yanımda değildi. Çünkü Baran onları imzalattıktan sonra kendi masasındaki dosyaya koymuştu. Bana bunun “evlilik içindeki mal paylaşımını kolaylaştıracak rutin düzenlemeler” olduğunu söylemişti. O an, altı yıllık evliliğim boyunca ilk kez Baran’ın hiçbir şeyi tesadüfen yapmadığını düşündüm. Klinikten çıkınca eve gitmedim. Eski öğrencilerimden birinin annesi olan Nermin Hanım’ı aradım.