Bir çocuk bir çöp konteynerinin önünde bağırdı Annem içeride
BÖLÜM 3 Duruşma salonu, katip USB belleği bilgisayara bağladığında tamamen sessizliğe gömüldü. Dışarıda merdivenlerde gazeteciler birbirine karışmıştı. İçeride Zeynep, Emir’in elini son gücüyle tutuyordu. Kerem ise onların arkasında ayakta duruyor, sanki tüm bedeni bir duvar gibi sessizce onları koruyordu. Ses kaydı önce cızırtıyla başladı. Sonra Zeynep’in ağlaması duyuldu. — Kemal… lütfen, sen benim abimsin. Bunu yapma. Kemal’in sesi salona yayıldı: — Abilik işime geldiği zaman vardı. Şimdi o evi istiyorum. İmzala Zeynep. Yoksa sen de o çocuk da çöpten çıkamayacak hâle gelirsiniz. Salonda boğuk bir çığlık koptu. Kemal’in avukatı ayağa kalktı. — İtiraz ediyoruz. Bu kayıt manipüle edilmiş olabilir. Kerem’in avukatı Selim Kaya sakin ama net konuştu: — Bağımsız bilirkişi incelemesi mevcut. Kesinti yok, montaj yok ve arka plan sesleri müvekkilin ev ortamıyla birebir uyumlu. Ardından hastanede çalışan genç hemşire Elif Yıldız tanık olarak çağrıldı. Elif, saldırıdan günler önce Kemal’in hastane koridorunda Zeynep’i sıkıştırdığını, imza atması için baskı yaptığını anlattı. — Çok korkuyordu — dedi — “Bensiz bir hiçsin” diyordu ona. Sonra Komiser Arif dosyayı sundu. Kemal’in tefecilere borçlu olduğu, ciddi tehditler aldığı ve kısa sürede büyük para bulması gerektiği ortaya çıktı. Ayrıca televizyonda Zeynep hakkında “psikolojik hasta” raporu veren psikoloğun, Kemal’e bağlı bir şirketten para aldığı tespit edildi. Yalan duvarı çatlamaya başladı. Kemal terliyordu. Artık televizyondaki “mağdur kardeş” gibi görünmüyordu. Köşeye sıkışmış bir adama dönüşmüştü. Tam o sırada Emir konuşmak istedi. Hakim tereddüt etti ama Zeynep başını salladı. Emir, eski dikilmiş peluş ayısını kucaklayarak öne çıktı. Küçüktü ama sesi netti. — O gece amcam geldi. Annem beni yatağın altına sakladı. Onu döverken gördüm. Sürükleyip götürdü. Korktum ama peşinden gittim. Onu konteynere atarken gördüm. Bağırınca bana da “konuşursan seni de atarım” dedi. Salonun nefesi kesildi. Emir Kemal’e baktı: — Siz annemi kırdınız. Oyuncağımı da kırdınız. Ama gerçeği kıramadınız. Zeynep ağlayarak ağzını kapattı. Kerem’in içinden bir şey geçti; o küçük sesin ağırlığı onu bile sarsmıştı. Kemal ayağa fırlamaya çalıştı, “Bu bir tuzak!” diye bağırıyordu ama Komiser Arif çoktan arkasındaydı. — Kemal Yılmaz, kasten adam öldürmeye teşebbüs, dolandırıcılık, evrakta sahtecilik, tehdit ve tanık etkileme suçlarından tutuklusunuz. Kelepçeler takıldığında, onu destekleyen insanlar gözlerini kaçırdı. Bir ay sonra şehir artık farklı konuşuyordu. “Konteynerdeki deli kadın” demiyorlardı. “Oğlunun inancı sayesinde hayatta kalan anne” diyorlardı. Zeynep tamamen aklanmıştı. Yetkililer, soruşturma yapılmadan ona “akıl sağlığı bozuk” denilmesi nedeniyle özür dilemek zorunda kaldı. Kameraların karşısında sadece şunu söyledi: — Acıma istemiyorum. Bir çocuk yardım istediğinde yetişkinler önce gülmesin. Bu sözler tüm Türkiye’de yayıldı. Elif Yıldız tanık korumasına alındı. Komiser Arif birçok dosyayı yeniden açmak zorunda kaldı. Psikoloğun lisansı iptal edildi. Kemal hapse gönderildi. Zeynep aylarca tedavi gördü. Bu süreçte mahkeme, Emir’in geçici olarak Kerem’le kalmasına izin verdi. Kerem, soğuk villasındaki bir odayı kitaplarla, oyuncaklarla ve ışıkla dolu sıcak bir odaya çevirdi. Bir pazar sabahı Zeynep, Emir ve Kerem birlikte bir meydana yürüdüler. Simit kokusu, çay sesleri, uçan balonlar ve oynayan çocuklar vardı. Emir Kerem’in elini tutuyordu. Bir anda durdu. — Baba Kerem… Kerem olduğu yerde dondu. Yıllarca iş dünyasında sayısız şey kazanmıştı ama hiçbir söz onu böyle durdurmamıştı. Diz çöktü ve çocuğu sıkıca sarıldı. Zeynep gözyaşlarıyla gülümsedi. Bazen aile kanla değil, kimsenin inanmadığı bir sesi duymayı seçen birinin kalbiyle kurulur. Ve gürültüye alışmış bir şehirde, bir çocuğun çığlığı herkese şunu hatırlattı: Gerçek, bazen kirli bir konteynerin yanında titreyerek bekler… ve sadece bir kişinin inanmasını bekler.