Evli bir adamdan hamile kaldım

“Defne’nin kalbinde doğuştan bir problem vardı. Doktorlar düzenli kontrol istiyordu. Bir ameliyat gerekebilirdi ama doğru zamanda yapılırsa şansı yüksekti.” “Peki?” “Taylan sürekli başka doktorlara götürmemi istedi. Sürekli ‘Belki ameliyat gerekmiyordur’ diyordu. O zaman maddi sıkıntımız yoktu. Sorun para değildi.” Sezin bana baktı. “Defne için para harcamak istemiyordu.” Boğazım kurudu. “Sonunda ne oldu?” “Bir gün doktor bize ameliyat tarihini verdi. Taylan bana destek olacağını söyledi. Hastaneye yatıştan iki gün önce ise ameliyat için ayrılmış parayı başka bir hesaba aktardığını öğrendim.” “Nereye?” “Kendi şirketine.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Bunu nasıl yapabilir?” “Ortak hesabımız vardı. Bana iş için geçici kullandığını, iki gün içinde geri koyacağını söyledi.” “Geri koymadı mı?” Sezin’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Hayır.” Kalbim hızlandı. “Defne’nin ameliyatı ertelendi.” Sezin başını eğdi. “Üç hafta sonra gece fenalaştı.” Artık olacakları duymak istemiyordum. Ama aynı zamanda öğrenmek zorundaydım. “Ambulans geldiğinde bilinci çok zayıftı. Hastaneye yetiştirdiler. Doktorlar saatlerce uğraştı.” Sezin’in sesi kırıldı. “Defne o gece hayatını kaybetti.” Elim ağzıma gitti. “Allah’ım…” “Doktorlar ameliyat zamanında yapılmış olsaydı kesin yaşayacağını söylemedi. Böyle bir şeyi kimse söyleyemez. Ama şansının çok daha yüksek olacağını söylediler.” Sezin dosyadan başka bir belge çıkardı. Üzerinde Taylan’ın imzası vardı. “Bu ne?” “Paranın transfer talimatı.” Belgeyi aldım. Tarih, Defne’nin ameliyatından iki gün öncesini gösteriyordu. Taylan’ın imzasını hemen tanıdım. “Peki sen neden onunla kaldın?” Bu soruyu söyler söylemez pişman oldum. Sezin bana kızmadı. Sadece gözlerime baktı. “Çünkü insan bazen başına gelen büyük bir felaketten sonra mantıklı kararlar veremiyor.” Sustu. “Bora daha bebekti. Ben kendimi suçluyordum. Taylan da bana sürekli aynı şeyi söylüyordu.” “Neyi?” “Defne’nin zaten hasta olduğunu. Onun ölmesinin kaçınılmaz olduğunu. Benim acımdan dolayı gerçeği göremediğimi.” İçimde öfke yükseldi. “Yani seni de kendini suçlamaya ikna etti.” “Evet.” Sezin dudaklarını sıktı. “Yıllar geçtikçe ben bile bazı şeylerden şüphe etmeye başladım. Belki ona haksızlık yaptığımı düşündüm. Belki gerçekten Defne’yi seviyordu. Belki parayı kötü niyetle almamıştı.” Sonra Rüzgâr’a baktı. “Senin mesajın gelene kadar.” O anda her şeyi anladım. Taylan’ın “Beni dinlemeliydin” mesajını. “O çocuk benim hayatımın bir parçası olamaz” demesini. Bunlar yalnızca korkmuş bir adamın sözleri değildi. Bunlar yıllardır içinde taşıdığı aynı düşüncenin sözleriydi. “Taylan Rüzgâr’ı istemedi çünkü Down sendromlu olduğu için mi?” Sezin sertçe cevap verdi. “Hayır.” Şaşırdım. “Nasıl yani?” “Rüzgâr’ı en başından istemedi. Down sendromlu olduğunu öğrenmesi sadece onun içindeki gerçek yüzü yeniden ortaya çıkardı.” Tam o sırada telefonum çaldı. Ekrana baktım. Taylan. Sezin de ismi gördü. İkimiz birbirimize baktık. Telefon sustu. Beş saniye sonra tekrar çaldı. Sonra tekrar. Sezin fısıldadı: “Mesajımı gördü.” “Ne mesajı?” “Bu sabah ona evden ayrıldığımı söyledim.” Kalbim daha hızlı atmaya başladı. “Buraya geldiğini biliyor mu?” “Hayır.” Telefon bir kez daha çaldı. Bu kez açtım. “Taylan?” Karşıdan birkaç saniye sessizlik geldi. Sonra sesi duyuldu. “Sezin senin yanında mı?” Yüzüme soğuk bir ifade yerleşti. “Evet.” Küfür etti. “İdil, o kadın şu anda duygusal olarak iyi değil. Sana anlatacağı şeylerin yarısı doğru değil.” Sezin acı acı güldü. Taylan sesini yükseltti. “Beni dinle. O dosyada ne varsa kapat ve bana geri ver.” “Niye?” “Çünkü bunlar aile meseleleri.” Rüzgâr’ı kucağımda biraz daha sıkı tuttum. “Rüzgâr da senin ailen.” Sessizlik oldu. Sonra Taylan buz gibi bir sesle konuştu. “Hayır.” O tek kelime içimde bir şeyi tamamen bitirdi. Onu sevdiğim günlerden kalan son kırıntıyı. “Senden hiçbir şey istemiyorum.” dedim. “Ama oğlumdan kaçmana da izin vermeyeceğim.” Taylan güldü. “Ne yapacaksın? Beni rezil mi edeceksin?” Sezin ayağa kalktı. Telefonu elimden aldı. “Hayır Taylan.” dedi. “Bu kez yalnızca rezil olmayacaksın.” Taylan sustu. Sezin devam etti. “Avukatımla görüştüm. Defne’nin dosyasını yeniden açtırmaya çalışacağım. Ayrıca İdil’in oğlunun babalığının tespiti ve nafaka süreci için de destek vereceğim.” Taylan bağırmaya başladı. “Sen delirdin!” “Hayır.” Sezin’in sesi şaşırtıcı derecede sakindi. “Ben yıllardır ilk kez aklımı başıma topladım.” Telefonu kapattı. O günün öğleden sonrasında üçümüz birlikte bir avukatın ofisine gittik. Ben. Sezin. Ve bebek arabasında uyuyan Rüzgâr. Haftalar ayları kovaladı. Taylan önce babalığı inkâr etti. DNA testi gerçeği ortaya çıkardı. Sonra maddi sorumluluklarından kaçmaya çalıştı. Mahkeme buna izin vermedi. Sezin boşanma davası açtı. Defne’yle ilgili eski olayın hukuki boyutu ise beklediğimizden daha karmaşıktı. Yıllar geçmişti, bazı şeyleri ispatlamak kolay değildi. Ama Sezin artık adaletin yalnızca mahkeme kararı olmadığını anlamıştı. Bazen adalet, yıllarca sustuğun gerçeği sonunda yüksek sesle söylemekti. Bir yıl sonra Rüzgâr ilk yaşını doldurdu. Doğum gününü küçük bir parkta yaptık. Bora da gelmişti. Rüzgâr’ın karşısında oturup ona oyuncak bir araba sürüyordu. Sezin yanımda oturuyordu. “Biliyor musun?” dedi. “Ne?” “Defne yaşasaydı bugün on altı yaşında olacaktı.” Bir süre sustuk. “Bazen Rüzgâr’a bakınca onu düşünüyorum.” Elini tuttum. “O hiçbir zaman Defne’nin yerini tutamaz.” “Biliyorum.” Sezin gülümsedi. “Zaten tutmasını istemem. Ama bana bir şeyi hatırlatıyor.” “Neyi?” “Benim Defne için yapamadığım şeyi, bu kez başka bir çocuk için yapabildiğimi.” O sırada Rüzgâr kahkaha attı. Başımızı çevirdik. Bora, oyuncak arabayı yanlışlıkla kendi ayağına çarpmıştı ve Rüzgâr buna çok gülmüştü. Ben de güldüm. Bir yıl önce geleceğe baktığımda yalnızca korku görüyordum. Doktor randevuları. Terapiler. Masraflar. İnsanların bakışları. Rüzgâr’ın nasıl bir hayat yaşayacağını bilmiyordum. Hâlâ bilmiyordum. Ama artık başka bir şeyi biliyordum. Bir çocuğun değerini sahip olmadığı bir kromozom, öğrendiği kelimelerin hızı ya da başkalarının ona yüklediği beklentiler belirlemiyordu. Onun değerini, yalnızca varlığı belirliyordu. Rüzgâr benim hayatıma bir felaket olarak gelmemişti. Beni bir felaketten uyandırmıştı. Taylan bana aylar önce, “Beni dinlemeliydin.” demişti. Belki de haklıydı. Onu daha erken dinlemeliydim. Ama söylediği sözleri değil. Davranışlarını. Çünkü insanlar bazen kim olduklarını söyledikleri şeylerle değil, en savunmasız insanların karşısında yaptıkları seçimlerle gösterirler. Rüzgâr o gün parkta kahkahalar atarken Sezin’le birbirimize baktık. İkimiz de farklı şekillerde aynı adam tarafından kandırılmıştık. Ama artık ikimiz de onun hikâyesinin mağduru değildik. Kendi hikâyemizi yazıyorduk. Ve ilk kez sonunu Taylan değil, biz belirliyorduk. Rüzgâr’ı kucağıma aldım. Küçük elleri yüzüme uzandı. Gülümsedim ve alnından öptüm. O gün oğluma içimden tek bir söz verdim: Hayatta herkes seni anlamayabilir. Herkes seni kabul etmeyebilir. Bazıları seni değiştirilmesi gereken bir sorun gibi görebilir. Ama sen hiçbir zaman kimsenin hatası olmayacaksın. Sen, olduğun hâlinle değerlisin. Ve bir gün büyüyüp kendi hikâyeni yazdığında, başlangıcında seni reddeden bir adam olabilir. Ama hikâyenin sonunu belirleyen kişi asla o olmayacak.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.