Anneler Günü’nde Beni Dışlayan Oğlum

“Peki, benim imzamı kim taklit etti?” Başını eğdi. “Eski sigorta belgesini ben buldum.” Kalbimde yıllardır sakladığım son umut da o cümleyle kırıldı. “Sen mi verdin Gizem'e?” “Evet.” Oğlumun suçunu öğrenmek acıydı. Fakat bunu kendi ağzından duymak, insanın içinde başka türlü bir sessizlik yaratıyordu.“Şirketten çıkan 2.984.000 TL yetmedi mi?” diye sordum. “Bir de kişisel hesabımdan 1.520.000 TL mi çekecektiniz?” Cihan dudaklarını ısırdı. “Bu sonuncusuydu, anne. Söz veriyorum.”“Peki ya bu akşam benimle tesadüfen karşılaşmasaydınız?” Gözlerini kaldırmadı. “Ödemeyi yapıp gidecektik.” “Ben hesabımdaki eksilmeyi görünce?” “Bir muhasebe hatası olduğunu söyleyecektik.” Bu kadar hazırlıklı oluşları midemi bulandırdı. Anneler Günü için bana beş dakikalık bir telefon görüşmesini çok görmüşlerdi. Ama aynı gün, paramı kullanmak için ayrıntılı bir hikâye uydurmaya saatlerini harcamışlardı. Masalarında bana bir sandalye yoktu; planlarında ise adım, imzam ve bütün birikimim vardı.“İlkinde de bana hiç söylememeye söz vermiştin, değil mi?” Tarık aniden araya girdi. “Cihan yetişkin bir adam! Belgeleri o getirdi. Ben nereden bileyim sahte olduklarını?”“Az önce bütün bunları benim iyiliğim için yaptığını söylemiyor muydun?” dedim. Nevin kocasının kolunu tuttu. Gizem gözlerini kaçırdı. Birkaç dakika önce benim yalnızlığımla eğlenen insanlar şimdi birbirlerini suçluyordu. Engin bizi özel bir görüşme odasına davet etti. Orada avukatım telefona bağlandı. Belgelerin ve güvenlik kamerası kayıtlarının korunmasını, resmi başvurunun gecikmeden yapılacağını bildirdi.Cihan sandalyeye çöktü. “Anne, polislik mi edeceksin bana?” “Ben sana yıllardır annelik ettim,” dedim. “Şimdi yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmen gerekiyor.” Tam o sırada Gizem'in telefonuna peş peşe mesajlar geldi. Ekranı saklamak isterken Cihan mesajın üst satırını gördü. “Babam yazmış,” dedi kısık sesle. “Kamile'nin unutkanlık hikâyesini sürdürün, yoksa bütün plan çöker, diyor.” Başımı kaldırdım.“Demek insanların önünde bunadığımı söylemeniz de planın parçasıydı.”Gizem ağlamaya başladı. “Bize inanacaklarını düşündük. Sen itiraz etsen bile kimse seni ciddiye almayacaktı.” “Komşularıma beni unuttuğum şeylerle ilgili uyarmanız da bu yüzden miydi?” Gizem başını salladı. Birkaç hafta önce kapıcıya, evi açık unuttuğumu söylemişti. Oysa anahtarımı çantamda bulamadığım için kapının önünde beklemiştim. Nevin'in benim hakkımda endişeli konuştuğunu duyduğumda iyi niyet sanmıştım. Meğer insanların zihnine küçük şüpheler ekiyorlarmış. “Beni unutturmak değil,” dedim, “ben konuştuğumda kimsenin inanmamasını sağlamak istiyordunuz.” Bu itiraf, çalınmak istenen paradan daha ağır geldi. Beni yalnızca parasız değil, kendi sözünü savunamayacak biri haline getirmeyi de göze almışlardı. “Ekin,” dedim kapıda bekleyen genç kadına, “az önce imzamı doğrulamadan ödeme yapmadığınız için teşekkür ederim.”“Görevimi yaptım, Kamile Hanım.” “Bazen insanın görevini düzgün yapması, başka birinin bütün hayatını korur.”O gece eve döndüğümde eşimin fotoğrafının önünde uzun süre oturdum. Yıllar önce Cihan'ın okula başladığı gün elimi nasıl sımsıkı tuttuğunu hatırladım. Çocuğumun o küçük eliyle bu akşam uzattığı sahte belge arasında koca bir ömür vardı. Sabaha karşı Cihan'dan mesaj geldi. “Anne, lütfen şikâyetçi olma. Her şeyi düzelteceğim.” Cevap olarak yalnızca şunu yazdım: “Düzeltmek istiyorsan önce gerçeği eksiksiz anlat.” Ertesi sabah avukatımın bürosuna tek başına geldi. Gizem'in ve Tarık'ın kendisine baskı yaptığını söyledi ama suçu onların üzerine yıkmaya çalışmadı. Eski imza örneğini kendisinin paylaştığını, onay formlarını bilerek kullandıklarını kabul eden yazılı bir ifade verdi.Daha kötüsü, sahte faturaların bir bölümünün gerçek bir hizmet karşılığı olmadığını biliyormuş. “Bunu neden yaptın?” diye sordum. “Gizem'in ailesine kendimi kabul ettirmek istedim. Onların yanında küçük görünmekten korktum.” “Beni küçülterek kendini büyütebileceğini mi sandın?” Sessizce ağladı. Hakkında yapılan resmi başvuruyu geri çekmedim. Şirket kayıtlarını inceleyen uzmanların hazırladığı rapor, toplam zararı doğruladı. İnceleme aylar sürdü. Seçkin Organizasyon'un hesaplarına ve bazı mal varlıklarına ilişkin hukuki tedbirler istendi; alacağın önemli bir kısmı zaman içinde geri alındı. Kalan tutar için dava devam etti. İlk duruşma gününde Cihan'ı adliye koridorunda gördüm. Çocukken düşüp dizini yaraladığında nasıl gözlerimin içine bakarsa yine öyle baktı. Fakat bu kez onu kucağıma alıp acısını geçiremezdim. İçeri girerken avukatım koluma girdi. Cihan'ın yanından geçtim ve durmadan yürüdüm. O kararın ne kadar zor olduğunu kimse bilmedi. Bir anne bazen evladına dönmemek için değil, doğru yerde durabilmek için yürümeye devam ederdi.Restoranda yapılmak istenen 1.520.000 TL'lik işlemse hiç gerçekleşmedi. Ekin'in uyguladığı yeni kontrol sistemi sayesinde tek kuruşum bile çekilmemişti.Bu süreçte yönetim kurulunda eski onay sistemini tamamen kaldırdık. Artık hiçbir ödeme yalnızca yüklenmiş bir imza görüntüsüyle kabul edilmiyordu. Tarık'la Nevin, bütün suçu Cihan'a yüklemeye çalıştı. Gizem de sonunda evi terk etti. Evliliklerinin bitip bitmeyeceğini bilmiyordum. Artık onların kararlarını yönetmek benim görevim değildi. Cihan ise aylardır ilk kez bir iş bulup düzenli çalışmaya başladı. Her ay, zararın karşılanmasına katkı olarak belirli bir miktar ödüyordu. Bazen kapıma geliyor, konuşmaya cesaret edemeden geri dönüyordu. Bir defasında posta kutumda kısa bir not buldum: “Özür dilemek, borcumu ödemiyor. Bunun farkındayım. Yine de her ay doğru olanı yapacağım.” Notu sakladım, hemen aramadım. Kaybolan güvenin dönmesi zaman isterdi. Bir sonraki Anneler Günü'nde yine lacivert elbisemi giydim. Eşimin inci broşunu taktım ve Villa Floransa'da bir masa ayırttım. Bu kez masanın karşısında boş bir sandalye vardı. Fakat onu bir başkasını beklediğim için değil, istersem tek başıma da huzurla oturabileceğimi hatırlamak için bıraktım. Yemeğin ortasında Cihan geldi. Elinde gösterişli bir hediye değil, küçük bir demet beyaz papatya vardı. “Anne,” dedi, “beni affetmeni istemeye hakkım olmadığını biliyorum. Sadece Anneler Günü'nü kutlamak istedim.”Çiçekleri aldım. “Yaptıklarını unutmadım, Cihan.” “Biliyorum.” “Bir gün güvenimi yeniden kazanabilir misin, onu da bilmiyorum.” “Beklerim,” dedi. “Bu kez acele etmeyeceğim.” Karşımdaki sandalyeyi işaret ettim. “İstersen bir kahve içebilirsin.” Cihan oturdu. İkimiz de bir süre konuşmadık. Ama o sessizlik, geçen yılki gibi aşağılanmanın değil, belki de uzun bir iyileşmenin başlangıcıydı.Annelik, evladının her yanlışını örtmek değildi. Bazen ona verebileceğin en büyük sevgi, yaptığının sonuçlarından kaçmasına izin vermemekti. O akşam restorandan çıkarken artık şunu biliyordum: Bir insanın yanında kalabalıklar olabilir ve yine de yapayalnız hissedebilir. Bazen de kendi ayakları üzerinde durduğunda, hayatına kimin gerçekten ait olduğunu ilk kez görebilir.Ben oğlumu sevmeyi bırakmamıştım. Ama sonunda kendimi de sevmeyi öğrenmiştim.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.