Ölmek Üzere Olan Bir Adamla
Kemal'in mektubu elimden kayıp yere düştü. Kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu. Titreyen ellerimle kâğıdı yeniden aldım ve okumaya devam ettim. "Bu satırları okuyorsan artık bu dünyada değilim. Sana gerçeği yüzüne karşı söyleyemedim. Çünkü bunu söyleseydim benimle evlenmeyi kabul etmeyeceğini biliyordum." Derin bir nefes aldım. Bir sonraki satır ise beni yıllar öncesine götürdü. "Yirmi altı yıl önce sen henüz on iki yaşındaydın. Babanın kullandığı otomobil, yağmurlu bir gecede karşı şeride geçti. O kazada annem ve babam hayatını kaybetti." Gözlerim büyüdü. O kazayı hatırlıyordum. Babam aylarca vicdan azabı çekmiş, kazanın istemeden gerçekleştiğini söylemişti. Ben ise o günlerde küçücük bir çocuktum ve olayın ayrıntılarını hiç öğrenememiştim. Mektubu okumaya devam ettim. "Kimse seni suçlamadı. Çünkü sen sadece bir çocuktun. Ama ben uzun yıllar boyunca o kazanın acısıyla yaşadım." Boğazım düğümlendi. Kemal devam ediyordu. "İlk yıllarda senden de ailenden de nefret ettim. İntikam almayı bile düşündüm. Sonra seni yıllar sonra tesadüfen bir hastanede gördüm. Yaşlı bir kadına nasıl yardım ettiğini izledim. O gün senin, kafamda yıllarca düşman olarak büyüttüğüm kişi olmadığını anladım." Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. "Sonra seni araştırdım. Belediyenin gönüllü bakım programına katıldığını öğrendim. İnsanlara hiçbir karşılık beklemeden yardım ediyordun. İçimdeki bütün öfke yavaş yavaş kayboldu." Mektubun her satırı beni biraz daha sarsıyordu. "Kanser olduğumu öğrendiğimde önümde çok az zaman kaldığını biliyordum. Hayatım boyunca kaybettiklerimin yasını tuttum ama affetmenin nasıl bir şey olduğunu sen bana öğrettin." Gözyaşlarımı silemiyordum. "Sen benim ailemi öldürmedin. Baban da bunu isteyerek yapmadı. Hayat bazen insanlara çok ağır sınavlar verir. Ben bunu anlamak için otuz yıl bekledim." Bir an başımı kaldırıp avukata baktım. O da sessizce beni izliyordu. Kemal mektubun son sayfasında bambaşka bir gerçekten söz ediyordu. "Eğer yalnızca seni affettiğimi söylemek isteseydim bunun için evlenmemize gerek yoktu." Şaşkınlıkla okumaya devam ettim. "Ben seni gerçekten sevdim." İçimde bir şeyler koptu. "O kısa günlerde bana gösterdiğin ilgi, bana hazırladığın yemekler, birlikte içtiğimiz çaylar... Bunların hiçbirini bana borçlu değildin. Buna rağmen yanımda kaldın." Artık hıçkırarak ağlıyordum. "Hayatım boyunca ilk kez biri bana acıdığı için değil, insan olduğum için değer verdi." Son satırlara yaklaşırken nefesimi tuttum. "Sana küçük bir emanet bırakıyorum." Avukat sessizce masasının üzerine ikinci bir dosya koydu. Dosyada Kemal'in vasiyeti vardı. Yaşadığı mütevazı ev, banka hesapları ve yıllarca biriktirdiği tüm mal varlığı bana bırakılmıştı. Şaşkınlıkla avukata baktım. "Bir yanlışlık olmalı." Avukat başını salladı. "Hayır. Kemal Bey bunu aylar önce hazırladı." Dosyanın arasında bir not daha vardı.