BABAM BENİ TEK BAŞINA BÜYÜTMEK İÇİN

“Sana gerçeği söyleyemedim…” Bu dört kelimeye uzun süre baktım. Sanki babamın el yazısı değildi. Sanki o harfleri hayatım boyunca tanıdığım, bana hiçbir zaman yalan söylemediğine inandığım adam yazmamıştı. Fotoğrafı tekrar çevirdim. Annem. Yıllar önce “markete gidiyorum” deyip bizi terk eden kadın. Ama fotoğrafın arkasındaki tarih, onun bizi terk ettiği günden tam 17 yıl sonrasını gösteriyordu. Başım dönmeye başladı. “Selçuk Bey…” Sesim o kadar kısık çıktı ki kendim bile zor duydum. “Babam annemin yaşadığını biliyor muydu?” Avukat gözlerini kaçırdı. Bu bile cevabı anlamama yetti. Bir anda içimdeki bütün acı öfkeye dönüştü. “Biliyordu.” Selçuk Bey derin bir nefes aldı. “Babanız bazı şeyleri size kendisi anlatmak istedi. Ama hastalığı ilerleyince zamanı kalmadığını düşündü.” “Elinde yıllarca fırsat vardı!” Sesim mezarlığın sessizliğinde yankılandı. “Ben çocukken her gece annemi sordum! Bana onun bizi terk ettiğini söyledi. Bunu biliyordu ve bana hiçbir şey anlatmadı mı?” Selçuk Bey çantama baktı. “Poşetin içinde başka şeyler de var.” Ellerim titreyerek poşetin içini boşalttım. Masaya birkaç eski mektup, sararmış bir hastane bilekliği, bir banka dekontu ve küçük bir anahtar düştü. En altta ise üzerinde yalnızca bir adres yazan katlanmış bir kâğıt vardı. İstanbul’un dışında küçük bir sahil kasabası. Altında babamın notu duruyordu: “Cevapların burada.” O gece eve dönmedim. Babamın boş dairesine gittim. Kapıyı açtığım anda içimde bir şey parçalandı. Botları hâlâ kapının yanındaydı. Turuncu yeleği sandalyenin arkasında asılıydı. Sanki birazdan kapıdan girip: “Minik Böceğim, aç mısın?” diyecekmiş gibi her şey yerli yerindeydi. Ama artık o evde yalnızca sessizlik vardı. Mektupları mutfak masasına dizdim. İlkinin tarihi, annemin kaybolduğu haftaya aitti. Zarfın üzerinde babamın adı yazıyordu. Gönderen kısmında ise tek bir isim vardı: Nalan. Annem. Mektubu açarken ellerim buz kesmişti..
Copyright © 2015. All Rights Reserved.