Varlıklı babam, çocukluğumu koruyucu aileler arasında geçirdi

“Belgelerde yazanlara göre bu malikânede kimin ‘gerçek kız’ olduğu konusunda bana anlatılan her şey yalandı… Ve babamın yedi gün boyunca beni burada tutmasının sebebi miras değildi. Çok daha büyük bir şeydi.” Avukatın elindeki eski doğum belgesine bakarken parmak uçlarımın uyuştuğunu hissettim. Nihan hâlâ kapının önünde duruyordu. Az önce yüzünde gördüğüm o kibirli ifade tamamen kaybolmuştu. “Ne demek istiyorsunuz?” dedi sertçe. “O belge ne?” Avukat ağır ağır masanın üzerindeki kâğıtları düzeltti. “Ertuğrul Bey, vasiyetinin açıklanmasından önce bu belgelerin ikinize birlikte gösterilmesini özellikle istedi.” Nihan hızla içeri girdi. “Ben onun kızıyım. Bana böyle bilmecelerle gelmeyin.” Avukat gözlüğünü takıp doğum belgesini önüne koydu. “İşte sorun da tam olarak burada.” Kâğıdı bize doğru çevirdi. Belgenin üst kısmında benim annemin adı yazıyordu. Altında ise babamın adı. Ertuğrul Arman. Buraya kadar şaşırtıcı hiçbir şey yoktu. Sonra Nihan’ın doğum belgesini çıkardı. Nihan kâğıdı elinden çekip aldı. Bir saniye sonra yüzündeki bütün renk silindi. “Bu sahte.” Avukat cevap vermedi. Ben istemeden yaklaştım. Belgedeki baba hanesi boştu. Anne kısmında ise hiç tanımadığım bir kadının adı vardı. Sevim Akalın. Nihan kâğıdı masaya fırlattı. “Babam beni doğduğumdan beri büyüttü!” “Evet.” dedi avukat. “Ama biyolojik babanız değildi.” Odadaki sessizlik ağırlaştı. Nihan önce bana, sonra avukata baktı. “Peki neden?” Avukat derin bir nefes aldı. “Çünkü anneniz Sevim Hanım, Ertuğrul Bey’in kız kardeşiydi.” İkimiz de donup kaldık. Nihan’ın sesi fısıltıya dönüştü. “Ne?” “Anneniz, siz henüz üç aylıkken geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hayatını kaybetti. Biyolojik babanız ise doğumunuzdan kısa süre sonra ortadan kayboldu. Ertuğrul Bey sizi evlat edinmedi. Resmî olarak vasiniz oldu ve sizi kendi kızı gibi büyüttü.” Nihan’ın dizlerinin titrediğini gördüm. Yatağın kenarına oturdu. “Bunu neden benden sakladı?” Avukatın bakışları bu kez bana döndü. “Çünkü o yıllarda zaten başka bir sırrı saklıyordu.” Kalbim hızlandı. “Neyi?” Avukat önümüze eski fotoğrafı koydu. Fotoğrafta babam, annem ve küçük bir kız çocuğu vardı. O çocuk bendim. Fotoğrafın arkasında tarih yazıyordu. Ben sekiz yaşındaydım. Fotoğrafa bakar bakmaz nefesim kesildi. “Bu imkânsız.” Annem ben altı yaşındayken ölmüştü. “Bu fotoğraf iki yıl sonra çekilmiş.” Avukat başını salladı. “Hayır. Anneniz siz altı yaşındayken ölmedi.” Sanki yer ayağımın altından kaydı. “Ne dediniz?” “Size öyle söylendi.” Kulaklarım uğuldamaya başladı. Çocukluğum boyunca bana tekrar tekrar aynı hikâye anlatılmıştı. Annemin öldüğü… Babamın bulunamadığı… Yakınımın olmadığı… “Annem nerede?” diye sordum. Avukatın yüzü sertleşti. “Hayatta.” O an odadaki hiçbir şeyi duyamadım. Sadece tek bir kelime vardı zihnimde. Hayatta. “Hayır.” Ayağa kalktım. “Hayır, bu mümkün değil.” Avukat bana doğru yaklaşmadı. “Anneniz, Ertuğrul Bey’den ayrıldıktan sonra sizin velayetinizi aldı. Fakat ciddi borçları vardı. Bazı insanlarla da tehlikeli ilişkiler içindeydi.” “Ne ilişkisi?” “Dolandırıcılık.” Nihan başını kaldırdı. Avukat devam etti.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.