Kocam, ikiz kız bebeklere hamile olan metresiyle
Masanın başında annesi Leman Hanım oturuyor, çok iyi bildiğim o kibirli bakışla beni süzüyordu. Bebek’teki evimizin boydan boya uzanan pencerelerinin yanında ise kocamın oteller zincirinin eski halkla ilişkiler müdürü Ceyda duruyordu. 27 yaşındaydı. 7 aylık hamileydi. İkiz kız bebeklere. Bir eli karnının üzerindeydi. Diğer eli ise anında tanıdığım antika inci broşa dokunuyordu. Cihan onu bana onuncu evlilik yıl dönümümüzde hediye etmişti. 6 ay sonra da tadilat sırasında büyük ihtimalle kaybolduğunu söylemişti.Gülümsedim. — Broşum da boşanma paketine dâhil miydi? Ceyda bakışlarını yere indirdi. Cihan çenesini sıktı. — Bunu daha da zorlaştırma. — Kimin için zor? Leman Hanım tırnağıyla sözleşmeye hafifçe vurdu. — Meryem, şükretmelisin. 50.000.000 lira, aileye çocuk vermeden bu evlilikten çıkan bir kadın için çok büyük para. İşte yine karşımdaydı. Yıllardır peşimi bırakmayan o cümle. Kusurlu kadın. Arıkan ailesine veliaht veremeyen eş. Cihan’ın her zaman çok önemli bir toplantısı varken iğnelerden, hormonlardan, tetkiklerden, acı veren operasyonlardan ve hastane bekleme odalarından tek başına geçen o kadın. Sözleşmeye baktım. Arıkan Otelleri yönetim kurulu üyeliğimden feragat ediyordum. Yalıyı bırakıyordum. Gelecekteki tüm hak taleplerimden vazgeçiyordum. Ve boşanmanın şartları hakkında katı bir gizlilik anlaşması imzalıyordum. Bunun karşılığında, 50.000.000 lira. — Avukatım her şeyi inceledi zaten, dedim. Cihan kaşlarını çattı. — Avukatın mı? Çantamdan bir dolma kalem çıkardım. — Belgeyi 3 gün önce teslim aldı. İlk kez gözlerinde tedirgin bir ifade belirdi. İlk sayfayı imzaladım. Ardından ikinciyi. Üçüncüyü. Ve son sayfayı. Yüzüğümü parmağımdan çıkarıp evrakın üzerine bıraktım. Ceyda, sanki oynamayı hiç kabul etmediğim bir yarışı az önce kazanmış gibi derin bir nefes aldı. Ayağa kalktım. — Bavullarım arabada hazır. Cihan da hızla ayağa kalktı. — Eşyalarını topladın mı bile? — 3 gün önce. — Meryem, bekle. Leman Hanım buz gibi bir gülümsemeyle araya girdi. — En azından olay çıkarmadan gidecek kadar haysiyetin olsun. Kapının eşiğinde durdum. Geri döndüm. — Olay çıkarmak mı? Odaya ağır bir sessizlik çöktü. — Ameliyattan sonra tek başıma uyandığımda ve Cihan beni aldırması için şoförü gönderdiğinde de olay çıkarmış mıydım? Kimseden çıt çıkmadı. — Arkadaşlarınıza Allah’ın bazı kadınların neden anne olmaması gerektiğini bildiğini söylerken de bir sahne mi oynuyordunuz? Leman Hanım’ın beti benzi attı. Cihan annesine baktı. — Gerçekten öyle mi söylüyordun? Kadın çenesini dikleştirdi. Konuşmaya devam ettim. — Yoksa oğlunuz İzmir’de bir otel alımı pazarlığında olduğunu söylerken, bir hastane odasında tek başıma düşük yaptığımda mı olay çıkardım? Cihan’ın soluğu kesildi. — Sen ne dedin az önce? Ceyda başını yavaşça kaldırdı. Kocama baktım. — Hamileydim. Yüzü tanınmaz bir hâl aldı. — Hayır. — 8 haftalıktı. — Meryem… — Kalp atışı bile vardı. Cihan bana doğru sarsılarak bir adım attı. — Bana hiçbir zaman söylemedin. İçimde garip bir his belirdi. Üzüntü değildi bu. Bütün bunların acısını yıllar önce tüketmiştim. — O gece seni tam 11 defa aradım. Ceyda gözlerini sıkıca kapattı. İşte o an, Ceyda’nın o gece Cihan’ın nerede olduğunu gayet iyi bildiğini anladım. — Telefonun kapalıydı çünkü onun yanındaydın. Cihan, Ceyda’ya döndü. Ceyda onun gözlerinin içine bakamadı. — Gebelik sabaha karşı sonlandı, diye devam ettim. Sonrasında genetik testlerin sonuçları geldi. Leman Hanım birden kaskatı kesildi. Çok küçük, neredeyse görünmez bir hareketti. Fakat gözümden kaçmadı. — Uzman hekim, düşük riskini ciddi oranda artıran genetik bir bozukluk olduğunu tespit etti. Cihan’ın kafası karışmıştı. — Sende mi? Gözlerimi doğrudan gözlerine diktim. — Sende. Odayı mutlak bir sessizlik kapladı. Leman Hanım’ın parmakları arasından kadeh kaydı. Kristal kadeh parkenin üzerinde paramparça oldu. Cihan dehşetle annesine döndü. — Anne… Kadın tek bir kelime bile edemedi. Çantamı omzuma astım. — Yani bu 50.000.000 lira bir lütuf değil. Görmezden gelmeyi seçtiğin her gerçeğin bedeli. Kapıdan çıktım. 1 saat sonra havaalanı yolundaydım. Uçağım Bodrum’a doğru havalandığında telefonumu tamamen kapattım. İndiğimde ekranda 34 cevapsız arama vardı. 17’si Cihan’dandı. 9’u ise Leman Hanım’dan. Cihan’ın mesajında şöyle yazıyordu: — Geri dön. Gerçeği bilmek zorundayım. Leman Hanım’ın mesajı ise bambaşkaydı: — Parayı iade et ve derhal eve dön. Ceyda’nın hamileliğinde ciddi komplikasyonlar çıktı. Bu aile tek veliahtlarını kaybedemez. Mesajı sildim. Tam o sırada terminal çıkışında beni bekleyen Selim Kaya’yı gördüm. Üniversite yıllarından beri tanışıyorduk. Cihan’dan çok önce. Arıkan ailesinden çok önce. Herkesin haddinden fazla yer kapladığı bir aileye sığabilmek için kendimi küçültmeyi öğrenmeden çok önce. 6 ay önce bir başka hastane randevusundan sonra onu aramıştım. 2 saat boyunca konuşmuştuk. Vedalaşırken bana sadece şunu söylemişti: — Oradan çıkmaya hazır olduğun gün beni ara. Yere tek başına çakılmana asla izin vermeyeceğim. Şimdi karşımdaydı, elinde 2 karton bardak kahveyle bekliyordu. — Geldin, dedi. Başımı salladım. — Geldim. Fakat otoparka doğru yürürken telefonum tekrar titredi. Arayan avukatımdı. Mesajını açtım. Yalnızca tek bir cümle vardı: — Meryem, tüm tıbbi dosyanı ayrıntısıyla inceledim. Leman Hanım genetik sonuçların bir kopyasını boşanmadan 2 yıl önce elden teslim almış. Olduğum yerde dona kaldım. Çünkü bu, kayınvalidemin beni herkese karşı çocuk verememekle suçlarken bütün gerçeği bildiği anlamına geliyordu. Ve eğer Leman Hanım bunu biliyorduysa, zihnimi kemiren çok daha dehşet verici bir soru vardı. Cihan da biliyor muydu? Bölüm 2: Bodrum’daki ilk haftalarda Cihan’ın hiçbir aramasına cevap vermedim. Marina yakınlarında küçük, ferah bir daire kiraladım ve Selim’le birlikte eski bir taş konağın restorasyon projesi üzerinde çalışmaya başladım. 12 yıl boyunca mermerler, hizmetçiler ve katı aile kuralları arasında yaşadıktan sonra, Leman Hanım’ın yargılayan bakışları olmadan pijamalarımla kahvaltı yapabilmek bana inanılmaz bir lüks gibi geliyordu. Cihan ise her gün aralıksız mesaj atıyordu. — Beni affet. — Hamile olduğunu bilmiyordum. — O test sonuçlarından haberim yoktu. — Sana anlatmam gereken çok şey var. Hiçbirine dönmedim. Ta ki Leman Hanım bir gün Bodrum’da kapıma dayanana kadar. Beni Selim’le birlikte bir restoranın terasında mimari çizimleri incelerken buldu. Kusursuz kırmızı bir elbise giymişti, gözlerinde devasa güneş gözlükleri vardı. — Meryem, kızım. Yüzüne baktım. — Bana bir daha asla öyle hitap etmeyin. Selim planları toplayıp ayağa kalktı. — Ben içerideyim. Leman Hanım karşımdaki sandalyeye oturdu. — Cihan mahvolmuş durumda. — Terapiye gitsin. — Günlerdir ofisindeki kanepede sabahlıyor. — Türkiye’nin her yerinde Arıkan otelleri var. Yatacak bir yatak bulur elbet. Yüzündeki ifade aniden sertleşti. — Ceyda’nın erken doğum riski var. Sessizce bekledim. Bu ziyaretin asla vicdani bir sebebi olmadığını çok iyi biliyordum. Nihayet baklayı ağzından çıkardı: — Doktorlar ikizlerden birinde hayati komplikasyonlar olabileceğini söylüyor. — Bebekler adına üzüldüm. Leman Hanım uzanıp elimi tutmaya çalıştı. Elimi hızla geri çektim. — Meryem, artık senin hamile kalabildiğini biliyoruz. Söylediğini idrak etmem 2 saniyemi aldı. Sonra istemsizce acı bir kahkaha attım. Komik olduğu için değil. Korkunç olduğu için. — Cihan’a geri dönmemi istiyorsunuz. — Mantıklı düşünmemizi istiyorum. — Bir yedek parça gibi mi? — Haddini aşma. — Başka hangi kelimeyi tercih edersiniz? Leman Hanım sesini alçalttı. — Eğer ikizlerin başına bir şey gelirse, Cihan tamamen soyundan mahrum kalabilir. Gözlerinin içine baktım. — Çocuklar soyadınızın sigorta poliçesi değildir. — Arıkan ailesinin sorumlulukları var. — Hayır. Yalnızca hastalıklı takıntıları var. Ayağa kalktım.