Komşumuz, kör babamı tam 8 yıl boyunca

Hasan Abi geldi.” Sonra biri sordu. “Mehmet Abi bugün neden gelmedi?” Hasan Amca başını eğdi. “O artık çok uzak bir yere gitti.” Salon bir anda sessizleşti. Genç bir kadın ağlamaya başladı. Yaşlı bir adam bastonunu sıkıca kavradı. Küçük bir çocuk ise annesine dönüp, “Mehmet Dede bana satranç öğretmişti.” dedi. O an babamın orada sadece bir kursiyer olmadığını anladım. O, onlar için bir öğretmendi. Bir umuttu. Merkezin müdürü beni odasına davet etti. Dolabından kalın bir dosya çıkardı. “Baban son sekiz yılda yüzlerce saat gönüllü çalıştı.” dedi. Dosyanın içinde teşekkür mektupları vardı. Üniversiteyi kazanan görme engelli bir genç… Tek başına yürümeyi öğrenen yaşlı bir kadın… Hayata yeniden tutunan insanlar… Hepsi babam için satırlar yazmıştı. Müdür son olarak küçük bir kutu uzattı. “Bunu da size bırakmış.” Kutunun içinde eski, yıpranmış bir düdük vardı. Şaşkınlıkla baktım. Müdür gülümsedi. “Baban merkeze gelen herkesin ilk gün korktuğunu söylerdi. Sonra bu düdüğü çalar ve ‘Bugün yeni hayatının ilk günü.’ derdi.” Artık gözyaşlarımı tutamıyordum. Babam bana yıllarca sadece doktor kontrollerinden bahsetmişti. Oysa gerçekte her perşembe onlarca insana yeniden yaşamayı öğretiyordu. Eve döndüğümde mektubu tekrar tekrar okudum. Son sayfanın arkasında küçücük bir not daha vardı. “Eğer bu satıra kadar geldiysen senden son bir şey istiyorum. Benim yerime git. Çünkü umut, ancak paylaşıldığında çoğalır.” Aradan altı ay geçti. Artık her perşembe ben de Hasan Amca ile aynı merkeze gidiyorum. İnsanlara bilgisayar kullanmayı öğretiyor, sesli kitaplar okuyorum. Babamın yıllarca oturduğu sandalyeye her oturduğumda onun sıcaklığını hâlâ hissediyorum. O gün anladım ki babam bana büyük bir miras bırakmamıştı. Bana bıraktığı en değerli şey; karanlığın içinde bile başkalarının yolunu aydınlatabilen bir insan olmanın, hayatta sahip olunabilecek en büyük zenginlik olduğuydu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.