Yıllarca kocamın anlattığı her şeye inandım
“Eğer gerçekten bana yardım etmek istiyorsan önce o dolabın içinde ne olduğunu görmen gerekiyor.” İpek bunu söylerken sesi titremiyordu. Ama benim ellerim titriyordu. Üç yıldır yürüyemediğine, doğru düzgün konuşamadığına ve tek başına birkaç dakika bile bırakılamayacağına inandığım genç kız karşımda dimdik duruyordu. “İpek…” dedim. “Bana ne olduğunu anlat.” Başını hızla iki yana salladı. “Önce dolap.” Oktay’ın yatak odasına çıktık. Merdivenleri benden daha hızlı çıkıyordu. Her basamakta mideme yeni bir yumruk yemiş gibi hissediyordum. Yatak odasındaki banyoya girdik. Lavabonun karşısındaki duvara sabitlenmiş metal dolabı yıllardır görüyordum. Oktay her akşam buradan İpek’in ilaçlarını çıkarır, küçük plastik kutulara koyar ve bizzat kendisi verirdi. Anahtarını hep boynundaki ince zincirde taşırdı. “Bunu nasıl açacağız?” diye sordum. İpek aynanın altındaki ahşap çekmeceyi çıkardı. Elini boşluğun arkasına uzattı. Küçük, paslanmış bir anahtar çıkardı. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Bunu aylar önce buldum. Ama dolabı tek başıma açmaya cesaret edemedim. Babam anlarsa…” Cümlesini tamamlamadı. Anahtarı kilide soktum. Döndü. Dolabın kapağını açtığımda önce hiçbir şey anlamadım. İlaç kutuları, şişeler, dosyalar… Sonra İpek en alt raftaki kahverengi zarfı gösterdi. Zarfın üzerinde onun adı vardı. İçinden hastane raporları çıktı. İlk rapor üç yıl öncesine aitti. Okumaya başladım. İpek gerçekten ağır bir viral enfeksiyon geçirmişti. Haftalarca halsizlik ve kas güçsüzlüğü yaşamıştı. Ama sonraki rapor farklıydı. “Tam iyileşme beklenmektedir.” Bir başka raporda ise fizik tedavinin ardından desteksiz yürüyebildiği yazıyordu. Tarih, Oktay’ın bana İpek’in artık hayat boyu tekerlekli sandalyeye mahkûm kaldığını söylediği tarihten yalnızca dört ay sonraydı. Boğazım kurudu. “Bu ne demek?” İpek gözlerini yere indirdi. “İyileştim.” “Ne zaman?” “On dört yaşımdayken.” Elimdeki raporları sıktım. “Peki neden üç yıldır…” “Çünkü babam durmama izin vermedi.” O an zihnim bunu kabul etmeyi reddetti. “Bir baba kızını neden hasta gibi göstermeye zorlasın?” İpek cevap vermek yerine başka bir dosya çıkardı. İçinde banka dekontları vardı. Yardım kampanyaları. Bağışlar. Dernek ödemeleri. Sosyal medya üzerinden toplanan paralar. Yıllar içinde yüz binlerce liraya ulaşan miktarlar. Oktay, kızının bakım masrafları için yardım topluyordu. Üstelik bu yalnızca başlangıçtı. İpek bilgisayardaki bazı belgelerin yerini bildiğini söyledi. Çalışma odasına indik. Oktay’ın masasındaki dizüstü bilgisayarı açtım. Şifresini bilmiyordum. İpek biliyordu. “Benim doğum tarihim.” Bilgisayar açıldığında midemdeki düğüm daha da sıkılaştı. Belgeler arasında bağış başvuruları, vakıflara gönderilen mektuplar ve İpek’in durumunu olduğundan çok daha ağır gösteren raporların taranmış kopyaları vardı. Bazılarında doktor imzaları bile birbirine benzemiyordu.