Bacağında medikal destek olan evsiz bir adam
Bacağında medikal destek olan evsiz bir adamı, oğlum dışarıda soğuktan titrediğini görüp gözlerini ondan alamayınca yalnızca bir geceliğine kanepemizde uyuması için eve aldım. Ertesi sabah işe giderken eve döndüğümde onun çoktan gitmiş olacağını düşünüyordum. Ama o akşam kapıyı açtığımda olduğum yerde donup kaldım. Hâlâ içerideydi ve ben yokken evimde yaptığı şeyi görünce yüzümün rengi bir anda soldu. Barış gerçekten hâlâ içerideydi. Ama asıl mesele onun gitmemiş olması değildi. Gözlerim önce mutfağa, sonra salona, ardından aylardır dokunmaya bile korktuğum kapının yanına kaydı. Elimdeki çanta yere düştü.” Çünkü ev, sabah bıraktığım ev değildi. Mutfak musluğu artık damlatmıyordu. Aylardır altına küçük bir kâse koyduğum o sinir bozucu ses tamamen kesilmişti. Dolabın altında gevşek duran kapak düzeltilmişti. Salonun köşesinde iki ayağı sallanan küçük sehpa sağlamlaştırılmış, Aras’ın çalışma masasındaki kırık çekmece yerine oturtulmuştu. Ama beni asıl şaşırtan giriş kapısıydı. Aylardır omzumla iterek kapattığım kapı artık düzgün şekilde kasasına oturuyordu. Barış kapının önünde diz çökmüş, elindeki tornavidayla son vidayı sıkıyordu. Beni görünce ayağa kalkmaya çalıştı. Dizindeki destek yüzünden yüzü acıyla gerildi. “Selma Hanım…” Sesimi yükselttim. “Ne yaptınız siz?” Aras arkamdan içeri girip etrafa baktı. “Anne! Musluk damlamıyor!” Ben ise sevinemiyordum. Kalbim hızla atıyordu. “Size sabah gitmenizi söylemiştim.” Barış tornavidayı yere bıraktı. “Haklısınız.” “O zaman neden hâlâ buradasınız?” Cevap vermeden önce mutfağa baktı. “Kapıyı düzeltmeye başladım. Sonra musluğu gördüm. Sonra şu prizi fark ettim…” Başımı hızla çevirdim. Salonun televizyonunun arkasındaki prizden bahsediyordu. “Prize ne olmuş?” Barış’ın yüzündeki ifade değişti. İşte o anda içimdeki öfkenin yerini başka bir duygu aldı. “Ne oldu?” Barış yavaşça prizin yanına yürüdü. Kapağını sökmüştü. Duvarın içinden çıkan kablolardan biri kararmıştı. “Bu kablo yanmaya başlamış.” Boğazım kurudu. “Ne demek yanmaya başlamış?” “Bağlantı gevşemiş. Kablo ısınmış. Bir süre daha böyle devam etseydi…” Sustu. “Söyleyin.” “Yangın çıkarabilirdi.” Aras’ın yüzündeki gülümseme kayboldu. “Evimiz mi yanacaktı?” Hemen ona döndüm. “Hayır, canım.” Ama bunu söylerken Barış’a baktım. Yüzünden gerçeği anlayabiliyordum. Olabilirdi. Hem de biz uyurken. Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim. Barış küçük sırt çantasını aldı. “Bunları yapmam doğru değildi. Siz izin vermediniz. Özür dilerim.” Sonra cebinden anahtarımı çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. “Şimdi giderim.” Aras hemen önüne geçti. “Ama hava çok soğuk.” “Aras.” “Anne, yangını fark etmiş.” Barış başını salladı. “Annen haklı. Bir geceliğine anlaşmıştık.” Sonra bana baktı. “Yalnız gitmeden önce size bir şey söylemem gerekiyor.” İçimde yeniden bir tedirginlik oluştu. “Neyi?” Barış mutfak masasındaki sandalyeyi çekip oturdu. Dizinin ciddi şekilde ağrıdığı belliydi. “Ben aslında tamirci değilim.” Kaşlarımı çattım. “Öyle görünmüyor.” “Elektrik teknisyeniydim.” “İydim derken?” Uzun süre cevap vermedi. Sonra dizliğine baktı. “On bir ay önce bir şantiyede çalışıyordum. Taşeron firma için elektrik tesisatı yapıyorduk. Bir gün üçüncü katta çalışırken iskele çöktü.” Aras sessizce dinliyordu. “Düştüm. Dizim parçalandı. İki ameliyat geçirdim.” “İşvereniniz?” Barış acı bir şekilde gülümsedi. “İlk iki ay aradı. Sonra telefonlarıma cevap vermemeye başladı.” Tazminat davası devam ediyormuş. Ama Barış aylarca çalışamamış, kirasını ödeyememişti. Önce arabasını satmış. Sonra evini kaybetmiş. Bir arkadaşında kalmış, ardından bir pansiyona geçmiş. Elindeki para tamamen bittiğinde sokakta kalmaya başlamıştı..